Lakabı “beton” olanlardan başka ne beklenir?

  • GİRİŞ26.01.2026 08:32
  • GÜNCELLEME26.01.2026 08:32

1950'li yıllara kadar İstanbul, yaklaşık 1.5 milyon nüfuslu bir kentti.

Mavi suları, yeşil ağaçları, tarihi binaları ve Erguvan çiçekleriyle insanı kendine hayran bırakıyordu.

1950'lerden sonra Türkiye'nin toplumsal-ekonomik yapısında meydana gelen değişimle birlikte başlayan büyük nüfus akımını kaldıramadı.

1973 yılında çıkartılan kanunla, birçok ormanlık alan imara açıldı.

1985 tarihli “İmar yasası” ile kadim kent resmen vahşi bir talana maruz bırakıldı.

Dönemin İBB Başkanı Bedrettin Dalan yönetiminde başlayan bu betonlaşma süreci, CHP’nin yavrusu SHP’nin göreve gelmesiyle daha da hızlandı.

Başta Boğaziçi öngörünü olmak üzere her tarafta kaçak yapılar yükseldi.

Bu süreçte “İstanbul Boğazı” adeta “Beton Boğazı” haline geldi.

Yükselen gökdelenler, her geçen gün sayısı artan kaçak yapılar, daracık ve karanlık sokaklar yüzünden kadim kent, uçsuz bucaksız bir “bina ormanı” oldu.

Bu kaçak yapılaşma, 1994 yılına kadar sürdü.

Tayyip Erdoğan’ın “İBB Başkanı” seçilmesiyle, kaçak yapılaşmaya karşı ciddi bir mücadele başladı.

Koltuğa oturur oturmaz “kaçak yapılaşmanın engellenmesi” için seferberlik başlatan Erdoğan;

“Boğaz öngörünümü başta olmak üzere bütün İstanbul’da gecekondu ve kaçak yapılaşmaya neden olan kişiler, eğer gerçekten engellenmek isteniyorsa, buyurun gelin bir kanun çıkartalım. Bu öyle bir kanun olmalı ki kaçak yapılaşmaya sebep olanları hapse atalım. Bu kişileri her türlü seçme ve seçilme hakkından mahrum edelim. Kamu hizmetlerinden faydalanmasını yasak edelim ki, caydırıcılık olsun.” teklifini getirdi.

Ancak bu teklife diğer partiler sıcak bakmadı.

Buna rağmen İBB ekipleri hayatları pahasına, fırsatçılara göz açtırmadı.

“Hırsız kovalar” gibi her gün bölgede irsaliyesiz “demir, çimento ve kereste taşıyanları” takip ederek, kaçak malzemelere el koydu.

Dalan ve Sözen zamanında yapılan “kaçak inşaatın” binde birine bile müsaade edilmedi.

Tabii bu mücadeleye rağmen İBB’nin boyunu aşan durumlar yaşandı.

Kanunları uygulaması gereken devletin tepesindeki bazı insanlar, bulundukları makamların gücünü kullanarak, keyfi yapılaşmalara gittiler.

Örneğin…

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bile “Boğaziçi’ndeki imar yasağına” takılmamak için sözde “yaz dönemi çalışmaları”nda kullanmak amacıyla Huber Koruluğu'nda yaptırdığı kaçak binalara, “askeri savunma tesisi’’ süsü verdi.

Adeta İstanbul’un kalbinde saplı duran bir hançeri andıran Boğaziçi’ndeki “Gökkafes” adlı bina da benzer bir katakulli sonucu dikildi.

Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid'in “inşaat yapılamaz” şerhine ve çok sayıda davaya rağmen tarihi Dolmabahçe Sarayı ile Taşkışla binası arasına dikilen “Gökkafes” uğruna ilçe sınırları değiştiren dönemin iktidarı, Milli Görüş çizgisindeki Beyoğlu Belediyesi’ne ait alanı, CHP’nin kalesi konumundaki Şişli Belediyesi’ne devretti.

O dönem yaşananlar karşısında aciz kalan Tayyip Erdoğan ise “Gökkafes’le ilgili hukuk mücadelesinde maalesef başarı sağlayamadık” diyerek, dönemin siyasallaşan yargısına tepki gösterdi.

Sonrası malum…

AK Parti’nin iktidara gelişiyle birlikte İstanbul’da, kaçak ve keyfi yapılaşma denetim altına alındı. İmara aykırı alanlar yerle bir edildi.

Boğaz’ın siluetini korumaya gayret ederken, belgede bulunan kaçak yapılar “imar barışına” bile dâhil etmedi.

Fakat ne yazık ki CHP’nin göreve gelmesiyle, yeniden başa dönüldü.

Rüşvet karşılığı, Adnan Oktar’ın geçmişte kiracısı olduğu İstanbul Vaniköy’deki araziyi satın alan Rus Oligark Boris Borisenko hakkında “basit tadilat ruhsatı” düzenleyerek, Boğaz’da yeniden kaçak villa dikilmesine göz yuman İBB yönetimi…

İstanbul’da az da olsa kalan ve kadim kente nefes aldıran alanları da imara açmaya başladı.

2021 yılında, 208 milyon Euro’ya sattığı Etiler Polis Okulu arazisini imara açarak Boğaz’a “gökdelen” görünümlü 3 devasa hançeri birden saplayan CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun ardından…

İBB’yi yöneten adamları da benzer bir skandala imza atarak Levent’te bulunan ve “yeşil alan statüsü”nde tutulan tam 36 bin metrekarelik “İETT Garajı arazisini...”

İBB Meclis’inde yer alan Cumhur İttifakı’na mensup partilere ait üyelerin itirazlarına rağmen, oy çokluğuyla imara açtı.  

15 Ocak’taki Meclis oturumunda, 1/1000 ölçekli “Uygulama İmar Planı” değişikliği görüşüldü ve kabul edildi.

Bu kararla, İETT Garajı arazisi “yeşil alan”dan çıkarılarak, 50 kata kadar gökdelen yapılmasına izin verilecek şekilde “yüksek yoğunluklu yapılaşmaya” açıldı.

Böylece, 87 milyar TL yani 2 milyar dolar civarında bir “rant” oluşturularak, son dönemde yaşanan yolsuzluk soruşturmalarıyla iştahları kapanan bazı açgözlülere yeni bir fırsat sağlandı.

Ne diyelim…

Madem bugün elimizden bir şeyler gelmiyor…

İleride oraya dikilecek binalara bakar, hep birlikte İstanbul’u lakabı “Beton” olan Ekrem’e ve adamlarına teslim edenlerin arkasından konuşuruz!

 

Yorumlar1

  • misafir 1 saat önce Şikayet Et
    Her yerleşim yerinin en az 50 hatta 100 yıllık imar planı oluşturularak,kamuya ilan edilmeli ve çok büyük tabii felaket,savaş vs gibi sebepler haricinde bu imar planları asla değiştirilememelidir.Bak bakalım o zaman belediyede yolsuzluk hırsızlık kalıyor mu?Ama bu söylediğim hiç bir siyasetçinin işine gelmez.O zaman siyaset yapmanın bir cazibesi kalmaz.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat