Koyun sürüleri vs çakal sürüleri

  • GİRİŞ05.03.2014 11:19
  • GÜNCELLEME05.03.2014 11:19

“Sanıkları belli davayı partimize 
yönelik bir siyasal davaya dönüştürmek isteyenlerin amacı yerel 
seçimlere giderken partimizi kanıtlanmamış, dayanıksız suçlamaların 
odağı haline getirmektir.”

“İkinci olasılık mali şubece yapılan sorgulama bandının birileri tarafından montaj yoluyla saptırılmış olmasıdır.”
“Siyasiler 
kendini yargı yerine koyarsa hukuk devleti gerçekleşmez. Bantla ilgili 
incelemeler sürüyor, asıl gerçek o zaman ortaya çıkacak. Bazı kurum ve 
kuruluşların kendini yargı dışında görmeleri ancak totaliter sistemlerde 
olur.”
“Burada amaç sola karşı sivil darbe girişimidir.”
Son 
cümle olmasaydı, bu cümlelerin dün Kırıkkale mitingi sırasında Başbakan 
Erdoğan'ın ya da 17 Aralık üzerine televizyonlara çıkan bir AK Partili 
bakan, yetkilinin konuşmasından olmasına herhalde kimse şaşırmazdı.
Üzerinden 
geçen 21 yıla rağmen güncelliğini koruyan sözlerin ilk üçü Türkiye sol 
siyasetinin en saygın isimlerinden biri olan Aydın Güven Gürkan'a ait. 
SHP'nin iki numaralı koltuğunda otururken düzenlediği basın 
toplantısında söylenmiş sözler. Dördüncü cümle dönemin SHP'li Adalet 
Bakanı Seyfi Oktay'dan. Son cümle ise dönemin İstanbul  Belediye Başkanı 
Nurettin Sözen'den.
Doğru tahmin. İSKİ skandalı üzerine 
söylenmiş sözler bunlar. Daha doğrusu İSKİ Skandalı sonrasında yaşanan 
siyasi operasyonlar üzerine.
Ama amaç ne siz de böyle 
demiştiniz diye topu CHP ağlarına göndermek ne de yolsuzluk yapan hep 
aynı argümanları kullanıyor işte diye CHP-C(Cemaat) saflarına pas atmak.
Tam 
aksine, siyasetin dünyanın her yerinde mütemmim cüzü olan yolsuzluk 
iddialarının, siyasete, demokrasiye, barışa karşı nasıl bir siyasi 
mühendislik aracı olarak kullanıldığını yeniden hatırlatmak
İSKİ 
skandalı. Evet, 1993 yazında genel müdür Ergun Göknel'in aşk trafiği ve 
ardından boşanma davası vesilesiyle patlak veren yolsuzluk skandalı bu.
Yukarıdaki sözlerin sahipleri de bu kadarını inkâr etmiyor. Peki bu öfkeleri neye?
Yolsuzluk 
soruşturmasının SHP'yi tasfiye operasyonuna dönmesine. Nasıl oluyor bu? 
1993 Temmuzunda İSKİ skandalı ortaya çıkıyor. İstanbul Mali Şube Müdürü 
Salih Güngör, Fatih Cumhuriyet Savcısı Selim Ulaş. Skandalı ortaya 
çıkaran Hürriyet ve Temiz Eller programını yapan gazeteci Yıldırım 
Çavlı.
Dava açılıyor. Davanın açılmasından 4.5 ay sonra 
televizyonlar İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel'in SHP'li bakanları, üst 
düzey yöneticileri suçlayan sorgu kayıtlarını yayınlamaya başlıyorlar. 
Uğur Dündar, Yıldırım Çavlı gibi CHP'li gazeteciler. Her gün bir kaset 
ortaya çıkıyor. Bakanlarla ilgili rüşvet iddiaları, yasa dışı bağışlar, 
İSKİ'nin maaşa bağladığı 29 gazeteci...
Soruşturmayı yürüten savcı “Bana emniyetten böyle bir sorgu kaseti gelmedi” açıklaması yapınca skandal ortaya çıkıyor.
İddia 
ciddidir: Ergun Göknel'in Emniyet'te ikinci kez sorgulanmış ve hukuki 
olmayan vaatlerle SHP'li politikacılar aleyhine konuşturulmuştur. Ortaya 
çıkan bu korsan 5 saatlik sorgu kasetleri 1993 Aralık ayında, yerel 
seçimlere üç ay kala parça parça televizyonlara servis edilince SHP 
ayağa kalkar.
(Kasetler bugün olduğu gibi o gün de siyasilerin 
elinde gezmektedir. Yavuz Donat bir gece Ankara'da otururlarken Eyüp 
Aşık'ın apar topar yanından ayrıldığını, Nereye gidiyorsun diye 
sorulunca da “Mesut Beyde bir kaset varmış. İSKİ ile ilgili yeni bir 
kaset onu izleyeceğiz” dediğini yazar.)
SHP'nin iki numarası 
rahmetli Aydın Güven Gürkan'ın “devlet içindeki kimi kesimleri SHP'ye 
operasyon yapmakla” suçladığı açıklamasının tamamını hatırlayalım:
“İSKİ 
davasının sonuçlandırılma aşamasına çok yaklaşıldığı ve bazı tutuklama 
kararlarının kaldırıldığı bir dönemde bir televizyon kuruluşu birdenbire 
ikinci bir bant olayı ortaya çıkarmıştır. Posta yoluyla gönderildiği 
iddia edilen bu bant, sorumlu ve yasalara saygılı bir basın anlayışının 
gereği olarak derhal savcılığa verilmesi gerekirken yayınlanmıştır. 
Ancak bu bandın yeterli yankı meydana getirmemesi üzerine bu yayından 
15-20 gün sonra bu kez de yazılı basın aracılığıyla ve daha da 
büyütülecek yeni bir yayın yapılmıştır. Üstelik bu konuda hiçbir 
ilgisinin de olmadığı açık olan Adalet Bakanı da istifaya davet edilerek 
olay saptırılmaya SHP'ye doğru yöneltilmeye çalışılmıştır.
Birinci 
olasılık şudur: Ergun Göknel bantları ve tutanakları savcılığa teslim 
edilen sorgulamasının dışında ikinci bir sorgulamaya alınmış 
bu sorgulama bandı bir başka uygun zamanda kullanılmak üzere saklı 
tutulmuştur.
Bu sorgulamayı kimler niçin yapmıştır ve neden bu ikinci 
sorgulama zamanında savcılığa gönderilmemiştir. Bant niçin saklı 
tutulmuş ve neden davanın sonuçlandırılmasına yakın bir aşamada o da 
sızdırma yöntemiyle ortaya çıkarılmıştır.
İkinci olasılık, mali 
şubece yapılan sorgulama bandının birileri tarafından montaj yoluyla 
saptırılmış olmasıdır. Bunu kim yapmıştır, hangi amaçla yapmıştır, 
arkasında kimler vardır... Bunları hızla bilmek ve öğrenmek istiyoruz.
İSKİ'deki yolsuzluk olayı SHP'ye yönelik faili meçhul bir komplo haline dönüştürülmek istenmektedir.
Turizm 
Bakanı Abdülkadir Ateş ile ilgili sözler bantta yer almamaktadır. Ergun 
Göknel'in SHP'li olmayan bir başka politikacı için söylediği sözler 
kamuoyuna sanki SHP'li Ateş için söylenmiş gibi sunulabilmektedir.”
İddialar 
üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açar ve TV'lerde 
yayımlanan sorgu kayıtlarının Emniyet'ten savcılığa teslim edilmediğini 
tespit eder.
Peki, bu kaset operasyonu amacına ulaşır mı?
Önce 
bunun için 1993 yılındaki SHP'yi hatırlamak gerekir. 1989 Yerel 
Seçimleri'nde büyük başları elde etmiş, 1991 seçimlerinde HEP'le seçim 
ittifakı kurup, Kürt milletvekilleri Meclis'e taşımış, DYP ile koalisyon 
ortağı olmuş,  demokratikleşme, Kürt sorunu konusunda çok ileri laflar 
eden ve projeler ortaya koyan bir SHP'dir bahsettiğimiz.
1993 
yılı bir darbe yılıdır. Uğur Mumcu suikastı, Özal'ın ölümü, Eşref Bitlis 
suikastı, 33 er olayıyla çözüm sürecinin çökmesi, Mehmet Ağar Emniyet 
Genel Müdürü olup, devletin Kürt sorununda rutin dışına çıkma kararı 
vermiştir.
Bunun önünde kalmış en büyük engellerden biri bu SHP'dir.
Yerel 
seçimlere üç ay kala SHP, orduya, devlete yakın Kemalist gazeteciler 
üzerinden patlatılan İSKİ skandalıyla sarsılır. Yetmez, seçime aylar 
kala kasetler ortaya sürülür.
İSKİ skandalıyla çalkanan 
partinin lideri Erdal İnönü siyaseti bırakır, Genel Başkanlığa 
Murat Karayalçın seçilir. 3 Mart 1994'te SHP'nin Meclis'e soktuğu DEP'li 
vekiller yaka paça Meclis'ten gözaltına alınır. 27 Mart 1994 yerel 
seçimlerinden SHP büyük bir hezimetle çıkar. 1989'daki oyları 11 puan 
düşer, büyükşehirleri kaybeder. Ve 1995'te parti aylarca İSKİ skandalı 
üzerinden SHP'yi yerden yere vuran Deniz Baykal'ın CHP'siyle birleşir. 
Daha doğrusu Baykal'ın CHP'si SHP'yi yutar.
Operasyon 
başarıyla tamamlanmıştır. Yolsuzluklar, kasetlerle devletin rutin dışına 
çıkması önündeki tüm engeller kaldırılmış, solcu, muhalif SHP yerini 
devletçi, ulusalcı CHP'ye bırakmıştır. Siyaset mühendislikle istenen 
kıvama getirilince binlerce fail-i meçhul cinayetin işlendiği karanlık 
bir devir açılır.
Yolsuzluk operasyonunun aktörleri ne olur 
peki? Kasetlerin servis edildiği Mesut Yılmaz'ın hükümeti yolsuzluk 
iddiasıyla çöker. Temiz Toplum için imza kampanyası başlatan ANAP İl 
Başkanı Erol Aksoy ve ilk imzacılardan Gülay Atığ'ı da aynı kader 
bekleyecektir.  Soruşturmayı yürüten Mali Şube Müdürü yıllar sonra 
mafya, çete, dolandırıcılık suçlamalarıyla gözaltına alınır, yargılanır. 
Skandalı patlatan gazeteci Metin Göktepe'nin ölümünden sonra onu 
terörist ilan etmesiyle hatırlanır. Kasetleri yayımlayan diğer 
araştırmacı gazeteci ise kafasında bone karafatmalar peşinde koşarken…
Tabii 
tarih her zaman tekerrür etmez. Siyasi mühendislik projelerine karşı 
meydanları dolduran “koyun sürüleri”, etrafta dolaşan “çakal sürülerine” 
 karşı bu kez yıllar sonra yaklaşan barışı, koruyup bir daha asla da 
diyebilir…

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ... 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat