Huzur Sokağı’nın Bilal’i de Ekremci olmuş!

  • GİRİŞ15.05.2026 08:43
  • GÜNCELLEME15.05.2026 08:44

Bu aziz milletin içinden çıkan, toprağın kokusundan, milletin acısından ve sevinçlerinden beslenen Mehmet Akif'i, Yahya Kemal'i, Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, hatta Ahmet Hamdi'yi görmezden gelen bazı ahmaklar;

“Sanatçı dediğin solcu olur”  diyerek, aslında “Batı taklitçisi” güruhun karşısında duran yerli ve milli isimleri “yok” sayarlar.

Gerçek solun temel iddiası “ezilenin yanında olmak, sermayeye karşı durmak” iken, bunun tam tersini yapan…

Her fırsatta “hak, hukuk, emek” edebiyatı yaptıkları halde zengin burjuva hayatı yaşayan, milletin değerlerine düşman olan, Batı’ya yaranmaya çalışan ve tam bir “samimiyetsizlik abidesi” olarak karşımızda duran “çakma solcu sanatçıları” ise baş tacı ederler.

Yukarıdaki tarife uyan ve “Solcu sanatçı” geçinen bu tipler ise…

Belediyelerden, büyük sermaye gruplarından ve devletin desteklerinden beslenirler.

Dev prodüksiyonlar, anma etkinlikleri, kitap siparişleri, festival sponsorluklarından gelen paralarla ultra lüks şeklide hayatlarını sürdürürler.

Kendi milletine “cahil, yobaz, kısa bacaklı yaratıklar” gözüyle bakan bu tipler, İngilizci, Amerikancı, Fransızcı takılırlar…

Batı’yı görünce Pavlov’un şartlanmış köpeği gibi salyalarını akıtırlar.

Anadolu’nun nabzını tutmaz, halkın sorunlarını bilmezler.

Emperyalistlerle, müstemleke zihniyetiyle iş tutarlar.

Gerçek solun “anti-emperyalist duruşu”, bunlarda yoktur.

Bunlar, kıskanç ve küfürbazdırlar.

Batı’daki en azılı ateist sanatçılar tüm dinlere mesafeli iken…

Türk solunun sanatçısı, tüm dinlere değil, sadece İslam’a düşmandır.

Salya sümük Müslüman’a saldırır, ezandan rahatsız olur, Kur’an okunmasına kızar.

Dini bayramları hedef alıp, kurban kesmeyi “ilkel ve kanlı” bir eylem sayarlar.

Batılı sanatçı, eserleri ile ön plana çıkarken…

Bizdeki solcu sanatçılar “muhaliflik” goygoyuyla şöhret peşinde koşar, temcit pilavına dönen eserlerle de cebini doldurmanın yolunu ararlar.

“Sömürü düzenine başkaldırın” dekleri halde, ülkeyi en çok onlar sömürürler.

Hasbelkader kendilerine “solcu” demiş bu sanatçılar, her daim vesayetin yanında yer alır, hiç düşünmeden postal yalakalığı yaparlar. 

Bazıları ise muhtelif zamanlarda ortaya çıkıp seçilmiş meşru yönetime karşı halkı kışkırtmayı kendilerine görev kabul ederler.

Bunların “kendi başına düşünme” yeteneği de yoktur.

Söyleyecek sözleri, verecek tavsiyeleri olmadığı için muhalefet etmeyi marifet sanırlar.

“Çıkar” kokusu aldıklarında ise güç sahiplerine yaranmaya çalışırlar.

Yılların “devrimcileri” sandığınız isimler birden “zamane soytarılarına” dönüşür.

Özetle:

Bizdeki sanat-sepet tayfası “solculuktan” geçinir ama solcu değildir; sol taklidi yapar, sermayenin ve gücün yanında durur, bireysel ego ve lüks hayatlarını “muhaliflik” maskesiyle sürdürür.

Gerçek sanat evrensel olup, ideolojik dayatmalara sığmazken

Gerçek sol ezilene samimiyetle sahip çıkıp, sermayeye ve güce direnirken…

Bizdeki solcu sanatçılar, birer burjuva konformistidir.

Bunlar sadece “günlük ikbal” peşinde koşan bir güruhtur.

“‘Sanatçı solcu olmalı’ terânesi ise sanatçı olmayı bile beceremeyenlerin kuru bir avuntusudur!”

*

Ezilenin değil ezenin, haklının değil hırsızın yanında yer alan ve “hayata cüzdanının gözünden bakan” işte bu sanatçımsılar, geride sömürecek bir şey kalmadığını görünce, anında güç sahiplerinin kapısına yığılırlar.

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yalakadan sanatçı olmaz!..” diye tarif ettiği bu güruh, şu sıralar nedense Silivri Cezaevi’nin kapısını aşındırıp…

Kurduğu suç örgütü ile İstanbul’u talan eden ve içinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan İBB bütçesini yandaşlarına akıtan yolsuzluk tutuklusu Ekrem İmamoğlu’na bağlılığını tazeliyor.

Bir dönem “solculuk” oynadığı için ülkeyi terk etmek zorunda kalan Zülfü Livaneli, Silivri’den aldığı selamları konserlerinde dağıtarak prim kasıyor.

Yarım asırlık “Gırgıriye” filmine, sözde “politik içerik” adı altında CHP propagandası ekleyen Müjdat Gezen, “İçi buruk, çok üzgün” şekilde döndüğü Silivri’den sonra sahneye çıkarak cebini dolduruyor.

İlyas Salman, yine aynı şekilde Dilek İmamoğlu ile birlikte Silivri’de duruşmayı takip ediyor.

Uzun yıllar Uğur Mumcu’nun katledilmesini sömüren Selda Bağcan ise “Gelecek güzel günlere” adı altında İmamoğlu için klipler çekiyor.

Geriye dönüp baktıklarında arkalarından gelecek bir kitle kalmadığını gören bu eski Türkiye artıklarını anladık da…

İBB Davası'nı izlemek için Silivri'ye giden 92 yaşındaki Yeşilçam oyuncusu İzzet Günay’a ne demeli?

Siyah-beyaz filmlerde, yıkık dökük İstanbul sokaklarının bitirim delikanlısını oynayan...

Türkan Şoray’la çektiği “Vesikalı Yârim” filmiyle akıllara kazınan Günay’ı Silivri’ye götüren neydi?

Sadece davaya tanıklık etmek ve “adalet yerini bulsun” demek için mi Silivri'ye gitti?

Uzun zamandır Silivri’ye gidemediği için bir “ezliklik duygusu” içerisinde olduğunu itiraf eden İzzet Günay’ı yakından tanıyanların aslında benim gibi bir tahmini olduğunu düşünüyorum.

Zaten kendisi de Silivri kapısında fondaş sözcü TV’ye verdiği röportajda “hepimiz sıkıntı içerisindeyiz” diyerek, geliş amacını itiraf etti.

Evet!..

Tahmin ettiğiniz gibi, 16 yıl boyunca antikacı dükkanı işleten, “Osmanlı Devleti'nin son 6 padişahına ait gümüş paralardan oluşan” bir koleksiyonu olan ünlü oyuncu İzzet Günay’ın “duygusal” yönü ünlüdür.

“Erotik” furya başladığında Yeşilçam’dan uzak durduğunu söyleyen Günay, ne hikmetse

Billy Wilder'ın “Bazıları Sıcak Sever” filminden uyarlanan “Fıstık Gibi Maşallah” filminde kadın kılığına girmekte sakınca görmemişti.

Yine…

Şule Yüksel Şenler ablamızın “Huzur Sokağı” adlı romanı, 1970 yılında "Birleşen Yollar" adıyla sinemaya uyarlandığında, namazında niyazında bir genç olan “Bilal”i o canlandırmıştı.

İzzet Günay’ın rol için dans ettiğini, kadın kılığına girdiğini ve gerekirse namaz kıldığını bilen oyuncu arkadaşı Göksel Arısoy ise bir açıklamasında “Eski starlara rol teklif etmiyorlar” diye ağlaşan Günay’ı, “Bir sinema sanatçısı kalkıp da rol dilenmez. Bu çok yanlış ve ayıp” diye fırçalamıştı.

Dolayısıyla!

Ekrem İmamoğlu tarafından;

 “Sizin o güzel filmlerinizdeki gibi bir Türkiye'yi yaşatamadığım için üzgünüm” sözleriyle karşılanan İzzet Günay’ın Silivri’ye gidişine o kadar derin bir mana yüklemenin gereği yok.

 

Yorumlar9

  • Abdullah 39 dakika önce Şikayet Et
    Türkiyedeki solcularka batıdaki solcularla arası da dağlar kadar fark var. Batıdaki solcular ezilen, işgal edilen, öldürülen halkın yanında, dinlere karşı saygılılar. Bizimkiler çoğu kemalist. Dünyada ne olmuş umrunda değil, lüks yaşar islam karşıtıdır, insanlara tepeden bakar. Tecevüzcü, hırsız, rüşvetçi kişi kemalist ise sesini çıkarmaz, batı hayranıdır. Batının şimd ve geçmişte yaptı
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • meraci83 59 dakika önce Şikayet Et
    Türkiye de gerçek solcu var mı ki?
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Bülent DUMAN 59 dakika önce Şikayet Et
    me diyelim üç günlük dünya için ahireti satanlara yazıklar olsun
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • Murat 1 saat önce Şikayet Et
    Türkiyede solculuk tamda anlamıyla yaşanıyor. İslam karşıtı, adalet karşıtı, Firavun ve Nemrudun akıl hocaları gibi solcular. Bunda şaşılacak bir durum yok. Şaşılacak durum onların halkçı, halktan yana olduğunu zannedip kandırılanlardır. Solcuyum diyenler günahı alkışlıyorum diyenlerdir. Günahın masumiyet olduğunu savunanlardır.
    Cevapla Toplam 8 beğeni
  • AĞACAN 1 saat önce Şikayet Et
    Emeğinize sağılık Sayın hocam, affınıza sığınarak bende son kullanma tarihi geçmiş ürünler ne kadar meşhur olursa olsun artık sağlığa zararlıdır ve rafta kalması sakıncalıdır.
    Cevapla Toplam 7 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat