Butlanla verilen cevap
- GİRİŞ14.06.2026 09:07
- GÜNCELLEME14.06.2026 09:07
Siyaset hiçbir zaman sadece o ülkenin meselesi olmuyor.
Hele ki bizim gibi kritik ülkelerde, Akdeniz’deki güç paylaşımı gibi, gelecek yüzyılı belirleyecek hadiseler cereyan ederken…
Ukrayna’yı görüyorsunuz, bir yanlış seçim ülkede neye mal oldu!
Kuklacılar, üzerinde etkin oldukları ülkeleri zayıflatmak, kullanmak isterler; düşerseniz acımazlar.
***
Yargının tüm baskı ve algı çalışmalarına karşın aldığı mutlak butlan kararı, işte tam bu sebeple -sadece faillere değil- Türk siyasetine ayak oyunlarıyla ayar çekmeye çalışanlara da verilmiş net bir mesaj oldu.
Gündelik ‘O şunu dedi, bu bunu yaptı’ konularını kenara bırakırsak, görülen tablo şudur;
Bir zamanlar AK Parti ve MHP’de bölünmelere yol açan karanlık el, şimdi CHP’yi bölüyor. Bu seferki bölünme, Muharrem İnce gibi bazı isimlerin partiden ayrılıp parti kurması ile karıştırılmamalı.
Bir yerde akla sığmadık hadiseler yaşanıyorsa, orada zaten mutlaka casus örgüt FETÖ aranmalı. Kurultayda ve belediyelerde dönen fütursuz hadiseler, bu gözle bakıldığında bir anlam kazanıyor ve yargının yaptığı müdahalenin önemini gösteriyor.
Nitekim CHP ilk defa operasyona maruz kalmadı; AK Parti ve MHP ile aynı dönemde, Deniz Baykal’a kaset operasyonuyla Kemal Kılıçdaroğlu 2010’da partinin başına getirildi. Lakin Deniz Baykal partiyi bölmedi, sadece ‘okyanus ötesi’ne sitem yollamakla yetindi. “Yargı o dönem niye müdahale etmedi?” derseniz, devlet kurumları bugünkü kadar berrak ve güçlü değildi.
İşte o dönemki zaafın şartlarına göre rol alıp, ‘dışarıdaki gücün’ cazibesine kapılan Kılıçdaroğlu, şimdi pişman olduğunu düşündüğümüz çok hatalar yaptı. Koltukta oturduğu süre boyunca kendisini oraya getirenler ne istediyse yerine getirdi, lakin bütün çabaları milletin duvarına tosladı. Şimdi aynı çukura sürüklenen Özgür Özel ve avanesi bundan ders alır mı? Çok zor, hatta imkânsız.
2024 mahallî seçimleri atlatılana ve İstanbul’u tekrar kazanana dek, yani bir yıl kadar sürecek ‘vekil genel başkanlık’ uğruna sadece partisini değil, kendi siyasi geleceğini de Ekrem İmamoğlu’na teslim eden Özgür Özel, tıpkı ekürisi gibi devletini hafife almanın sonuçlarını yaşıyor şimdi.
Özgür Özel ve akıl hocalarının hesaba katmadığı şey; “Erdoğan’ı artık darbelerle devirmeye çalışmayacağız, onu dostlarımızla yeneceğiz” diyen eski ABD Başkanı Biden’ın 2024 seçimlerinde aday bile olamayacağı, bir dönemin ardından yeniden başkan seçilecek Trump’ın ise İngiltere’ye kafa tutacağı ve en çok güvendikleri o ülkelerin artık gırtlağına kadar suça bulaşan CHP için hiçbir şey yapamayacağı olabilir miydi? Bu ülkelere yaptığı sitemlere bakılırsa, neden olmasın!
“Madem ‘dış destek’ konusunda güvendikleri dağlara kar yağdı, o zaman Özgür Özel niye hiç değilse İmamoğlu suç örgütüne operasyon sonrası kopamadı?” derseniz, onun da cevabı basit; “En güçlü ortaklık, suç ortaklığı”. Ayrıca, Ekrem İmamoğlu partiye öyle bir çökmüş ki, partide büyük ağırlığı olan Kemal Kılıçdaroğlu bile geri döndüğünde zorlanıyor… İmamoğlu’nun kadrosuna tamamen teslim olmuş bir Özgür Özel hiç kıpırdayamazdı.
Özgür Özel’in içeriye dönük tehditleri, dışarıya sitemleri hiçbir işe yaramadı. AK Parti ve MHP’yi ‘mutlak butlan çıkmaması için yargıya müdahale etmeleri’ yolunda ikna etmeye çok uğraştı, muvaffak olamadı. Şimdi bir süre CHP içinde direnecek, ancak kendisini bekleyen netice belli. Tıpkı bir zamanlar MHP’yi FETÖ desteğiyle alamayıp İyi Parti’yi kuranların yaptığı gibi... CHP’den ne koparacaklar, hep birlikte göreceğiz.
Tabii Özgür Bey’i bekleyen bir de fezlekeler var. Antalya ve Uşak eski belediye başkanlarının doğrudan kendisine verdiklerini söyledikleri para çantaları başını fena yakacak. Bunun zamanını, dokunulmazlıklarının ne zaman kalkacağı belirleyecek.
Siyasete hileyle-hurdayla çekilen ‘dış destekli’ operasyonların bir yararı var; o da piyonların karanlık yüzlerinin ortaya çıkması; partilerin başına yahut halkın yararına siyaset yürüterek iktidara meşru yollardan gelmek gibi bir dertlerinin olmadığının görülmesi ve sadece devlete karşı yürütülen bir asimetrik savaşın parçası olduklarının anlaşılması… Düşünün ki, Meral Akşener bile bir zamanlar “Yüzünde Rabbi Yessir görüyorum” dediği İmamoğlu için daha sonra “Hepimiz dürüstlük nutukları atıp, dürüst olduğuna kefalet koyup, seçilmesine vesile olduğumuz kişilerin daha sonra kocaman birer hırsız olduğunu anladığımızda çektiğimiz acıları anlatmam mümkün değil” diyerek pişmanlığını dile getirmişti. 2023 seçimlerini kaybettikten sonra bu kez kendisi hedef olunca ‘kirli ellerle iş tutmanın’ neticesini tecrübe eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun da yaptığı açıklamalara bakılırsa bu süreçten ders aldığı anlaşılıyor.
Şundan daha üç yıl önce bu liderlerin bu cümleleri kuracağı kimin aklına gelirdi? Birisi “Bunları söyleyecekler” dese, kimse inanabilir miydi? Şimdi geldikleri nokta, ‘Anadolu ferasetinin’ bunların çok çok ilerisinde olduğunu göstermeye yetmez mi?
Vatandaşın AK Parti’yi cezalandırmak için yerel seçimlerde sandık başına gitmemesinden umuda kapılan Özgür Özel tayfasının da, aynı seçmenin, devleti kime emanet edeceği konusunda gösterdiği hassasiyeti öğrenmesi için zamana ihtiyaca var belli ki.
Hazır Akşener’den bahsetmişken, halefi Müsavat Dervişoğlu’nun son grup konuşmasına değinmeden geçemeyeceğim. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin ‘Bir gün Kudüs Valisi olma’ dileğinden rahatsızlığını, “Kudüs’e vali bulurlar, merak etme. Sen mülki idareden geliyorsun, sen mülkiyelisin yahu! Vali değilsin artık, bakansın bakan. Kudüs de valisiz kalmaz, merak etme” sözlerini duyunca işittiklerime inanamadım. Haydut İsrailli bakanların günlerdir Çiftçi’ye saldırmaları anlaşılır bir şeydi de, Türkiye’de bir partinin genel başkanının bu denli açık şekilde, İsrail ile ağız birliği etmişçesine TBMM kürsüsünden kendi bakanına saldırması, hiç değilse toplum nezdinde alacağı tepkiyi umursamadan bu cümleleri kurması anlaşılır şey midir?
Şu olanlara bakınca görülen o ki, bu mücadele bitmeyecek. Eski Türkiye’de dönen dolapları anlamakta zorlanıyorduk, artık zorlanmıyoruz. Siyasette de biri gidecek, öteki gelecek ama, bilek güreşi sürecek.
Türkiye Gazetesi
Yorumlar4