Paralel devlet artık hatta karışabilir mi?
- GİRİŞ16.12.2013 10:11
- GÜNCELLEME16.12.2013 10:11
Sadece 2012 yılının kanlı bilançosuna (resmî rakamlara göre 2012 yılında 438 PKK'lı, 180 güvenlik görevlisi, 42 sivil hayatını kaybetti) bakmak bile 2013'ün kıymetini anlamaya yeter.
Bu bir yılda, kaza, mayına basma nedeniyle yaşanan ölümlerin dışında ölüm haberi gelen iki olay oldu. Lice ve Yüksekova'da güvenlik güçleri tarafından dört sivil vatandaş öldürüldü. Son Yüksekova'daki acı olay çözüm sürecinin belki de en kritik anıydı. Kötü hafızaları canlandırıp, bir kırılmaya neden olmamasını Öcalan'ın protestoları da bitiren açıklamasına borçluyuz. Öcalan "bu provokasyondur, arkasında da paralel devlet var" dedi.
Peki neyi kastediyor Öcalan, daha önce de kullandığı bu paralel devletle? Buna cevap veren çok ama, somut bir karine gösteren pek yok.
Halbuki devlet içinde Kürt sorununun çözümüyle ilgili kavganın uzun ve hiçbir istihbarî bilgiye gerek olmadan açık kaynaklardan, haberlerden takip edilebilecek bir tarihi var. Çoğu da önümüzde yaşandı.
1993'e kadar gidilebilir. Ama biz bugünkü kavgayı anlamak için 2005'e kadar gidelim.
Daha sonra Oslo adını alacak devlet-PKK görüşmelerinin başlangıç yılı resmî açıklamalara göre 2005. Görüşmeler Ankara'da başlıyor. Peki kimle? Şimdi Kandil'de üniformasıyla dolaşan Sabri Ok'la. Bunu nereden biliyoruz peki? 2008 Nisanında Taraf'ta çıkan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı yayınlarından çıkan PKK/Kongra-Gel Terör Örgütü -Analiz Notları- Mücadele Metotları adlı gizli ibareli kitaptan.
Hizmete özel o kitapta 2006 yılında bazı devlet yetkililerinin PKK'nın Avrupa sorumlusu Sabri Ok vasıtasıyla Abdullah Öcalan'la görüştüğü ve Öcalan'ın 2006 yılı ekim ayında ilan ettiği ateşkesin de bu görüşmeler sonucunda gerçekleştiği yazılıydı.
Hem de bunu eleştiren, hatta bir nevi ihbar eden ifadelerle. Yani kavganın iki tarafı var: Biri görüşmeleri yapan MİT, diğeri o görüşmeleri izleyip, ihbar eden Emniyet.
Anlaşılan izlemekle de kalmıyorlar. Sabri Ok, 1985 yılında tutuklanmış bir PKK yöneticisi. Tam 20 yıl hapis yatıyor. PKK'nın hapishane sorumlusu oluyor. Bu arada 1998 ateşkesi sırasında devlet ilk görüşmelerden birini onunla yapıyor. 2005 yılında tahliye olan Ok, ilk olarak ne yapıyor peki? Bir yasa dışı örgüt yöneticisi için tuhaf bir karar ama askere gidiyor! Ama devletle görüşmeleri resme ekleyince pek de tuhaf değil. Ok, kurulacak yeni Kürt partisinin liderliğine hazırlanıyor. Bu arada görüşmeler Emniyet istihbaratının kitabında söylendiği gibi başarıyla sonuçlanıp, PKK 1 Ekim 2006'da ateşkes kararı veriyor. Peki sonra ne oluyor. Paralel devlet hatta karışıyor. Bir anda sözleşmiş gibi üç farklı şehirde itirafçılar Sabri Ok'u suçlayan ifadeler veriyorlar. Ok hakkında tutuklama kararı çıkarılıyor. Ok 7 Nisan 2007 tarihinde pasaportuyla yurt dışına çıkıyor. Yani devlet onu paralel devletten kaçırıyor. Ya da paralel devlet onu devletten. Tam belli değil, o sırada kim paralel kim devlet. Ve bir süre sonra ateşkes bozuluyor. Kanlı karakol baskınları başlıyor.
Devletin devlete ikinci çelmesinin tarihi 2009. Yine bir ateşkes kararı. PKK, 13 Nisan 2009 tarihinde daha sonra adına Oslo Süreci denecek görüşmeler sonucunda ateşkes kararı vermiştir. Tam bir gün sonra paralel devlet düğmeye basar ve KCK operasyonları başlar. Sonra yetmez kelepçeli fotoğraf verilir. Buna rağmen devletin diğer kanadı PKK ile görüşmelere devam eder. (Bu arada iddianameye göre KCK-Türkiye 2005 yılında Sabri Ok'un liderliğinde kurulmuş bir yapı. 4 yıl beklemiş devlet demek ki. Tesadüfler, zamanlaması manidarlar...)
Ve görüşmelerin sonucunda Habur olur. Ekim 2009. Sınırda kurulan mahkemeler, karşılamalar. Sonra bir anda dağılan hava. Devletin bir kanadının tutuklamayıp sınırdan serbest bıraktığı PKK'lıların neredeyse hepsi hakkında birkaç ay içinde mahkemeler tutuklama kararları vermeye başlar. Bir kısmı Türkiye'den kaçarak ancak -kaçmalarına fırsat veren bazı yargı kararlarıyla- hapishaneden kurtulur. Devletin bir kanadının verdiği sözü, diğer kanadı bozar. Ve yeniden savaş kararı ve yeniden ölümler...
Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
Yıldıray Oğur - Türkiye Gazetesi
yildiray.ogur@tg.com.tr
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol