Maarife marifetli bir el dokundu

.

  • GİRİŞ06.11.2022 11:21
  • GÜNCELLEME06.11.2022 11:21

AK Parti’nin en büyük problemi; yaptıklarını anlatamamak.

Mesele sadece sanayi, savunma ve teknoloji hamleleri, yatırımlar falan değil…

İnsan hayatına doğrudan dokunan unsurlarda da böyle.

Örnek o kadar çok ki…

Çocuk Esirgeme Kurumunda, huzurevlerinde, çocuk ıslah evlerinde AK Parti öncesi yaşanan rezillikleri hatırlayın mesela.

Artık unuttuk neredeyse!

Niye?

Çünkü devlet artık ne çocuklarımızı ne kadınlarımızı ne de yaşlılarımızı sahipsiz bırakıyor.

Hastasına, düşkününe, yoksuluna sahip çıkan, gerekirse hizmeti ayağına götüren Türkiye gibi kaç ülke vardır, bilmiyorum açıkçası.

Sosyal desteklerde artık Almanya gibi bizden çok daha zengin ülkelerle mukayese ediliyor olmamız bile başlı başına başarı.

Sağlık sistemimiz deseniz, dünyada benzeri yok…

Neredeyse sınırsız ve ücretsiz.

Kıymetini de en çok yurt dışında yaşayan Türkler biliyor.

Ha! İnsan hatasından kaynaklı tek tük problemler olmuyor mu?

Elbette…

Ama burada genele bakmak, oluşturulan fiziki şartları, bunlar için tahsis edilen devasa bütçe ve kadroları, ortaya konan çabayı görmek gerekiyor.

***

Yıllardır oluk oluk para akıtılmasına rağmen bir türlü istenen seviyeye gelemeyen tek derdimiz vardı, o da eğitim.

Açıkçası FETÖ gibi masonik örgütlenmelerin bu gecikmede önemli rol oynadığını düşünenlerdenim.

Her yere öyle sızmışlar, öyle yerleşmişler ki, ayıkla pirincin taşını, ayıklayabilirsen.

Fakat artık sevindirici olan şu; Mahmut Özer bakanlığa atandıktan sonra inanılmaz bir ivme yakalandı Millî Eğitim’de.

Zaten epeydir gözlemliyorduk eğitimdeki sıçramayı.

Özellikle mesleki eğitimde.

Nasıl yaptı, nasıl etti anlamadan, bir baktık ki mesleki eğitim bir anda bambaşka bir yere gelmiş.

Sene başında neredeyse tam doluluk seviyesine ulaştı meslek okulları; üstelik en başarılı öğrencilerin tercihi oldu.

Geçtiğimiz günlerde gazetemizde ağırladığımız Bakan Özer’den başka detaylar ve rakamlar aldık.

Mesela esnafın, sanayinin en büyük şikâyeti neydi?

Çırak, kalfa bulamamak.

***

Bakanlık, manşetlerimizden düşmeyen bu probleme hızlıca çözüm geliştirdi…

Ortaokulu bitiren çocuklara, meslek okulları dışında bir kapı daha açtı; ona da mesleki eğitim deniliyor.

Çocuk haftada sadece bir gün okula gidiyor, dört gün öğrenmek istediği bir işte çalışıyor.

Devlet, bu çocuğa çırak seviyesinde asgari ücretin üçte biri kadar, kalfalığa yükseldiğinde ise asgari ücretin üçte ikisi oranında ücret ödüyor.

Üstelik yine devlet tarafından sigortalanıyor da…

Dört yıl boyunca hem iş öğreniyor, hem de haftada bir gün okula giderek eğitimini tamamlıyor.

Dördüncü yılın sonunda, diğer akranları gibi lise meslek lisesi diploması alıyor.

Bu sistemde bulunan çırak sayısı, bir milyona yaklaşmış durumda.

Beklenti, bu sene daha da üzerine çıkılacağı.

***

Böylece, sektörlerin en büyük şikâyeti sona eriyor, hatta bakanlığa teşekkür yağıyormuş.

Bu yöntemle istihdam oranı ise yüzde 88’e çıkmış.

Olumlu her adımı kötülemekle vazifeli muhalefetin, “çocuk işçi” zırvalığını boş verin.

Ağaç yaşken eğilir, nitekim bunların çok büyük kısmı 18 yaşın üzerinde gençler.

CHP, boş dolaşan, oyun başından kalkmayan gençler ister ki, manipüle edebilsin.

İcraat onları rahatsız eder!

“Bilgisayar ya da telefon başında, elin adamına beleş para kazandırmaktan iyidir” demezler…

Almanya gibi gelişmiş pek çok ülke benzer sistemi yıllardır uygular, onları överler; kendi ülkeleri yapınca önünü kesmeye yeltenirler.

***

Eğitimde devrim niteliğinde pek çok başlığa değindi Bakan.

Mesela Türkiye’de eskiden her sene en fazla 50 anaokulu yapılıyormuş.

Sadece bu sene kaç yeni anaokulu açılacak biliyor musunuz; 4 binin üzerinde.

İşte böyle katlaya katlaya büyüyor eğitim.

Zenginin çocuğu Batı’da hangi imkânlara sahipse, devlet Türkiye’nin her yerinde her vatandaşın çocuğuna aynı imkânı sunmaya odaklanmış, bunu övmeyelim de ne yapalım!

Keza, öğretmen kalitesini artırmak için de gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kişisel gelişim eğitimi ve yeterlilik sınav modelleri geliştirildi; CHP bunu da istismara kalkıştı.

Eğitim kalitemizin artması isteniyorsa ‘eski tas, eski hamam’, nasıl olacak o iş!

Kaç defa kendimiz de yazdık, “Öğretmen kalitesi artmadan dünya sıralaması hayal” diye…

Finlandiya’da öğretmenlerin tamamı yüksek lisans mezunu iken, bizdeki oran yüzde 11 imiş.

Doktora mezunu ise sadece yüzde 0,29.

“Biz problemi hep öğrenci üzerinden konuşuyoruz. Artık öğretmene ve okul yöneticisine dokunmamız lazım” vurgusu yaptı Bakan.

Nihayet birisi cesaretle çıkıp şu tespiti yaptı ve çözüm için uygulamaya geçti.

Bize düşen, destek olmak.

***

Diğer başlıkları gazetemizin haberinde okumuşsunuz.

İlk defa bu sene bütün okulların hesaplarına giderleri için özel bütçe yollanmış ki, veliden bağış almaya kimse yeltenmesin.

Şikâyet olanın da tepesine çökmüş müfettişler.

İmkân olan her yerde doğalgazsız okul kalmamış neredeyse.

Bu sene 500 binin üzerinde öğrenciye burs, 1 buçuk milyon öğrenciye her gün ücretsiz yemek veriliyormuş.

Verilen kaynak kitaplarla ilgili ‘yetersiz’ olduğu yönünde eleştiriler vardı, Bakan bunun da cevabını verdi.

Pek çok özel okul, bu kaynak kitapları çoğaltarak kullanmaya başlamış…

Özetle “Piyasadakilerin en iyisi” iddiasını ortaya koyuyor Bakan Özer.

***

Şimdi eminim şunu düşünenler vardır; fiziki şartlar tamam da nitelik ne aşamada?

Eğitimde attığınız bir adımın yansıması hemen olmaz, lakin ivme yakalanmış durumda.

Bakan Bey “Sürekli iyileşiyoruz. PISA dört yılda bir tekrarlanır. Türkiye girdiği her döngüde bir öncekinden fazla puan alıyor ve sıralamasını yükseltiyor. Fakat hâlen OECD ortalamasının altındayız. Gideceğimiz yol var, ama gittiğimiz yol doğru yol” dedi.

Müfredata, gençlere tarih ve medeniyet bilinci aşılanmasına yönelik eleştirileri de sorduk Bakan’a.

Önemli bulduğum tespitleri şunlardı;

> 6-18 yaş arası çocukların uyanık saatlerinin sadece yüzde 13’ü okulda, yüzde 87’si okul dışında geçiyor.

> Kütüphanesiz okul bırakmadık, bu kütüphanelerdeki kitap sayısını 28 milyondan 85 milyona çıkardık. Kemal Tahir’den Cemil Meriç’e, Necip Fazıl Kısakürek’ten Yılmaz Öztuna’ya kadar, bütün değerli isimlerin kitapları bu kütüphanelere kazandırıldı.

> Tüm okul yöneticilerimiz için İstanbul’da tarih ve kültür gezileri yapılıyor.

> Cumhurbaşkanlığımızın öncülüğünde Türkçe seferberliği başlattık.

> Ahlakçılık yaparken ahlaklı davranmalı, medeniyet tasavvuru inşa etmekten bahsederken medeniyeti inşa edecek dili üretmeliyiz.

> Osmanlı mimarisinin en önemli özelliği şudur; geometrinin tüm imkânlarını kullanarak iyiye erişimi kolaylaştırır, kötüye erişimi zorlaştırır. Biz de eğitimde bunu yapmalıyız.

> Zamanı birbirini yatay ve dikey yönde kesen iki çizgi gibi düşünmeli… Bu çizgilerden biri vicdan, öteki akıldır. Akıllar vicdansız, vicdanlar akılsız olmamalı. Bizim ikisini dengeleyen bir noktada bulunmaya ihtiyacımız var.

Bu noktada şu notu da düşüp, yazıyı bitirelim.

Sadece Millî Eğitim'i, müfredatı eleştiren toplumun, 1,2 milyon öğretmeni yetiştiren yüksek öğretimi, akademisyenleri hiç tartışmaması normal midir?

Türkiye gazetesi

Yorumlar1

  • Abdullah 1 yıl önce Şikayet Et
    Kesinlikle yüksek öğretimden yeniliğe başlanmalı. Sadece eğitim fakültelerinde değil, üniversitelerin tüm bölümlerinde batı medeniyetine dayalı bakış açısından kurtulmalıyız.
    Cevapla Toplam 7 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat