Failleri meçhulleştirmek…
- GİRİŞ17.10.2014 10:07
- GÜNCELLEME17.10.2014 14:40
TSK sitesinde, ‘’Güncel Duyurular’’ bölümündeki duyuruda bahsedilen isim ‘’Sofi’’ kod adlı Selahattin Dilek. Gazeteler, pek çok eylemin emrini verdiği söylenen Dilek’in arananlar listesinde üst sıralarda olduğunu yazdı.
Google’da adını aratınca karşınıza bundan bir yıl önce Diyarbakır’da AK Partili siyasetçilere kendi el yazısıyla gönderdiği iddia edilen bir ‘uyarı’ mektubu haberi çıkıyor.
O haberlere göre mektubun bir yerinde şöyle demiş: “Devlete güvenerek iş yapmaya kalkma. Hesap vermek zor bir iştir. Bu borcun altına girmemeniz gerekir. Tek yapman gereken safını bir an önce netleştirmendir.”
“PKK’lıların leşlerini askerime toplatmam” diyen komutanların devletinden, Kobani’de savaşırken yaralanan PKK komutanlarının sınırdan alınıp tedavi için hastaneye götürüldüğünü duyuran devlete geldik.
“Tükürüğümüzle boğacağız”larla “tek bir terörist kalıncaya kadar”larla atarlanan Başbakanlardan, polise verilecek yetkilerin özgürlük alanlarını kısıtlamayacağının garantisini vermeye çalışan Başbakanlara geldik.
Katı olan her şey buharlaşıyor.
PKK hariç.
PKK, dün cenazesi kaldırılan Doğan Güreş’in kudretli bir komutan olduğu günlerdeki gibi bir örgüt hâlâ. Dili, talepleri, tehditleri, örgütlenme biçimi, hâlâ “yakarız biz de İstanbul’u”yla iş yapabileceğini zannetmesi…
Sovyetler yıkıldı. Gorbaçov bile yok artık. Castro yok. Arafat yok. Ama PKK 80’lerin, 90’ların dünyasında yaşıyor
O yüzden çözüm sürecinde ilerleyemiyor.
O yüzden kendi kendine verdiği takvime bile bağlı kalamadı. Söz verdiği çekilmeyi yapmadığı gibi, çekilen güçleri de tekrar Türkiye’ye döndürdüklerini açıkladı. Sebep; devlet adım atmadı. Bizzat Karayılan’ın Türkiye basınına açıkladığı aşamalara göre önce çekilme, sonra adımlar değil miydi?
Çekilmeyi “doğa ve coğrafya koşulları” diyerek Hasan Cemal’in yürüme hızında yürütmüş bir örgüt, geri dönmeyi ise herhalde helikopterle gerçekleştirdi.
Yani PKK çözüm süreci başladığından beri neredeyse hiçbir şey yapmadı. Ne karşısındaki muhatabı hakkındaki düşmanca, tehdit eden dilini, ne taleplerini değiştirdi ne de örgütlenme biçimini.
“İŞİD eşittir PKK” diyen Erdoğan’ın bu sert sözü, en yumuşağı “Hitler’den tek farkı bıyıkları” olan bütün o düşmanca açıklamalar, yayınlar karşısında İngiliz aristokrasi sınırları içinde bile kalabilir.
PKK’nın çözüm süreci boyunca yaptığı tek şey devletin yaptığının aynısı. Çatışmasızlığa uymak. Devlet de bu süre boyunca hiç operasyon yapmadı.
PKK’nın çatışmasızlık sözüne ne kadar uyduğu da meçhul. Defalarca karakollara ateşler açıldı. İnsanlar kaçırıldı. Yollar kesildi.
PKK, militanlarını sınır ötesine çekmediği gibi, şehirlerde asayiş için YDG-H gibi paramiliter grupları örgütledi. İlk ciddi serhildan çağrısında o milisler sahaya çıktı ve 38 insan öldü.
Kobani’yi korumak için yakılan okul sayısı 112. Bırakın Kobani’yi, bütün Rojava bölgesinde bu kadar okul yoktur. Tahrip edilip yağmalanan iş yeri sayısı 3000. Bütün Rojava bölgesinde bu kadar iş yeri de yoktur. 1113 bina yakılmış. Kobani’deki bina sayısına yakın olabilir.
Yani boşalmış Kobani’yi korumak adına Kobanililerin ve Kürtlerin yaşadığı şehirlerde birkaç Kobaniliyi yok etti bu milisler.
O milisler için “fırtına gençlik”, “kontrol edilemeyen son nesil”, “heyecanlı yeni kuşak” deniyor, sosyolojik mazeretler ortaya sürülüyor. Peki Öcalan’ın mektubuyla bir anda nasıl dindi bu fırtına, nasıl kontrol altına alındı bu kontrol altına alınamayan öfkeli gençler?
Bazıları da “Barış süreçlerinde olur bunlar” diyor. Olur da o örneklerin hiçbirinde bunlar barış süreçlerinde olur diyen çıkmadı. Kimse de bir daha olmaması için “olur böyle şeyler” deyip meşrulaştırılmadı. Tarih tekerrür etmek zorunda da değil. Olur böyle şeyler deyip geçilmesini teklif ettiğiniz şey; bazıları vahşi yöntemlerle öldürülmüş 38 insanın hayatı!..
Çözüm sürecinin birinci hedefi o 38 insanı hayatta tutmaktı.
Kürt sorunu denen sorunun en acil, en hayati kısmı, hayatı en felç eden çözülmesi en zaruri gündemi de anadilde eğitim değil, insanların ölmediği, silahların konuşmadığı bir ortama geçişti, hâlâ da öyle.
Ama böyle bir çözüm sürecinin ortasında siz hiçbir sözünüzü tutmayıp bir de üstüne şehirlerde milis kuvvetler kurarsanız, çoğu Kürt 38 insan da onlar tarafından, onların başlattığı çatışmalarda ve yakıp yıkmalarda ölürse o zaman sizin çözümden ne anladığınız hakkında yeniden konuşmak gerekir.
PKK’yı bunun için eleştirmek çözüm sürecine zarar vermek değil, aksine bunu eleştirmemek, 38 insanın ölümünü görmezden gelmek, PKK’nın gençlik çeteleri hiçbir şey yapmamış gibi davranmak, linç edilmiş, binadan atılıp kafası ezilmiş 16 yaşındaki çocuğun cesedine dönüp bakmamak çözüm sürecinden, barıştan tabii insanlıktan hiçbir şey anlamamış olmanın bir işareti olabilir.
PKK’yı bu eleştirilerden muaf tutup suçu ‘üç harfliler’le, bilinmez çetelere atarak Kürtlere, HDP’ye, PKK’ya yaranmaya çalışanlar Kürtlere, Türklere, PKK’ya, HDP’ye en büyük kötülüğü yapıyor.
90’ların devlet terörü karşısında neredeyse tek başına durmuş İnsan Hakları Derneği örneğin.
Kobani olayları için yayınladıkları rapor dünya insan hakları tarihinin kara bir sayfasında yer almayı hak ediyor.
Şöyle başlıyor rapor:
“Gösterilerde devlet şiddetinin yaygın olarak kullanılması sonucu çok sayıda kişinin yaşamını yitirmesi ve kamu/özel bina ve iş yerlerine yönelik saldırıların artması nedeni ile başta HDP olmak üzere DTK, DBP, STK’lar ve yetkililerin açıklamaları ile ortamın sakinleşmesine dönük çağrılar yapılmıştır. Aşağıda belirteceğimiz rapor bu gösteriler sırasında devlet şiddeti, devlet güçlerinin göz yumması sonucu paramiliter grupların şiddeti sonucu meydana gelen hak ihlallerinden bahsedilmiştir.”
Yazının tamamı için tıklayın...
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol