İnci deniz dibinde, çerçöp su üstünde!

  • GİRİŞ19.11.2011 08:51
  • GÜNCELLEME19.11.2011 08:51

Gazetecilik lisanında ‘sıcak yazı’ demek çoğu kere ‘gündem’i konu edinen yazı demektir. Gündemi yani, günlük aktüel, politik, toplumsal vs. gelişmeleri bir şekilde yazıya, habere taşımaktır. Bu gazetecinin işidir ve haliyle ondan da işini yapması beklenir. ‘Bu gazetecinin işidir’ cümlesini lakaytlığa varan bir rahatlıkla söylediysem, bugünkü gazetecilik nosyonunu, gazeteye biçilen rolü, gazeteciden fiilen istenilenin ne olduğunu, genel medya mantalitesini hesaba kattığım içindir.

Lakin bunun yanında zihnimin ardında dipçik gibi seğiren şöyle bir soru da yok değildir: Mümince düşünme ve yaşama derinliğinin/kalitesinin/düzeyinin yüksek olduğu bir toplum acaba bugünkü anlamda bir gazete nosyonu üretir miydi? Haydi, ürettiğini farz edelim, bu üretilen gazete (veya her ne ise) nasıl bir içeriğe, nasıl bir biçime sahip olurdu? Mümin aklın ve mümin zekânın üreteceği ‘medya’ (anlaşılsın diye bu ifadeyi kullanıyorum, büyük ihtimalle bu kavram da farklı olurdu) acaba neye benzerdi? Gündem denilen o sihirli kelime nasıl algılanırdı: Neyin gündemi, hangi gündem?

Gündem kelimesini kim türettiyse, büyük ihtimalle Batı dillerindeki karşılıklarını gözetip Türkçe ‘gün’ ve Farsça ‘dem’ kelimelerini birleştirerek bir üretim yapmayı denemiş ve tutturmuştur. Buradaki ‘dem’in ‘an, vakit, saat’ anlamlarındaki dem olduğunu bildiğimize göre, gündem, günün an be an, saat be saat gelişmeleri demektir.

Hayalimize binip asr-ı saadete gitsek, Hazret-i Peygamberin sohbetine katılsak, o atmosferi bir an olsun teneffüs ettiğimizi varsaysak acaba nasıl bir ‘gündem’le karşılaşırdık, gündemimizi belirleyen temel unsur ne olurdu? Haydi bunu imkansız sayalım ve geçelim, peki, 16. yüzyılda İstanbul’da bir Mevlevihane’ye yolumuz düşseydi, yahut Magrib’de bir Müslüman mahallesinde avamdan bir mümin olup bulunsaydık acaba ‘gündem’imize ne düşerdi?

Gelin tam tersinden düşünelim. Hazret-i Peygamber bugün, şimdi ve burada bulunsaydı, acaba hangi ‘gündem’le meşgul olur, neyi konuşur, neyi dünyasına taşır, neyi saf dışı bırakırdı? En önemli gündem maddesini ne teşkil ederdi?

Günlük gazeteleri içercesine okuyan, spor gazetelerini özellikle takip eden, her akşam en az beş kanalda haberleri ‘Dünyadan haberimiz olsun kardeşim’ diye tekrar be tekrar izleyen, izlediklerinin karşısında homurdanarak hop oturup hop kalkan, bütün düşünce malzemesini buralardan devşirip toprak eksenli yorumlar üreten, hükümetin icraatlarına sevinen ya da yerinen bir peygamber düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum, düşünebilen varsa beri gelsin. Belki benim kıt akıllı oluşumdandır ama bırakınız yeryüzünden gaybı seyreden bir peygamberi, en ümmi bir mümini, en yalın bir dervişi bile böylesi bir ‘gündem’in kuyruğunda yelip yortarken tasavvur edemezsiniz.

Peygamber ve arkadaşlarının en temel gündemini vahiy ve bu vahyin anlaşılması oluşturuyordu. Yeni bir ayet geldiğinde birbirlerine sıcağı sıcağına aktarıyorlar, ya da ‘Bugün peygambere hangi ayet nazil oldu?’ diye ısrar ve tutkuyla soruyorlardı. Dikkat edelim, Mekke’den hangi kervanın geçtiğini, deve fiyatlarının artıp artmadığını, kâfirlerin hangi işlerle meşgul olduğunu gündemlerinin baş maddesi haline getirip zihinlerini ve kalplerini sarhoş etmiyorlardı. Hakikati baş tacı ediyorlardı. Ümmi bir mümin evvel emirde ahirete layık bir kul haline gelmeyi gündeminin başına oturtuyor, yalın bir derviş nefsinin hallerini anlayıp arınma cehdini her şeyden önemli biliyordu. Bu genel hatlarıyla böyleydi. En azından hakim cereyan bu yöndeydi. Yani onlarla bizim aramızdaki en bariz fark burada kendini gösteriyor: Hazret-i Peygamber başta olmak üzere ondan bu yana ‘itikadi düşünme usulü’nü takip eden müminler tamamen ‘ahiret odaklı’ düşünüyor ve gündemlerini buna göre tespit ediyorlardı. Neyin önemli, neyin önemsiz olduğunun mihengi buna göre tayin ediliyordu. Fakat bugün bu odak kaymıştır. Ahiret odaklılığın yerini tamamen ‘dünya odaklılık’ almıştır. İkincil ve hatta üçüncül mertebede olanlar (dünyanın ekonomik, politik ve güncel işleyişi gibi) birincil konuma yükselmiştir. Zihinler ve kalpler bu yönde işlemek gibi bir eğilim kazanmıştır.

Gün’ün dem’ini, anın içinde var olduğunu bilerek, gönlünü ahirete raptedip ‘dem bu demdir’ diyenlerin belirlediği, hakikatin arayışının ve anlaşılmasın tek gündem olduğu günlere uyanmayı ne kadar isterdim. Fakat heyhat! ‘İnci denizin dibinde, çerçöp suyun üstünde…’

Yusuf Özkan Özburun - Haber 7
ozkanozburun@hotmail.com

Yorumlar1

  • mete bilge 14 yıl önce Şikayet Et
    CAMDAN GİRENE HIRSIZ ; KAPIDAN GİRENE BEY DERLER. Baykalın oturdu angora vllalarını biliyorum sadece kendisi değil, sağlı sollu eski yeni bütün siyasetçilerin villası var o yerde.Bürokratların, eski bazı paşalar da aynı yerde oturuyorlar. villların fiyatı dudak uçurtan cinsten. ama her villa sahibi oturmadan önce en parası varsa ki vardır, tadilat için 50-100 bin tl arası harcama yapması lazım. Benim anlamadığım , siaysetçisi bürokratı siz bu paraları nereden buldunuz ? İnsanın kırsız olması için camdan girmesi gerekmiyor herhalde????Bunun yanında baykalın villası çok yolun ağzında, daha içerlere taşınsaydı keşke. tv ler yerini ezberlletiler bir dönem yayınlarla. Kaldı ki o kimselerin normal hırsız olduğu da şüpheli. On binlerce villanın olduğu sitede baykala piyango çıkması ilginç.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat