Bir müjdenin peşinde...

  • GİRİŞ31.05.2026 09:32
  • GÜNCELLEME31.05.2026 09:32

İslâm’ın ilk yıllarıydı.

Son hak dinin Peygamberi, yeni bir ruhla donattığı sahabelerine ve Hicaz’da kurduğu devletine, müthiş bir hedef göstermişti…

“Kostantiniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden emir ne güzel emir, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”

Kostantiniyye, Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti, Orta Çağ dünyasının kalbiydi…

Asya’nın diğer ucunda denizlerin birleşip, kıtaların yanak yanağa uzandığı uzak bir diyarda kurulmuştu.

Hem siyasi hem askerî hem de ticari bakımdan stratejik önemi vardı. Üstelik dört mevsimin birlikte yaşandığı mutedil bir iklime, verimli topraklara sahipti. Seyahatnamelerde övgüyle bahsediliyor, bir masal şehri tasviri yapılıyordu.

Hicaz çöllerinde kurulan avuç içi büyüklüğündeki yeni devlete çizilen hedef büyüktü ve İslâm’ın cihanşümul ilkelerini dünyanın öbür ucuna taşıma sorumluluğu yüklüyordu.

Fetih, bir beldeyi veya şehri geçirmek, kapılarını İslam’a açmak demekti ve İslam tarihinde iki yerde kullanılmıştı. Birinin kaynağı Kur’an, diğerinin hadisti. İslâm’ın merkezi ve kalbi olan Mekke’nin fethine Kur’an-ı Kerim’de işaret edilmiş, Peygamberin sözleriyle Kostantiniyye’nin fethi hedeflenmişti. Biri Allah’ın Peygamberine, diğeri Peygamberin ümmetine müjdesiydi.

Kostantiniyye’ye sahip olmanın sağlayacağı stratejik üstünlüğü görerek ümmetini yönlendiren Hz Peygamber’in bu müjdesi, kendisinden sonraki Müslüman hükümdarların en büyük hayali oldu. Bu hadisin ışığında akın akın Bizans başkentinin önlerine geldiler.

Dördü Emeviler, biri Abbasiler döneminde olmak üzere Arap orduları beş kez Kostantiniyye üzerine sefer düzenlediler. Bu seferlerin ikisinde surların önüne kadar gelip şehri muhasara ettiler.

İlk sefer düzenlendiğinde henüz Hicretin 34’üncü senesi, Miladi takvimle 655 yılıydı. Ordu, Kostantin’in surlarına ulaşamadan geri dönmek zorunda kaldı. İkinci sefer 668 yılında düzenlendi. Başta Ebu Eyyub-el Ensari olmak üzere İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İbn-i Zübeyr gibi önemli sahabeler bu seferde hazır bulundular. Şehir uzun bir süre kuşatılıp çetin muharebeler oldu. Eyyub-el Ensari ve birçok sahabe bu kuşatmada şehit düştü.

Üçüncü sefer yine Muaviye zamanında 674 yılında yapıldı. Dördüncü fetih seferi, Emevi iktidarının son seferiydi. Halife İbn-i Abdülmelik zamanına rastlayan sefer 715 yılında yapıldı ve İstanbul ikinci kez ciddi anlamda kuşatıldı.

Arap orduları tarafından düzenlenen son sefer, 782 yılında Abbasi Halifesi El-Mehdi döneminde oldu.

Türklerin fetih ideali ise on birinci asırda Anadolu kapılarının açılmasıyla başladı. 1071’deki Malazgirt Zaferinin ardından Anadolu içlerine akan Selçuklu orduları on yıl gibi kısa bir sürede Üsküdar’a kadar geldiler. Bu hızlı ilerleyiş, Hristiyan Batı Dünyasını telaşlandırdı. Doğu Roma’yı korumak ve İslâmiyet’i imha etmek için ilk Haçlı Seferi düzenlendi. Selçuklu Ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Anadolu’nun batısı yeniden Bizans hâkimiyetine geçti.

Bizans’ın fethine yönelik en ciddi hamleler Osmanlı Devletinin Rumeli’ye yerleşmesinden sonra başladı. Şehir, Yıldırım Beyazıt’tan Fatih’e kadar yedi defa muhasara edildi.

İlk muhasara Yıldırım Beyazıt tarafından 1391 tarihinde yapıldı ve tam yedi ay sürdü. Macarların taarruz hazırlıkları üzerine kaldırılan muhasara sonrasında önemli bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre şehir içinde bir Türk Mahallesi tesis edilmesi için Bizans hükümeti tarafından 700 ev verilecek, Sirkeci’de bir Türk mahkemesi kurulacak, bir cami yapılacak, Galata’dan Kağıthane’ye kadar olan arazi Osmanlılara bırakılacak, on bin altın haraç verilecekti.

Yıldırım Beyazıt’ın ikinci muhasarası 1395 tarihindedir. Bizanslıların anlaşma şartlarına uymaması nedeniyle uygulandıysa da kış şartları nedeniyle neticesiz kaldı. 

Üçüncü muhasara yine Yıldırım Beyazıt tarafından 1397’de yapıldı ve iki seneden fazla sürdü. Nihayet sur içinde bir Türk mahallesiyle bir Şer’iye Mahkemesi kurulması ve cami yapılması karşılığında sona erdi. Kurulan mahalleye Göynük ve Taraklı tarafından getirilen Müslüman nüfus yerleştirildi.

Yıldırım Beyazıt döneminin dördüncü ve son muhasarası 1400 yılında oldu ve Timur’un Anadolu’ya girip Sivas kalesini kuşatması üzerine kısa sürdü.

Beşinci muhasara, Ankara Savaşı felaketini takip eden Fetret Devri yıllarında oldu. Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Musa Çelebi şehri kuşatarak top atışına tuttu. Bizans, bu saldırıdan Yıldırım’ın diğer oğlu Mehmet Çelebi ile işbirliği yaparak kurtuldu.

Altıncı muhasara 1422 yılında Fatih’in babası Sultan II. Murat tarafından yapıldı. Haziran başlarından Eylül sonlarına kadar takriben dört ay süren kuşatma, Şehzade Mustafa isyanı sebebiyle kaldırıldı.

Yedinci ve son muhasara Sultan II. Mehmet tarafından yapıldı. Ona “Fatih” unvanını kazandıran muhasara, 1453 senesi 6 Nisan’ından 29 Mayıs Salı gününe kadar elli üç gün sürdü. Elli dördüncü gün şehir fethedildi.

Fethin en büyük motivasyonu hiç şüphesiz Hz Peygamberin hadis-i şerifi oldu. Fatih Sultan Mehmet, bu hadis-i şerifi sürekli başucunda tutmuş, bu müjdenin ruhuyla ordusunu heyecana getirmiş, umutların kırıldığı anda Peygamberin mihmandarı Eyüp Sultan’ın mezarını buldurarak şehrin kapılarını açmıştı.

Dünya tarihinin en büyük hükümdarlarından biri olarak tarihe geçerken sekiz buçuk asırlık bir hayali, bir rüyayı, bir kutlu müjdeyi gerçekleştirmiş olmanın bahtiyarlığı içindeydi.

Kostantiniyle artık İstanbul’du…

Fethin 573. Yılı kutlu olsun.

Zekeriya Yıldız / Haber7

Yorumlar1

  • Misafir 21 dakika önce Şikayet Et
    Büyük sultana rahmet olsun
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat