Çamurlar içinde tertemiz bir şeyi ararken…
- GİRİŞ22.03.2015 09:31
- GÜNCELLEME22.03.2015 09:31
Barış Treni ile 11 günlük yolculuktan sonra çoğu ilk kez Diyarbakır’a gelen gençler de aynı heyecanla Öcalan’ın mektubunu kaçırmamak için çamurlu yollara girmekten çekinmiyor. Barış için yola çıkmışken, Diyarbakır’da karşılaştıkları bunca gerilla kıyafetli insan, PKK bayrağı, Kürdistanlı slogan ise onları biraz ürkütmüşe benziyordu. Acaba böyle barış mümkün müydü?
Çoğunun hatırladığı Türkiye’de Öcalan İmralı’da yatan bir mahkûmdu.
Bundan 15 yıl önceydi.
Öcalan’ın Kenya’dan İmralı’ya getirildiği günler. Kenya’da yakalandıktan sonra uçakta başlayarak yaptığı açıklamalar karşısında şaşkınlık yaşayan PKK, “tutsak olduğu için sözleri geçersizdir, ilaç içirmiş olabilirler” benzeri açıklamalar yapmıştı.
Öcalan, ilk avukat görüşmesinde örgütüne şöyle tepki göstermişti:
“Av. A. Zeki Okçuoğlu aracılığı ile ulaştırdığım mesajlar yerine ulaşmamıştır. Başta MED TV ve diğer basın-yayın organlarında benimle ilgili çıkan haberleri ve PKK adına Kürt İntikam Tugayları adıyla metropol eylemlerini doğru bulmuyorum. Özellikle eylemleri esefle karşılıyorum. Benim cezaevinde yaptığım açıklamaların geçersizliğine ilişkin PKK adına yapılan açıklamayı da sorumsuzluk olarak değerlendiriyorum...”
Ardından örgütünün de şaşırdığı siyasi çözüm çağrısını bir kere daha tekrarladı:
“Türkiye’nin 2000 yılına demokratik, siyasal çözüm süreciyle girmesini istiyorum. Devlet yeşil ışık yaksın, silahlar bırakılabilinir. Özgürlük geliyor. Bunun teslimiyetle falan bağlantısı yoktur. Merkezimizin veya Avrupa merkezimiz olabilir, bunu desteklediğine dair bir bildiri yayınlamasını istiyorum. Benim durumumla bağlantılı yüzyıllık kördüğümü çözebiliriz...”
Öcalan, 1999 yılında çözüme karşı örgütünden gelen o direnişi aşmayı başarmıştı. PKK silah bıraktığını açıkladı, adını değiştirdi, gerillalar Türkiye’den çekildi, Avrupa’da bir basın toplantısı düzenlenip bundan sonra siyasi mücadeleye geçildiği kararı bütün dünyaya ilan edildi.
Dün sağanak yağış altında ve çamurlar içindeki Diyarbakır’daki Newroz meydanında, Sırrı Süreyya Önder’in okuduğu Öcalan’ın mesajını dinlerken 15 yıl öncesinde kaçırılmış o fırsatı düşünmeden edemiyor insan.
Binlerce insanın hayatına mal olan kaçırılmış bir fırsattı bu çünkü. Hem de karşılığında Türkiye’den Kürtlerin varlığını kabul etmesi, olağanüstü hâli kaldırması gibi talepler karşılığında.
15 yıl önce hapishaneden sesini zor bela duyurabilen, kendi örgütü tarafından bile sözleri sansürlenen, "bebek katili" adıyla anıldığı gazetelerde ve televizyonlarda yakalanış görüntüleri döndürülen bir Öcalan’dan Diyarbakır’da 200’ü yabancı 700 gazetecinin izlediği bir mitingle, onlarca kanalın canlı yayınladığı mektubu için yüz binlerce insana yağmur altında ellerinde resmi olan bayraklarla toplandığı Öcalan’a gelindi…
Ama 15 yılda değişen sadece bunlar değildi.
Pervin Buldan, Öcalan’ın mesajını önce Kürtçe okurken dev meydanda neredeyse hiç alkış sesi duyulmadı. Bazıları bunu Buldan’ın Kürtçesinin anlaşılmazlığına yorsa da ardından mesajın Türkçesini okuyan Sırrı Süreyya’nın sözleri de yoğun alkışlar, tezahüratlarla karşılanmadı.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol