“Gayz-i azim”
- GİRİŞ04.01.2026 11:49
- GÜNCELLEME06.01.2026 09:11
Sokullu Mehmet Paşa, klasik Osmanlı döneminin en güçlü isimlerinden biriydi. Hersek Sancağının Sokoloviç köyünde Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Devşirme sistemiyle Enderun’a alındıktan sonra devlet katlarında hızla yükseldi. Kapıağası, Kaptan-ı derya, beylerbeyi ve vezir olarak görev yaptı. 60 yaşında sadrazam olarak atanıp devletin zirvesine çıktı. 14 sene, 3 ay, 15 gün sadarette kaldı. Üç Padişahla çalıştı. Kanuni Sultan Süleyman’ın son, II. Selim’in tek, III. Murat’ın ilk sadrazamıydı.
Görev yaptığı her üç padişahla da akrabalık bağı vardı. Karısı Esma Han Sultan, Kanuni’nin torunu, II. Selim’in kızı, III. Murat’ın kız kardeşiydi.
Sadaretinin Kanuni dönemi, ancak 1 sene 3 ay sürdü. Bu dönem, şehzadeler Selim ve Beyazıt arasında yaşanan saltanat mücadelesinin bütün ülkeyi sardığı günlerdi. Sokullu, fırsat ve siyaset adamıydı. Orta Anadolu’yu kana bulayan bu feci mücadelede Padişah desteğinin Selim’den yana kaydığını görmüş, tüm gücüyle onu desteklemişti.
Gelişmeler beklediği yönde seyretti.
Şehzade Beyazıt’ın ortadan kaldırılmasıyla birlikte Şehzade Selim tahtın yegâne varisi haline geldi, Kanuni’nin ölümünden sonra da II. Selim unvanıyla Osmanlı Devletinin 11. Padişahı oldu.
Sokullu da, ona vermiş olduğu desteğin karşılığını fazlasıyla aldı.
Aynı zamanda kayınpederi olan Sultan II. Selim, 8 sene, 3 ay süren saltanatı esnasında sadaret mührüyle birlikte adeta devleti de avuçlarının arasına koydu. İşlerine ve kararlarına ne kendisi müdahale etti ne de yakınlarına ve mahremlerine müdahale ettirdi. Gelibolulu Mustafa Âli Efendinin onu tanımlarken kullandığı “padişah-ı manevi” ifadesi bu yüzdendi.
Sokullu Mehmet Paşa, sahip olduğu muazzam yetkiyle devlet kadrolarını kendince şekillendirip dönemin etkili isimlerini saf dışı etti. Onların yerine akraba ve taraftarlarından oluşan yeni bir kadro kurdu. Sokullu Mustafa Paşa, Makarije Sokoloviç, Ferhat Paşa, Sokulluzade Lala Mehmet Paşa gibi hem Müslüman hem de Hristiyan aile üyelerini kilit noktalara getirdi. Yeniçeri Ocağından Divan’a, ulemadan ümeraya her tarafı kontrolüne aldı.
Bazı dönem tarihçileri, böyle bir kadrolaşmanın devlette zaafa sebep olacağını söyleseler de bu zaafın o günlerde görülmesi imkansızdı. Zira devlet gücünün zirvesindeydi. Sorunsuz işleyen bir sisteme, vergilerin su gibi aktığı zengin bir ülkeye, altın ve mücevherlerin taştığı bir hazineye sahipti.
İnebahtı mağlubiyeti gibi yol kazaları yaşansa da; Kıbrıs fethediliyor, Don-Volga ırmakları arasında yapılacak bir kanalla Hazar Denizine ulaşılması planlanıyor, Süveyş Kanalının açılması konuşuluyor, İzmit Körfezi, Sapanca Gölü ve Sakarya nehri üzerinden Karadeniz’e alternatif bir boğaz oluşturulması tartışılıyordu.
Sokullu Mehmet Paşanın mutlak hâkimiyeti, Sultan II. Selim’in 1574 yılında ölümüyle sona erdi. Sarı Selim, geride her biri aynı hakka sahip altı erkek evlat bıraktı. En büyükleri Şehzade Murat, Manisa Valisiydi.
