Su hayattır

.

  • GİRİŞ11.07.2021 09:18
  • GÜNCELLEME11.07.2021 09:18

Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık diyen güzel bir Kızılderili atasözü var. O zamanlarda söylenmiş bu hikmet dolu söz şimdilerde daha da önemli hâle geldi. Önümüzdeki günlerde daha da yoğun bir şekilde duyacağımız kavramların arasında gıda ve su güvenliği, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çevre kaynaklı birçok husus var.

Marmara Denizi’nde başlayan müsilaj, toplumda bu konularda bir farkındalık oluşturmaya hizmet etti. Lakin yine de üzerinde çokça yazılıp, çizilip, konuşulmadıkça sorun unutulmaya mahkûm. Oysa yerkürede karşı karşıya kaldığımız çevre tehdidi tahmin ettiğimizden daha da büyük. Bu yüzden konu kayıkçı kavgalarına kurban edilmeyecek kadar önemli ve toplumun gündemini oluşturması gereken çok mühim bir husus.
 
Çevre konusunda faaliyet gösteren STK raporları kıstas alındığında yerküre üzerindeki suyun tamamı beş litrelik bir şişeye koyulsa, insanoğlunun erişebileceği tatlı su miktarı sadece bir yemek kaşığı. Tatlı su kaynaklarımız bu denli kısıtlı iken, hem kullanımda yeteri kadar özen gösterilmeli, hem de titizlikle korunmalı.

Tatlı su kaynakları sadece sanayi ve evlerde kullanılmıyor, asıl tüketim tarımsal sulamada. Tarımsal sulama, tatlı su kaynak tüketiminin %75’ini oluşturmaktadır. Bu yüzden su kaynaklarının korunması gıda güvenliğinin de en temel şartıdır.
Son 20 yıldan bu yana alınan olağanüstü önlemler sonucunda başta büyükşehirlerimiz olmak üzere tüm ülkede bir su sıkıntısı yaşanmasa da Türkiye yine de su zengini bir ülke değil.
 
Hatta dünyada kabul edilmiş değerlere göre yıllık kişi başına düşen 1.520 m³’lük su miktarı ile su sıkıntısı çeken ülke kategorisinde. 2030 yılına gelindiğinde bu miktarın 1.120 m³ seviyelerine düşeceği öngörülüyor. Bu kısıtlı miktarın da kirletildiği ve hor kullanıldığı bir ülkede gelecekteki en büyük sıkıntının tatlı su kaynağına erişim olacağı aşikârdır.

Ayrıca Türkiye’deki tatlı su kaynakları ile nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgeler birbirinden farklı bölgeler. Türkiye nüfusunun üçte biri Marmara Bölgesi’nde yaşarken Marmara Bölgesi’ndeki havzalar toplam su akışının sadece %4’lük kısmını toplayabiliyor. Bu tür sorunlar su zengini bölgelerden tatlı su transferini zorunlu hâle getiriyor.
 
Başkent Ankara’nın tatlı su ihtiyacının karşılanması için bu hafta hizmete alınan Gerede Sistemi önemli bir tatlı su transfer yatırımı. 32 km uzunluğunda ve 4,5 m çapında bir tünel ile pompa sistemi kullanmaksızın cazibe yolu ile Ankara’ya yılda 226 milyon m³ tatlı su kaynağı sağlanmış durumdadır.

Bu kadar altyapı maliyeti gerektiren bu türden projeler aynı zamanda su kaynaklarımızın evimizin içi kadar temiz tutulması gerektiğini de gözler önüne sermektedir.
Bir başka gerçek ise, arıtma yoluyla kullanılmış suyun tekrar kullanılabilmesi ve denizlere ya da akarsulara verilen atık suların arıtma işleminden geçirilerek verilmesi. Yine son 20 yıldan bu yana bu alanda da oldukça yol alındıysa da hâlihazırda Türkiye’deki 1.397 belediyeye karşılık var olan arıtma tesis sayısı 1.170’tir. İstanbul ve Ankara gibi metropol şehirlerdeki arıtma tesislerinin birden fazla olduğu dikkate alınırsa hâlâ arıtma sistemleri olmayan belediyelerin olduğunu müşahede edebiliriz.
 
Bugün gelinen noktada ülkeler ‘su ayak izi’ denilen ve ne kadar su tükettiğimizin izinin sürüldüğü bir anlayışa geçerken bildik eski yöntemler ile yola devam etme şansımız kalmamıştır. Gelecek ile alakalı yapılan değerlendirme ve öngörülerde 2025 yılında 48 ülkede 2,8 milyar insan su kıtlığı ile karşı karşıya kalacaktır. Bu tablonun 2050 yılında 7 milyar insanın yoğun su sıkıntısı çekeceği bir tabloya tebdil olacağı bilindiğinde durum sandığımızdan da kritik bir boyuttadır.

Anadolu’nun kurak bozkırlarında, bozkır iklimi ile uyumlu kurakçıl iklim peyzajı uygulamak yerine, gördüğü her yere çim eken bir belediyecilik anlayışından sadece su kıtlığı yaşanan bölgelerde değil tüm Türkiye’de vazgeçilmelidir.
 
Yine yukarıda rakamlarını verdiğim arıtma tesislerinin sayısının ve niteliğinin arttırılması toplum olarak takip etmemiz gereken çok önemli hususlardır. Yerel yönetimlerin artan gelirleri ile mütenasip bu konularda ortaya koyulan performansın da artmasını beklemek elbette vatandaşlar olarak hakkımızdır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının verdiği olağanüstü mücadelenin, vatandaş olarak bizlerin duyarlılığı olmaksızın ve oylarımız ile seçtiğimiz yerel yönetimleri denetime tabii tutup demokratik bir baskı oluşturmaksızın başarıya ulaşması oldukça zordur.

Bugün milyonlarca liraya heykel diken, milyonlarca liraya festival adı altında son derece yozlaşmış etkinlikler düzenleyen yerel yönetimlerin tüm atıklarını arıtma sistemi olmaksızın tatlı su havzalarına vahşice boca etmesi sadece onların kusuru değil, vatandaş olarak bizim de duyarsızlığımızın bir tezahürüdür.
 

Türkiye gazetesi

Yorumlar1

  • mustafa 4 ay önce Şikayet Et
    çok doğru söylüyorsun kardeşim
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat