Montesquieu'nün terliği

  • GİRİŞ05.01.2014 11:36
  • GÜNCELLEME05.01.2014 11:36

4 saat süren toplantıda Başbakan'ın oğluyla ilgili iddialardan, El Kadı meselesinden, cemaatle kavgaya, Ergenekon ve Balyoz davalarına kadar her şey adı verilerek, sansürsüz soruldu ve Başbakan her soruya tek tek cevap verdi. Bazı konularda topu bakanlara bıraktı, onlar soruları cevapladı. "Yandaşlarla buluştu" diyenlere Başbakan'ın benzer toplantılarında o "muhalif" gazetecilerin halini göstermek lazım.

Başbakan manşeti toplantının sonunda Star Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert'in "Cemaatle süren bir diyalog var mı" sorusu üzerine attı. Başbakan "Evet, yazılı bir metin geldi" dedi.

Bu metinde dershaneler ve atamalarla ilgili mevzular olduğundan bahsetti. Yine mektupta yer alan medya üzerinden salvoların bitmesiyle meselenin çözülmeyeceğini söyledi. Ama medya üzerinden saldırıların devam etmesinden yakındı (ama birkaç gündür burada da bir yumuşama var) diye şerh düşerek. Ama bunun hemen arkasından sıraladıkları karşı karşıya olduğumuz tabloyu ve Başbakan'ın bu sulh adımına bakışını ortaya koydu: İşin yargı boyutu, paralel devlet boyutu önemli, o konudaki tavır ne olacak önemli. Sürekli böyle şantajlarla mı karşı karşıya kalacağız.
Bir espri üzerine mektup için "Evet ıslak imzalı" diyen Başbakan yine bir soru üzerine mektubun "çok yakın bir zamanda" geldiğini aktardı. Başbakan yazılı bir metinden, ıslak imzalı bir mektuptan bahsetti.

Evet "Bana yazıldı" demedi. "Cumhurbaşkanına geldi de demedi. Bu konuda ayrıntıya girmedi. Mektuptan ilk Başbakan bahsettiği için ona geldiğini düşünmek herhalde tuhaf değil. Akşam saatlerinde "Mektubun herhangi bir pazarlık içermediğini, Cumhurbaşkanı'na yazıldığını" açıkladı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı. Ardından Herkül.org sitesinde çıkan mektuptan alıntıların olduğu yazıdaki "Hocaefendi, mektupta muhtevanın Başbakan'la paylaşılması arzusunu da dile getirdi" cümlesi ilk red eden açıklamadan daha açıklayıcıydı. Anlaşılan mektup, Fehmi Koru üzerinden Cumhurbaşkanı'na ve Başbakan'a ulaşmış. Yani mektup Cumhurbaşkanına gönderilip, Başbakan'a cc edilmiş. Esas kavganın tarafı olan, dershane, bürokrasideki tasfiyelerin icracı makamının adresine gelmiş. Mektupta görev yerleri değiştirilen bürokratlara açıkça sahip çıkılması ise fazla söze gerek bırakmıyor. Mektubun 17 Aralık operasyonundan sonra gelmiş olmasının da altı çizilmeli.

Başbakan'ın da bu konuda kafası net. Önce paralel devlet konusunda bir tavır bekliyor cemaatten Başbakan paralel devletle hesaplaşma konusunda geri adım atmayacak. "Kula mı kulluk edeceksiniz hakka mı kulluk edeceksiniz" derken de atıflar buna. "Dershane tartışmasından sonra bekliyorduk bunu, bir hafta önce haberi gelmişti, ama böyle olacağını düşünemedik" diyor 17 Aralık Operasyonu için. Başbakan paralel devlet derken Baykal'a komplodan, kendisinin dinlenmesine, BDPlilerin tahliye edilmemesine hatta 28 Şubat tahliyelerine, soruşturmanın işadamı ve medyaya uzanmamasına kadar her şeyin arkasında olduğu bir yapıdan bahsediyor. Özellikle ofisinin dinlenmesiyle ilgili konuda sorumluların açıklanacağını söylüyor. Bu konuda artık hiçbir şeyin kamuoyundan saklanmayacağının, bunları saklamanın paralel yapı güçlendirdiğinin altını çiziyor. Başbakan'ın tarif ettiği paralel devlet kriminal bir örgüt. Korkutucu. Demokrat herhangi bir insanın hiçbir tevil ve tefsirle savunamayacağı bir yapı.

Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz

Yıldıray Oğur- Türkiye Gazetesi
yildiray.ogur@tg.com.tr

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat