Segâh Tekbir
- GİRİŞ22.03.2026 09:17
- GÜNCELLEME22.03.2026 09:17
12 Mart 1971 muhtırasından hemen sonraki günlerdi.
Nihat Erim’in başkanlığında oluşturulan kabinede Kültür Bakanlığı kurulmuş, Kültür Bakanı olarak da Talat Halman atanmıştı.
O yıl Türk kültürünün mihenk taşlarından biri olan büyük bestekâr Itrî’nin 259. ölüm yıldönümüydü. Onun anısına 22 Aralık gecesi Klasik Türk Müziği Konseri planlanmış, mekân olarak da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu tahsis edilmişti.
Duyurular yapılmış, haberler geçilmiş, Bestekâr İsmail Baha Sürelsan’ın yönetimindeki kırk iki kişilik musiki ekibi hazırlıklara başlamıştı.
Ancak o günlerin Türkiye’si bir tuhaftı. Hem Türk müziğinin eğitimi yasaktı hem de devletin resmi konser salonlarında icrası...
Geçmişin üzerine kalın bir sünger çekilmiş, özellikle Osmanlı dönemine ait kimi kültürel değerler nisyana terk edilmişti.
Nitekim 26 Kasım 1971 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan bir haber, memleketin gündemine bomba gibi düştü.
“Talat Halman’a Açık Mektup” başlığını taşıyan yazıda devrimlere yönelik büyük bir tehditten bahsediliyor ve şöyle deniyordu:
“Cumhuriyet’in bir Kültür Bakanı turist eğlendirmek için nasıl taaddüd-i zevcata, hareme fetva veremezse devrimlere de aykırı davranamaz, Türkiye’yi yabancılara Osmanlı artığı çehresiyle tanıtamaz.
Sahnesinde Beethoven’in, Brahms’ın, Bartok’un, Erkin’in, Rey’in, Saygun’un eserlerini çaldığım Devlet Konser Salonu, müzelik eserlerle teksesin temsilcileri tarafından işgal edilirse, naçiz şahsıma tevcih edilmiş olan Devlet Sanatçılığı unvanını size gönül ferahlığıyla iade edeceğimi bilmenizi isterim; Atatürk Devleti’nin temelinde yatan prensipler zedelendiği gün, esasen benim gözümde böyle bir unvanın değeri ve şerefi kalmaz.”
Yazı, batıda müzik eğitimi alması için hakkında özel kanun çıkarılan keman sanatçısı Suna Kan’a aitti. Üstelik Suna Kan bununla da yetinmeyecek, ertesi gün başbakan Nihat Erim’e bir mektup yazarak, “...İş ne Itrî meselesidir, ne Devlet Konser Salonunda alaturka konser vermek meselesidir. Mesele, kökünden devrimlerle sıkı sıkıya ilgilidir” diyecekti.
Ardından bu şikâyetin ilk olmadığı anlaşıldı. Senfoni Orkestrası sanatçılarından Faruk Güvenç tarafından da benzer satırlar kaleme alınmış, Topkapı Sarayında alaturka konser düzenlemek, Galata Mevlevihanesinde ayin yaptırmak ve nihayetinde Itri konseri düzenlemek gibi cürümlerle suçlanan Kültür Bakanının bir an önce görevden alınması istenmişti.
Dönemin sembolü olmuş iki orkestra sanatçısının çaktığı bu işaret fişeğinin ardından devrim savunucuları koro halinde saldırıya geçtiler.
Hükümet bu saldırıların karşısında tutunamadı. Başbakan, Kültür Bakanını çağırarak konseri iptal etmesini istedi. Talat Halman, ömrü yurt dışında geçmiş, Cumhuriyet değerlerine bağlılığına hiç kimsenin şüphe etmediği bir isimdi. Buna rağmen yüzlerce yılın ardından süzülüp gelmiş bir kültürel değerin karşıdevrim unsuru olarak sunulmasını aklı almamıştı.
İnatla direnip konseri iptal etmeyeceğini söyledi. Hükümet de hem onu görevden aldı hem de Kültür Bakanlığını kapatarak sorunu (!) kökten çözdü.
................
Bu hadiseden çok değil otuz sekiz yıl sonra Itrî bir kez daha ülkenin gündemine oturdu. 1 Ocak 2009 tarihinde hükümet yeni kâğıt paraları piyasaya sürerken geçmişe saygının bir göstergesi olarak ilim, kültür ve sanat değerlerimizden kimi isimlerin banknotlara basılmasını kararlaştırdı.
Bunlardan 100 TL’lik banknotun arka yüzüne bakarsanız notalar, kudüm, ud gibi geleneksel enstrümanlar ve ney üfleyen bir derviş figürünün yanında Mevlevi sarığı ile resmedilmiş bir portre görürsünüz.
Bu portre, Buhurîzâde Mustafa Itri Efendiye aittir.
Geleneksel musikimizin şahika ismi, 17. Yüzyıl İstanbul’undan günümüze akan sanat ve gönül adamı, hanende, şair, hattat, bestekâr...
“Ah tûti-i mucize-guyem”in, Nevakâr’ın, Salad-ı Ümmiyenin, Segâh Tekbir’in bestekârı...
Yaşananları görmüş olsa ne hissederdi bilinmez. Lâkin her bayram sabahı Müslüman ruhları titreten Segâh Tekbirin kubbelerde yankılanmasından kesinlikle bahtiyar olurdu.
Yahya Kemal’in söylediği gibi:
“Büyük Itrî’ye eskiler derler
Bizim öz musikimizin pîri;
O kadar halkı sevkedip yer yer
O şafak vaktinin cihangiri,
Nice bayramların sabah erken
Göğü top sesleriyle gürlerken
Söylemiş saltanatlı Tekbîr’i”
NOT: BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN
Yorumlar1