Sokullu, hem mevcut konumunu korumak hem de muhtemel bir kardeş kavgasını önlemek için durumu anlatan bir mektupla büyük şehzadeyi İstanbul’a çağırdı. Şehzade Murat, haberi aldığında bir av partisindeydi.
Hemen hocası, şeyhi, akağası, silahtarı, çuhadarı, rikâbdarı başta olmak üzere yakın bendelerini toplayıp durum değerlendirmesi yaptıktan sonra onlarla birlikte ailesini de yanına alarak hızla yola çıktı.
Bir yandan Padişah olacağı için heyecanlı diğer yandan saray erkânının oyununa gelerek katledileceği korkusuyla endişeliydi. Özellikle Sokullu Mehmet Paşaya hiç güvenmiyordu. Babası Sultan Selim de bundan sekiz yıl önce Osmanlı tahtına oturmak için İstanbul’a giderken yanında sadık bendeler götürmüştü. Sokullu onların hiçbirine yüz vermemiş, kısa zamanda hepsini çil yavrusu gibi dağıtmıştı. Padişahı, haremin cilvebaz güzelleri ve yumuşacık ipeklileri arasında uyuturken kendisi devletin biricik söz sahibi olmuştu. Şimdi bu gücünü neden kaybetmek istesindi? Kendi meşrebine uygun bir şehzadeyi ayartmadığı, çoktan padişah ilan edip tahta oturtmadığı ne malumdu?
Bu düşünceye varmasında yanındaki adamların da etkisi olmuştu. Her biri devlet katlarında ikbal hayalleri kuran bu adamlar, “Biz Sokullu’nun sadrazamlığını istemiyoruz. Selimhanlılara yaptığı gibi her birimizi bir tarafa sürmesinden, sizi savunmasız bırakıp maazallah bir kötülük etmesinden korkuyoruz” diyorlardı.
Anadolu’nun kara ve buza kestiği Aralık soğuğunda başlayan saltanat yolculuğu bu endişe, korku ve aksilikler içinde dört gün sürdü. Manisa’dan Mudanya’ya ılgar ile geldiler. Oradan bir kadırgaya binip İstanbul’a yollandılar. Ekibin içinde ileride Kanije Müdafii olarak tarihe geçecek olan Tiryaki Hasan Paşa da vardı. Yolculuk esnasında yaşadıklarını Peçevi İbrahim Efendi’ye şöyle anlattı:
“Çarşamba gecesi Mudanya iskelesine ulaştık. İstanbul’dan gelen kadırgayı bulamadık. Meğer başka bir iskelede bekliyormuş. Nişancı Feridun Beyin on sekiz oturak buz kayığı ile yola çıktık. Müthiş bir fırtına başladı. Herkesi deniz tuttu. Ben yalı oğlanı olduğum için salim kaldım. Padişah başını dizime koydu. Muttasıl başını oğar, yüzünü silerdim. Fırtına nihayet sükûn buldu. Gece yarısına doğru Ahırkapısına geldik. Kapının açılması için bağırdık. Kapıcılar, Bahçekapısına gönderilmemiz için emir aldıklarını söylediler. Oradan ayrılıp Bahçekapısına yanaştık. Çok geçmeden Sadrazam da kayıkla geldi. Yalıya çıktı. Hemen bir seccade yaydırıp Padişaha ‘buyurun’ dedi. Padişahın kalbi emin değildi. İstanbul sarayında beş kardeşi daha vardı. Olmaya ki onlardan biri tahta çıkarılmış olsun diye endişeliydi. O endişe ile gemiden inince doğruca Sadrazamın yanına varıp elini öpmek için eğildi. Paşa mani olup kendisi Padişahın elini öptü. Bu vaziyet Padişahın yüreğine işledi.”
..........................
22 Aralık 1574 sabahı Topkapı Sarayında cülus merasimi yapıldı. Merasimin ardından önce Sultan II. Selim’in, ardından yeni Padişahın boğdurttuğu beş şehzadenin cenaze namazları kılındı.
Sultan III. Murat’ın 21 yıl sürecek saltanatı böyle başladı. Sokullu’ya karşı duyduğu şüphe ve endişe ise zamanla önü alınmaz bir nefrete dönüştü.
Özellikle İstanbul’a geldiği gece payitahttaki vaziyeti bilmediği ve kardeşlerinden birinin kendisine tercih edilme ihtimalinden korktuğu için Sokullu’nun elini öpmeye yeltendiği görüntü, hafızasına çakılıp kaldı. “Namus-u saltanat” muktezasıyla bu olayı hiçbir zaman unutmadı. Her karşılaşmalarında ıslak, yorgun ve endişeli haliyle hatırlandığını düşünüp kahroldu. Nasıl olurdu da dünyanın en güçlü imparatoru bu hale düşer, kul taifesinden bir adamın önünde eğilirdi?
Tarihçiler, buna “gayz-i azim” dediler.
Buna rağmen eniştesi ihtiyar veziri görevinden de almadı. Belki devlet içindeki gücünden çekindi, belki de gücünü damla damla eritmek suretiyle benzersiz bir yöntemle intikam aldı.
Gelişmeler ikinci ihtimalin daha kuvvetli olduğunu intibaını veriyor. Sokullu Mehmet Paşa, beş yıl daha Sadaret makamında otursa da, ulaşılmaz zannedilen kudreti günden güne küçülüp azaldı. Huzur-u Hümayuna her çıkışında ya terslendi, ya tahkir edildi ya da görmezden gelindi. Zamanla kendi arizalarını bile sunamaz hale geldi. Üstelik en yakın adamları birer birer devlet hizmetinden uzaklaştırıldılar. Tımarlarına ve zeametlerine el konulup kapı dışarı edildiler. Tutar eli, görür gözü mesabesindeki Nişancı Feridun Bey sürgüne gönderildi, kahyası idam edildi. Amcazadesi olan Budin Valisi Mustafa Paşa, baruthaneye düşen yıldırımın müsebbibi sayılarak asıldı.
Nihayet 11 Ekim 1571 günü sarayında yapılan bir ikindi divanı esnasında bıçaklanarak öldürüldü. Dönemin tarihçilerinden Selaniki Mustafa Efendi, suikastçının bir “harâbâtî-i fâsık” olduğunu yazdı. Ahlaksız bir sarhoşun, onca güvenlik tedbirini nasıl aşabildiği, Sadrazamın yanına kadar nasıl sokulabildiği ise hiçbir zaman anlaşılamadı.
O kudretli yaşamdan geriye ibretli bir son ve “gayz-i azim” denilen bir tabir kaldı.
Büyük makamlara çıkan âdemlerin yokluk günlerini paylaştığı eski dostlarından kaçışlarını anlatmak için kullanıldı.
Yorumlar11
-
Misafir
16 saat önce
Şikayet Et
Tebrik ederim, kaleminize sağlık. Özellikle yazınınızı bitiriş kısmı kesinlikle anlamlı olmuş.
Beğen
Cevapla
-
Ali Yasin
23 saat önce
Şikayet Et
Yazarının takip ve taltife şayan olduğunu gösteren,
tebrik ve takdire layık bir yazı..
Beğen
Cevapla
-
Misafir
23 saat önce
Şikayet Et
Muazzam, elinize gönlünüze kaleminize sağlık !
Beğen
Cevapla
-
okur
1 gün önce
Şikayet Et
30 yıl vezirlik yapan nizamül mülk, devletin kitabını yazdığı halde yetkilerini aştığı için sultan melikşah tarafından suikaste kurban verilmiş. keramet o ya nizamül mülkün dediği gibi sultan da 35 gün sonra ölmüş.demek osmanlı tarihten ders çıkarmış aziller konusunda, ancak adalet liyakat disiplin rüşvet istişare ve sağlam kurumlar ve bilinçli halk konusunda hep zorlanmış ve köhneleşmiş
Beğen
Cevapla
-
Halil SİNANOĞLU
1 gün önce
Şikayet Et
Güç, para ve imkan elinde iken kendine bir sınır çizmek ,haddini bilmek kolay iş değildir.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle