Ön almak mı, öne sürülmek mi?
- GİRİŞ26.09.2011 07:12
- GÜNCELLEME26.09.2011 07:12
Geçen hafta, Paris'te Sorbonne yakınlarında bir kafe'de oturuyorduk. Kafe'nin sahibi arkadaş siparişi almaya geldiğinde, "Mısırlısınız galiba?" diye sordum İngilizce. "Evet" dedi. Benim nereli olduğumu sorunca, Arapça, Türkiyeli olduğumu söyledim. Mısırlı arkadaşın cevabı, aynen, "Receb Tayyib Erdogan!" oldu. Sevincinden, heyecanından bir slogan atar gibi söyledi söylediğini.
Ben de, aynı tonla "Yes, the man Himself / Evet, İşte, Adam O! Ta Kendisi!" diye karşılık verdim. O da aynen tekrar etti, etraftakilerin tuhaf tuhaf bakışlarına aldırış etmeden.
İki yıl önce, Kasyun Dağı'nın eteklerinden Şam'ı seyre dalarken, Ahmet Turan Alkan Ağabey benzer bir "hikâye" anlatmıştı: İçlerinde bir arkadaşının olduğu bir grup Şam'da bir lokantaya gidiyorlar. Lokanta'nın sahibi gelenlerin Türk olduğunu anlar anlamaz, lokantadakilere "Bunlar Türk! Bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum hepinizi!" diyerek, yapıyor yapacağını!
* * *
Bu türden "Erdoğan hikâyeleri" dünyanın her yerinde çok yaygın. Ben çok rastladım. Sadece ikisini anlattım burada.
Peki, neden anlattım?
(Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz)
Yusuf Kaplan / Yeni Şafak
Yorumlar2