73 yıl sonra İran’da aynı film
- GİRİŞ15.01.2026 08:48
- GÜNCELLEME15.01.2026 08:48
ABD Başkanı Trump’ın iyi olan tek tarafı var; ne yapacaksa açık açık söylüyor.
Yok uluslararası hukukmuş, yok ülkelerin özgürlüğüne saygıymış…
Açık açık “Geçiniz bunları” diyebiliyor…
Zaten olmayan şeyler üzerinden maval okumaya bile ihtiyaç duymuyor.
***
Nitekim, göreve gelir gelmez söylediği şeylerden biri neydi;
Grönland.
Minik Avrupa ülkesi Danimarka ne kadar hoplarsa hoplasın, geri adım atmadı.
AB’nin tepkilerini, “NATO dağılır” tehditlerini de umursamadı.
Nitekim dün Beyaz Saray’da Grönland konuşuldu.
Trump da açıklama yaptı;
“İnşa etmekte olduğumuz Altın Kubbe için Grönland hayati önemde. Biz almazsak, bu bölgeyi Rusya ve Çin kontrolüne alacak.”
Bakın, ne önemli gerekçe…
Haklılığı şu ki, Rusya’nın atacağı balistik füzeleri ilk karşılayabilecekleri yer, buzulla kaplı bu ada.
Ayrıca, Rusya ve Çin ticaret gemileri için de kritik bir nokta.
Bir de dünyanın en değerli minerallerinin büyük çoğunluğu burada.
E daha ne olsun!
ABD açık açık diyor ki: Kaçarı yok, burası benim olsun!
İşte O’nu görüştüler dün.
***
Mevzu sadece Grönland değil…
Hemen altındaki Kanada da ABD Başkanı’nın radarında.
Orayı da ilhak edeceğini söylüyor ki, dediğini yaparsa, Kanada’nın hemen altı zaten ABD.
Yani ülkesinin sınırlarını Kanada’dan başlayarak, Grönland’ı da içine katarak, katbekat artıracak.
Bir de fiziki olarak işgal etmese de, fiilî olarak aldıkları ve almayı hedefledikleri var.
Venezuela’da istediğini aldı mı? Aldı.
Hatta petrol şirketlerini topladı, dağılımını bile yaptı.
Sıradaki iki ülke, Kolombiya ve Küba için de niyetini açıkladı.
***
İşte tam da böyle bir zamanda İran karıştı.
Çin’le 600 milyar dolarlık petrol ticareti anlaşması yapan İran, dolar operasyonuyla başlayan sokak olayları sebebiyle günlerdir yanıyor.
31 şehirde binlerce ölüden bahsediliyor.
Bunu ilk defa yaşamıyor Tahran yönetimi…
Bugünü anlatan en çarpıcı örnek, 1953’te İran Başbakanı Musaddık’ın devrilmesi.
2004’te yayınlanan “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabının yazarı olan Amerikalı John Perkins, İran’da yaptıkları darbeyi şöyle anlatıyordu;
“Ekonomik tetikçiler ilk olarak 1950’lerin ortalarında ortaya çıktı.
O zamanlar İran’ın başında demokratik yollarla seçilmiş Dr. Muhammed Musaddık vardı.
Orta Doğu ve dünyanın genelindeki demokrasi için umut olarak görülüyordu.
Time dergisi tarafından ‘yılın kişisi’ seçildi.
Ancak gündeme getirip uygulamaya çalıştığı konulardan birisi de yabancı petrol şirketlerinin İran’dan aldıkları petrol karşılığında çok daha fazla para ödemek zorunda oldukları ve İran halkının kendi petrollerinden daha çok faydalanması gerektiği fikriydi.
Tuhaf bir politikaydı.
Bu hoşumuza gitmedi.
Ama normalde yaptığımız gibi ordumuzu göndermekten korkuyorduk.
Bunun yerine CIA ajanı Kermit Roosevelt’i gönderdik.
Kermit cebinde birkaç milyon dolarla gitti ve çok ama çok etkili çalışarak kısa süre içinde Musaddık’ı indirip, yerine istediğimizi yapacak olan İran Şahı’nı getirdi.
Bu son derece etkili oldu.
(Musaddık diktatör olarak darbeyle devrilirken, eşyaları sokaklarda sergilendi.)
Washington’da insanlar etrafa bakıp 'Vay canına! Ne kadar kolay ve ucuzmuş' dedi.
Bu, ülkeleri manipüle etmenin ve imparatorluklar kurmanın tamamen yeni bir yolunu oluşturdu.
Roosevelt’in tek problemi, kayıtlı bir CIA ajanı olmasıydı. Yakalanmış olsaydı sonuçları oldukça ciddi olabilirdi.
Bu sebeple çok hızlı bir şekilde parayı Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlar aracılığıyla yönlendirmek için özel danışmanlar kullanma kararı alındı.
Böylece, yakalanırsak hükûmet açısından hiçbir sonuç doğmazdı.
***
Biz ekonomik tetikçiler, ilk savunma hattıyız.
İçeri gireriz, hükûmetleri yoldan çıkarmaya ve sonradan onlara sahip olmak için koz olarak kullanacağımız büyük borçlar almaları için ikna etmeye çalışırız.
Panama’da Omar Torrijos’a karşı olduğum gibi başarısız olursak, yani yoldan çıkmak istemezlerse ikinci savunma hattı olarak ajanları göndeririz.
Ajanlar yöneticileri ya aşağı indirir ya da öldürür!
Sonrasında da yeni yöneticiler, kurallarımıza uymazlarsa başlarına ne geleceğini bildikleri için, her şey yoluna girmiş olur.
Irak’ta (Saddam’a karşı) bu iki hat da başarısız oldu.
Biz de ordu gönderip, saf dışı bıraktık.”
***
Gördünüz mü dünya düzeninin ne olduğunu; Venezuela, İran gibi pek çok ülkenin yeniden ne yaşadığını…
İran’da yine başarılı olurlarsa, dönmek için görev bekleyen kim?
Şah’ın ABD’deki oğlu Rıza Pehlevi.
Yani 73 sene sonra, yine aynı tezgâh.
Benzer girişimleri bizde de denemediler mi defalarca?
Özellikle de 2012’den bu tarafa.
Diyelim ki İran’da başardılar, kazanan İranlılar mı olacak?
Cevabı yukarıda, bizzat ABD’li ekonomik tetikçinin itiraflarında.
Aynısı Venezuela için de geçerli…
Ve tabii, başarırlarsa öteki ülkelerde.
Toplumu kışkırttıkları, ekonomi falan da işin bahanesi.
Bunun da en bariz örneği; Libya.
Petrol gelirlerinden elde ettiği kaynakla halkını paraya boğan ve neredeyse hiçbir şeye para harcatmayan Kaddafi’nin sonunu da gördük.
Belli ki bu fırtına kasırgaya dönüşecek, hiç beklemediğimiz yerlere gidecek.
Tek şansımız zayıf durumda yakalanmamak, hainleri devlet kadrolarından epey ayıklamış olmak…
Ama bu süreçte iç barışımızı tesis etmemiz, birlik ve beraberlik içinde olmamız önemli.
Devlet aklı da son iki yıldır bunu sağlamaya çalışmıyor mu?
Türkiye Gazetesi
Yorumlar1