9 canlı çözüm sürecinin kalp atışları

  • GİRİŞ20.02.2015 09:41
  • GÜNCELLEME20.02.2015 09:41

Açıklama üzerine, bir haftadır bütün muhafazakârları tecavüzcü katillere, meczup esnafa bağlamak için  totolojik ırkçılığın, nefret sosyolojisinin en galiz örneklerini sergileyip, şiddete karşı aşırı duyarlı manifestolar döktürenler, bir anda her şeyi unutup, 40 bin insanı öldürmüş bir savaşı bitirmiyor diye, memleketin en büyük silahlı örgütünü tebrik sırasına girdiler.

Ama galiba Kandil, emekliliklerini savaş kışkırtıcısı olarak geçiren bu amca ve teyzelerin yine duygularıyla oynuyor.
Bir yıldır Kandil’den gelen bütün açıklamalar düşünüldüğünde “Çözüm süreci bitme noktasında” açıklaması aslında ileri bir açıklama bile sayılabilir. Çünkü son bir yıldır Kandil, çözüm sürecini birkaç defa bitirmişti. En az üç defa bitmiş şeyin, bitme noktasına gelmiş olması kayda değer bir ilerleme sayılır.

Örneğin Mart 2014’te kaset, tape furyası tavan yapmışken, yerel seçimlerden hemen önce şöyle demişti Kandil: “AKP gibi hegemonya peşinde koşan bir hükümetin bu sorunu çözemeyeceği anlaşılmıştır. Bu açıdan da AKP Hükümeti Önder Apo’nun başlattığı ve Hareketimizin de başarıya ulaşması için büyük çaba harcadığı demokratikleşme hamlesinin muhatabı olmaktan çıkmıştır.”

Çıkmamış olacak ki, Haziran ayında çözüm sürecini yine bitirmiş Kandil. Bu kez neden kalekol inşaatları. Serhildan çağrısı yapan Kandil, çok sert konuşmuş: “AKP iktidarının çözüm dediği oyalama, zaman kazanma, kamuoyunu yanıltma, yeri ve zamanı geldiğinde ise, her türlü kirli savaş yöntemlerini devreye koyarak, hareketimizi darbelemekten başka bir şey değildir.”

Herhalde bu kez kesin bitmiştir di mi?

Bitmemiş. Yoksa “1 Eylül’e kadar istediklerimiz yapılmazsa süreci askıya alırız” diye tehdit etmezdi herhalde.  Yine bir sevinç dalgası...
Peki neydi talepler. Hükümetin “Hukuk, Sosyo-Ekonomik, Misak-ı Milli, Kadın Özgürlüğü, Ekoloji, Sivil Toplum, Güvenlik  ve Hakikatleri Araştırma ve İzleme Komisyonları kuracağını 1 Eylül’e kadar açıklayıp, 15 Ekim’e kadar da komisyonları kurması.''

Olmadı. Türkiye, o tarihe kadar bütün meselelerini çözmeyi yetiştiremedi. Ve Eylül ayında süreç bir kere daha bitti. Ama sebep komisyonlar değildi, Kobani’ye IŞİD saldırısıydı.  Önce Karayılan, IŞİD saldırılarından Türkiye’yi sorumlu tutup, süreci bitirdi.

Sonra bütün Eylül boyunca Kobani olmadan çözüm süreci olmaz, sloganik analizleri eşliğinde, çözüm süreci törenle bitirildi. Hatta Aysel Tuğluk, AKP süreçte partner olmaktan çıkmıştır, diyerek hiçbir zaman kendisinde kredisi bitmeyen seküler güçleri göreve bile çağırdı.

Ama Eylül’de yine bitmek bilmedi süreç. Ekim ayında bir kere bitirilmesini engellemedi bu. Bu kez sebep sınır ötesi tezkereydi. Cemil Bayık, “Tezkere ile PKK’ya açıktan savaş ilan edilmiştir. Tezkerenin kabulüyle Türkiye barış sürecini sona erdirmiştir. Biz de silahlı birliklerimizi Türkiye’ye geri gönderdik” dedi. Sonra süreci gerçekten bitirecek bir şey oldu. 6-7 Ekim olayları. Süreç bitse kimse bir şey demezdi. Ama süreç yine bitmedi…

Kasım’da sürecin bittiğine dair epey yazı var arşivlerde. Aralık ayında da Kandil’den “yoksa bitiririz” diye tehdit geldiğinde göre Ekim’de ve Kasım’da da bitmemiş olmalı. Kandil bu kez de “HDP heyeti bir iki gün içinde İmralı’ya gitmezse süreç biter, elimizdeki taslaklarını açıklarız” dedi.

Sonra Öcalan’ın taslağı çıktı. Gitti, geldi.

Ocak ayında bu kez Kandil, “Eğer hükümet Öcalan’ın taslağını kabul etmez ise, biz bunu savaş ilanı olarak kabul ederiz” dedi.

Hükümet, o Öcalan’ın taslağı, bizim değil, diye hatırlattı.

Allah’tan savaş nedeni olmadan bu kriz de atlatıldı. Hatta görüşmeler ivme kazandı, pozitif mesajlar geldi.

Ve şubat. Gelenek bozulmadı. Sürecin yine sonuna geldik. Süreci bitme durumuna bu kez getiren güvenlik paketi. Kalekol, tezkere, Kobani’nin bitiremediği süreci bu kesin bitirecek diye ümitli analizler yazanlar, hızını alamayıp Öcalan’ı bile tefe koyup, yandaş ilan edenler, beş seçimdir her seçim öncesi bıkmadan tekrarlanan “AKP çözümü seçim için kullanıyor” tespitleriyle sahne alanlar, şiddet kültürü yükseliyor diye laflar edilen günlerde PKK’yı silah bırakmıyor diye haklı bulanlar…

Aslında Kandil, “son derece tehlikeli, kritik ve bitme noktasında” diyerek son bir yıldaki en ileri açıklamalarından birini yaptı, ilk kez sürecin yaşadığını ilan etti.

Süreç öldü mü ölmedi mi tartışılan günlerde, sürecin kalp atışları duyuluyordu halbuki.

Geçen hafta Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Kürt Parlamentosu Davası’nda, sürgünde bulunan aralarında KCK üyesi Zübeyir Aydar ile Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal’ın da olduğu 21 kişi için 4 ay içinde Türkiye’ye gelirlerse tutuklanmayacaklar güvencesi verdi.

Aslında ikinci defa verdi bu güvenceyi. İlkini Eylül 2014’te vermiş, 3 ay içinde Türkiye’ye gelirseniz tutuklanmayacaksınız, demişti. 3 ay bitti. Bu kez 4 aylık yeni güvence geldi. Barış sürecindeki her iyi şey gibi kenarda köşede kalmış önemli bir karar. Mahkeme tam seçimler öncesi bu kararla, bir KCK üyesine ve Kandil, HDP, PYD’nin üst örgütü Kongra-Gel’in başkanına “buyurun gelin Türkiye’de siyaset yapın” demiş oldu.

Peki, PKK ne yapacak?

Bu çağrıya mı uyacak, yoksa başka çağrılara mı? Davutoğlu’nun dediği gibi önüne meşruiyet zemini açacak, Türkiyeli gibi mi düşünecek yoksa, hazır çarşı karışmışken mevsimlik ittifaklarla kâr maksimasyonu yapan fırsatçı bir tüccar gibi mi?

1978’deki kuruluş manifestosunda 22 kere ABD emperyalizmine karşı mücadeleden bahsetmiş, ama 2014’te Kobani’de o ABD emperyalizmi sayesinde paçayı kurtarmış bir örgüt, hâlâ silahlı gücünün sarhoşluğuna kapılıp, kendisini siyasete çağıran Türkiye’ye savaş mı açacak?

Ona masadan kalk diyerek dolaylı yoldan savaşa tutuş, diyen nefretten aklını yitirmiş, hiçbir iktidar iddiası kalmamış Türk muhaliflerin duygularını tatminden başka kimim işine gelecek böylesine bir savaş kararı? Kobanililerin, Afrinlilerin, Diyarbakırlıların?

Barışa psikolojik olarak bu kadar hazırlanmış Kürtlere bu savaş kararı nasıl anlatılacak, hükümete karşı öfkesinden aklını yitirmemiş Türkleri, gençler yeniden ölmeye başladığında bir kere daha masaya oturmaya kim ikna edecek? Gülen mi? Kılıçdaroğlu mu, gözlerinin feri kaçmış Türk solcuları mı?

PKK’ya “Daha fazlasını hak ediyorsun, bütün Batı arkanda” diyenler, ABD’nin ya da Batı’nın çatışmalar yeniden başlarsa, hâlâ müttefikleri olan Türkiye’yi PKK’ya harcayacağına gerçekten inanıyorlar mı? Yoksa büyük iktidar kavgalarındaki mevsimlik mevzi zaferleri içinde Kürt gençlerin hayatının hiçbir kıymeti olmadığını itiraf edecek kadar dürüst olabilecekler mi?

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat