Başarılı, kariyerli ve mutsuz!
- GİRİŞ17.09.2011 11:13
- GÜNCELLEME17.09.2011 11:13
Modern zihniyete kurban verdiğimiz, içeriği son derece maddi, dünyevi ve tek boyutlu doldurulan, eşeğin başucuna iliştirilmiş havuç gibi herkesi hayali bir mutluluk adına peşinden koşturan iki kavram: Başarı ve kariyer. Tevfik ve inayet bu başarının neresinde? Cevap yok… Manevi tekamül ve ruhani yükseliş kariyerinden ne haber? Cevap yok…
Bugün zihnimizin ve duygularımızın işleyişini, ortalıkta bulaşıcı hastalık gibi dolaşan ‘ezber’lerimiz belirliyor. Zihnimizin ve duygularımızın işleyiş biçimi de hayat karşısındaki durumumuzu tayin ediyor: Mutlu, mutsuz, umutlu, çökmüş, kararsız, sıkıntılı olmak gibi.
Geçen günlerde duyduğum bir slogan bazı şeyleri yeniden düşünmeme vesile oldu: ‘Mutlu olmak başarmak demektir.’ Tersinden söylenişini de duymuştum: ‘Başarmak mutlu olmak demektir.’
Aslında bu sloganlar da diğer pek çok benzerleri gibi çağın ‘ezber’lerinden değil midir?
Gerçekten başarı ve mutluluk arasında bu kadar doğrudan ve birebir bir ilişki kurulabilir mi? Bir defa daha en başta, başarılı olmak, mutlu olmak ne demektir, bunlar bir tanım kalıbında dondurulabilir mi?
Günümüzün hakim görüşü, Amerikanvari anlayışların gölgesinde mutluluğu özellikle ‘başarı’ ve ‘kariyer’ odaklı ele almayı yeğliyor. Başarı ve kariyere bağlı olarak da mutluluğun peşisıra geleceği ima ediliyor. Gülücükler fırlatan reklam kahramanı kadın ‘Çocuk da yaparım kariyer deee’ diyerek aslında çocuk değil de kariyerin vazgeçilmezliğini zihinlerde bir daha pekiştiriyor.
Peki bunları söylerken insan fıtratının ana unsurlarından olan ‘yaptığı herhangi bir işte sonuca ulaşma arzusunu, başarılı olma tutkusunu, işinde ilerleme isteğini’ reddetmeye mi çalışıyoruz? Asla; fıtratı red hayatı red demektir çünkü…
Başarı deyince akla hemencecik ‘Belirli hedeflere ulaşmak için, yeteneklerimizi ve donanımlarımızı hazırlayarak adım adım ilerlemek’ vs gibi tanımlar geliyor. İşinde yükseliyorsan, şef iken müdür yardımcısı, daha sonra müdür, en sonunda da genel müdür olmuşsan müthiş başarılı sayılıyorsun. Kelime anlamı ‘bir yerden bir yöne doğru koşmak, bayrak yarışı’ gibi anlamlara gelen ve çoğu kere bitimsiz bir koşuyu ifade eden kariyerinde ilerlemişsen mutluluğu garantilediğin varsayılıyor.
Bu tek boyutlu tanım ve anlayışların karşısında mesela, eğer kendini çocuklarına ve eşine adamış, ailesi için yaşayan bir ev hanımı isen, para kazanmıyorsan, işe gitmiyorsan sana otomatik olarak başarısız, kariyer yapmamış sıradan, beceriksiz bir insan muamelesi pekala yapılabiliyor. O yüzden ev hanımı hanımefendiye ‘Mesleğiniz nedir?’ diye sorulduğunda, hanımefendi bir suçlu psikolojisiyle ezilip büzülerek kısık sesle ‘ev hanımıyım’ diyebiliyor.
Başarı ve kariyer tek boyutlu olarak ele alınıyor. Piyasa koşullarına endeksli, ekonomik karşılığı olan, ölçülebilir değerlere dayanan, sonuca kilitlenip süreci ihmal eden, insanın metafizik ve sonsuzluk boyutunu inciten anlayış kalıpları (paradigmalar) düşünceleri ve duyguları kodluyor… İnsanın şimdi ve burada, kendisi olmak, içindeki potansiyeli açığa çıkarmak, yeteneklerini açığa çıkarmak, yani hayatın anlamını ve özünü emmek için yaşaması, kendini dünyadan çok ahirete hazırlamak, tarlasını sonsuzluk hasadı için çapalaması neden bir başarı ve kariyer olarak değerlendirilmiyor?
Bilindik anlamda başarılı olanların çok mutlu olduklarını da kim söylüyor? Tam tersine günümüzde pek çok başarılı saydığımız kişinin ne kadar mutsuz, ne kadar problemli olduğunu, başarı uğrunda ne bedeller ödediğini medyadan görüyor, okuyor, duyuyoruz. Koç ve Sabancı’nın, İbrahim Tatlıses’in, Seda Sayan’ın, Orhan Pamuk’un, Bush’un sadece bilinen anlamda başarılı oldukları için çok mutlu olduklarını söyleyebilir misiniz bana? Fakat yanlış anlaşılmasın ki biz bunları söylemekle başarısız olmaya, yeteneksizliğe, olduğun yerde durmaya övgüler düzüyor değiliz…
Şu bir gerçek ki bugünkü tek boyutlu başarı anlayışı mutluluktan çok mutsuzluk ve sorun üretiyor. Çünkü insanın derin yanına, dikey boyutuna, sonsuzluk arzusuna hitap etmiyor. Bu yönde bir hedef göstermiyor, sadece dünya hayatının sınırları içinde kalan, öteye geçmeyen, insanı daha üst hakikatlere taşımayan başarı ve kariyer tanımları insanı en sonunda mutsuz ediyor. Ömrünün en güzel elli yılını şirketine, başarıya, kariyere adamış iş adamı ya da iş kadını, maddi anlamda her şeye ulaştıktan sonra derin bir boşluk duygusuyla ölümün kapısında şunu soruyor: “Bütün bunlar ne içindi peki?”
Belki de bu yüzden yakın zamanlara kadar ‘başarı’ yerine ‘muvaffakiyet’ kavramı kullanılıyordu toplumumuzda. Baş olmak, başat olmak, başaklı olmak, baş arı olmak gibi çağrışımları işaretleyen başarı karşısında, elinden geldiğince gayret ve emek sarf ederek sonucu Allah’ın tevfikinden (yardımından, yaratmasından, takdirinden) bilmek şeklinde özetlenebilecek muvaffakiyetin tercih edilmesini düşünmek lazımdır. Belki de tevekkül ile tembelliği birbirine karıştırmayan, gayretiyle yeteneklerini sonuna kadar açarak başarısını (ektiği domateslerin büyümesini mesela) Rabbinden bilen sükunetli babaannem; hırs kumkuması, yarı erkekleşmiş, sürekli tedirgin yaşamaktan psikolojik dengeleri bozulmuş, başarısını narsizme (bir tür kendine tapınma) başarısızlığını depresyona dönüştüren modern kariyer ve bariyer düşkünü bayandan daha mutluydu… Ne dersiniz?
Belki de bu yüzden eskiler, ‘Tevfik refik ola’ derlerdi durup durup… Kim bilir?
Yusuf Özkan Özburun - Haber 7
ozkanozburun@hotmail.com
Yorumlar5