Mustafa Suphi’yi kim öldürdü?

  • GİRİŞ08.02.2026 09:06
  • GÜNCELLEME08.02.2026 09:06

1920 yılının yaz aylarından itibaren memlekette komünist rüzgârlar esiyordu.

Anadolu’yu emperyalistlerin işgalinden kurtarmak için yola çıkanların dilinden Bolşeviklik düşmez olmuştu. Gerek yurt içinde gerekse dışarıda art arda komünist dernekler, partiler kurulmaya, gazeteler çıkarılmaya, Moskova-Ankara arasında telgraflar, haberciler mekik dokumaya başlamıştı.

Bu rüzgârın sebebi, 21 Temmuz-6 Ağustos 1920 tarihlerinde Moskova’da toplanan Komintern’in İkinci Kongresinde alınan bir karardı.  Bolşevik Devrim Lideri Lenin’in öncülüğündeki kongrede, Anadolu’daki kurtuluş hareketine değinilmiş, bu hareketin “burjuva demokrat” renginde bir hareket olduğu, bununla beraber Batılı devletlerle savaşında yardım edilmesi kararı alınmıştı. Bunun karşılığında tek şart ileri sürülüyordu: Komintern yoluyla Moskova’ya bağlı bir komünist parti kurulmasına izin verilmesi...

Ardı ardına iç isyanların patladığı, Balıkesir ve Bursa’nın Yunan ordusu tarafından işgal edildiği bu günlerde Ankara hükümeti tutunacak dal arıyordu. Silaha, paraya ve güçlü bir ülkenin desteğine ihtiyacı vardı. İleri sürülen şartların kabul edildiğini ifade eden sıcak mesajlar gönderildi. Bir yandan Mustafa Kemal Paşanın kızıl tepelikli kalpağıyla çektirdiği fotoğraflar gazetelere servis edilirken diğer yandan temsilci heyetleri Moskova’nın yolunu tuttu.

Komintern’in söz konusu kongrede aldığı kararlardan biri de; Komünizmin Müslüman halklar arasında yayılmasını sağlamak amacıyla uluslararası bir kurultay düzenlemekti. Bu amaçla, 1-7 Eylül 1920 tarihleri arasında Bakü’de Doğu Halkları Kurultayı düzenlendi. Kurultaya 36 Doğu ülkesinden 2000’e yakın delege katıldı. Türkler 235 delegeyle kurultayın en kalabalık grubunu oluşturdular. Ancak bu grup birbirleriyle çekişen üç farklı kesimi temsil ediyordu: Ankara Hükümeti temsilcileri, Enver Paşanın başını çektiği İttihatçılar ve Mustafa Suphi’nin çevresinde toplanmış Türk komünistler...

Mustafa Suphi, kurultayın en göze çarpan ismiydi. Devrimciliği Moskova tarafından takdir edilen kıymetli bir yoldaştı. Anadolu’nun muhtelif vilayetlerinde komünist oluşumlara çoktan başlamış, bu vilayetlerden bir hayli delegenin kurultaya katılmasını sağlamıştı.

İlgi çeken diğer bir isim de Enver Paşaydı. Kurultayta bir bildiri sunmuş, Türk işçi ve köylülerini inkılaba çağırmış, kendini bir İslam ihtilalcisi kabul ettirerek Türkiye’nin tek temsilcisi ve Anadolu’daki Milli Mücadelenin önderi gibi göstermek istemişti.

Ne var ki Mustafa Suphi onun bu çabalarına büyük darbe vurdu. Yaptığı konuşmada Paşanın devrimci değil karşı devrimci olduğunu, Alman emperyalizmiyle işbirliği yaptığını dolayısıyla en büyük emperyalistlerden biri olduğunu vurguladı. Türkiye’nin bağımsızlığına kavuşması için Türk işçi ve köylülerinin bağımsız bir örgüt etrafında toplanmaları gerektiğini söyledi.

Kurultay, Komintern’in “Anadolu hareketine yardım edilmesi” kararına vurgu yapılması ve bütün sol teşekküllerin Mustafa Suphi’nin tavsiyesi doğrultusunda hareket etmesi tavsiyesiyle sona erdi.

Bakü Kurultayının en kazançlısı hiç şüphesiz Mustafa Suphi olmuştu. Hem İttihatçılardan intikam almış, hem de Ankara’yı gölgede bırakmıştı. Bundan dolayıdır ki Anadolu hareketinin liderliği mevkiine yükseldiğini düşünüp hayaller kurdu. Kurultayın bitiminden hemen sonra da (10 Eylül 1920) Türkiye Komünist Partisi (TKP)’ni düzenleyip başına geçti. Faaliyetlerini hızlandırıp Anadolu’ya uzanacağı tehlikeli macerasını da böylece başlatmış oldu.

Aslında o da eski bir İttihatçıydı...

...........................

1883 yılında Osmanlı bürokrat sınıfına mensup bir ailenin çocuğu olarak o zamanlar Trabzon’un bir kazası olan Giresun’da doğmuştu. Siyasal bilimler eğitimi için gittiği Paris’te İttihatçı olmuş, Meşrutiyetin ikinci kez ilanıyla İstanbul’a dönmüş, Tanin, Servet-i Fünun ve Hak gazetelerinde makaleler yazmış, 1911’de Selanik’te yapılan İttihat ve Terakki Cemiyetinin 4. Kongresine katılmış, kongrede İktisat Vekili olma isteği yerine getirilmeyince İttihatçılarla yollarını ayırıp onlarla mücadeleye başlamıştı.

İttihatçılar da onu defterden silmişlerdi. 11 Haziran 1913 günü, Sadrazam Mahmut Şevket Paşanın siyasi bir suikasta kurban gitmesi üzerine, 322 kişilik muhalif bir gruba ismini dâhil edip Sinop’a sürmüşlerdi. Suphi, 1914’te buradan Kırım’a kaçmış, Birinci Dünya Savaşının başlaması üzerine Çarlık Rusyası tarafından tutuklanıp Urallara sürülmüştü. Bolşevik fikirlerle tanışması, üç yıl süren bu sürgün döneminde olmuştu. Çarlık yönetimine karşı mücadele eden ihtilalcilerden biri olmuş, 1917 yılındaki Ekim Devrimiyle serbest kalıp Moskova’ya gelmiş, Stalin’in yardımcılarından Sultan Galiyev’in sekreterliğine atanmıştı. Bu dönemde Rusya’daki iç savaşa katılmış, Türk savaş esirlerini örgütleyerek bir kızıl ordu birliği kurulmasını sağlamış, Kafkaslar ve Anadolu’da sosyalizmi yaymak amacıyla “Yeni Dünya” isimli bir gazete çıkarmış, Moskova’da Türk Sosyalistler Kongresi ile Müslüman Komünistler Kongresinin toplanmasına öncülük etmişti.

Azerbaycan’daki Bolşevik Devriminin ardından Bakü’ye geçince, Doğu Halkları Kurultayına divan üyesi olarak katılmıştı.

Kurultaydaki pozisyonu ve tavrı, Anadolu’ya yönelik hayalleriyle birleşince İttihatçılar kadar Ankara Hükümetinin de tepkisini çekmişti.

.....................

Başında bulunduğu Türkiye Komünist Partisinin, Ankara Hükümetinden izin almadan Doğu Karadeniz’de, İstanbul’da ve Zonguldak’ta örgütlenmeye başlaması bu tepkiyi artırdı.

Ankara, bir yandan onu takibe aldı bir yandan da Milli Mücadelenin yegâne temsilcisi ve tek muhatabı olduğunu gösterecek adımlar atmaya başladı.

Bu adımların başında yerli bir komünist parti kurulması geliyordu. 18 Ekim 1920 tarihinde Ankara’da Mustafa Kemal Paşanın direktifiyle Türkiye Komünist Partisinin resmen faaliyete geçtiği duyuruldu. Onu Yeşilordu Cemiyeti gibi sosyalist söylemli suni teşekküller izledi.

Ardından hükümetin önemli isimlerinden Ali Fuat Paşa, ilişkilerin koordine edilmesi için Moskova’ya büyükelçi olarak atandı.

Türkiye’de bu gelişmeler olurken, Mustafa Suphi sabırsızlanmaya başlamıştı. Bir yandan Anadolu’ya gizli propagandacılar gönderiyor, diğer yandan Ankara Hükümetiyle ilişkiye geçerek Bolşevizme karşı bakışını öğrenmek, Moskova’nın desteğiyle Anadolu’ya geçip yönetimi devralmak istiyordu. İlk iş olarak Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektup yazdı. Mektupta Anadolu hareketi konusunda işbirliği yapmak için Ankara’ya gelmek istediğini yazdı. Paşa, cevap verdi. Komünist Partisiyle işbirliğine hazır olduklarını, ancak bütün faaliyetlerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin izniyle yapılabileceğini, bu yüzden gelmesine gerek olmadığını söyledi.

Mustafa Suphi buna rağmen pes etmedi. Rus Büyükelçisi Midivani’yi de yanına alarak Kars üzerinden Türkiye’ye girdi.

1920 yılının Aralık ayının sonlarıydı. Aynı günlerde Moskova Büyükelçiliğine atanan Ali Fuat Paşa, Rıza Nur ve Kazım Karabekir Paşa da Kars’taydı. Heyeti resmi törenle karşılanırken Ankara’ya da bilgi verdiler.

Ankara, “komünist cereyanların körüklenmesi sakıncası vardır, göndermeyin” dedi.

Karabekir Paşa, bir yandan onları Kars’ta oyalarken diğer yandan Erzurum Valisini telgrafla uyardı. Halkın el altından galeyana getirilerek Bolşevik heyete tepki göstermelerini, içerilere uzanacak bir yolculuğun ve memlekette çalışmanın mümkün olmayacağı şeklinde izlenim oluşturmalarını istedi. Benzer telgrafları Gümüşhane ve Trabzon valililerine de gönderdi. Heyet, “halk sizden nefret ediyor” havasıyla şehirlere sokulmayacak, Trabzon üzerinden geri dönmeleri sağlanacaktı.

Plan aynen uygulandı.

Mustafa Suphi ve beraberindeki 18 kişilik heyet 22 Ocak’ta Erzurum’a vardığında yer yerinden oynadı. Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyetinin başını çektiği öfkeli kalabalık onları şehre sokmadı. Erzurum-Sivas yoluyla Ankara’ya gitme talepleri hayati endişe gerekçesiyle reddedilip Trabzon’a yönlendirildiler. Kendilerine eşlik etmesi için bir jandarma müfrezesi görevlendirildi.

Kış bütün şiddetiyle bastırmış, Anadolu yolları kardan geçilmez olmuştu.

Bu defa kızaklarla yapılacak uzun ve soğuk bir yolculuk başladı. Erzurum-Bayburt-Trabzon arasını dört günde tamamlayıp Trabzon’a ulaştıklarında 15 kişi kalmışlardı. Heyettekilerden Mehmet Zeki ile Süleyman Sami Erzurum’da, Baytar Abdülkadir Maçka’ta nedamet edip gruptan ayrılmışlardı.

Gerisi trajedi...

Trabzon, İttihatçıların ünlü kabadayılarından Kayıkçılar Kahyası Yahya’nın kontrolündeydi. Yahya, hem Enver Paşanın yakın adamıydı hem de Ankara’nın...

Saat, akşam beş sularında Mustafa Suphi ve arkadaşları, Yahya’nın yönlendirdiği fedailer tarafından Değirmendere mevkiinde kıstırıldılar. Hakaret ve tartaklamaların ardından iskelede bekleyen bir motora bindirilip denize salındılar. Yalnız, heyetin tek kadın yolcusu olan ve Suphi’nin sevgilisi olduğu söylenen Maria motora bindirilmeyip alıkonulmuştu.   

Arkadan Kahya’nın adamlarını taşıyan ikinci motor daha demir aldı.

Ertesi sabahın alaca karanlığında motorlar geri döndü. Mustafa Suphi ve arkadaşlarını taşıyan motorda kimsecikler yoktu.

Birkaç gün sonra tayfalardan biri konuştu. Birkaç mil açıkta yetiştikten sonra elleri ve ayaklarını bağlayarak denize attıklarını söyledi.

Türkiye’deki komünist hareketin ilk temsilcilerinden olan Mustafa Suphi ve arkadaşlarının ölümlerinin ardındaki sır hiçbir zaman aydınlanmadı. Öldüren belli olsa da emri verenin kim olduğu ortaya çıkmadı.

Kimileri, Doğu Halkları Kurultayının intikamını almak için Enver Paşanın emir verdiğini söylediler, kimileri kendine ortak istemeyen Ankara Hükümetinin... Kimileri de “sosyalist anavatanın dış politika çıkarlarıyla kardeş bir partinin varlık sorunu çatışınca komünistler bir tercih yapmak zorunda kaldılar” diyerek Lenin’i işaret ettiler.

 

  

Yorumlar3

  • Misafir 23 dakika önce Şikayet Et
    İktidar ortak istemez. Bu hep böyledir
    Cevapla
  • misafir 41 dakika önce Şikayet Et
    “sosyalist anavatanın dış politika çıkarlarıyla kardeş bir partinin varlık sorunu çatışınca komünistler bir tercih yapmak zorunda kaldılar” ???
    Cevapla
  • Süleyman Can 1 saat önce Şikayet Et
    Bunun gibi gizemli daha bir çok olay...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat