Ege Denizinden Nil sularına
- GİRİŞ02.08.2026 09:14
- GÜNCELLEME02.08.2026 09:14
1769 yılında Kavala’da doğdu.
Kimi kaynaklar Arnavut, kimileri de Anadolu’dan göç etmiş Türkmen bir aileye mensup olduğunu yazarlar.
Bugün Yunanistan’ın kuzeydoğusunda önemli bir sahil şehri olan Kavala, o tarihte küçük bir Osmanlı kasabasıydı. Denizciliğin yanı sıra dünyanın en kaliteli tütün çeşitlerinden biri olan “basma” tütününün yetiştirildiği merkezlerden biriydi. Bu yüzden nüfusunun önemli bir kısmı tütün ticareti yaparak geçinirdi.
Çocukluğunu ve gençliğini babasının yanında tütün ticareti yaparak geçirdi. Onun ölümü üzerine 17 yaşında iken askeriyeye girdi. Cesareti, kıvrak zekâsı ve çalışkanlığı ile dikkatleri üzerine çekti. Özellikle vergi direnişçileriyle girdiği çarpışmalarda ön plana çıktı. Kasabanın en büyük askeri birliğinin başı olan Yeniçeri Çorbacısının bir akrabasıyla evlenerek gücünü artırdı. Bu evlilikten daha sonraları filmlere ve romanlara konu olacak İbrahim, Tosun ve İsmail adında üç oğlu oldu.
1789 yılında Fransa, Osmanlı idaresindeki Mısır topraklarını işgal etti. Bu işgal, Mısır tarihi kadar onun kişisel tarihinde de bir dönüm noktası olacaktı.
İşgali durdurmak için memleketin dört bir yanından gönüllü birlikler Mısır’a kaydırılmış, ”Kavalalı Mehmet Ali Bey” unvanıyla Kavala’dan yola çıkan 300 kişilik bölüğün başına getirilmişti.
8 Mart 1801 tarihinde Kahire’ye ulaştığında eline geçen fırsatın farkındaydı. Bu fırsatı iyi kullandı. Fransız kuvvetlerine karşı girdiği çarpışmalarda büyük başarılar sağladı. Kısa zamanda Mısır Valisi Koca Hüsrev Paşanın dikkatini çekti. Rütbesi binbaşılığa yükseltildi. Ardından Mısır’daki Osmanlı kuvvetleri arasında önemli bir yeri olan “Arnavut Birlikleri”nin ikinci kumandanlığına getirildi.
Fransızlar, daha fazla tutunamayıp Mısır’ı terk ettiler.
O yıllarda Mısır toprakları merkezden atanan Valiler tarafından yönetiliyor olsa da yerel Memluk beylerinin idare üzerinde otorite kurma çabaları vardı. Fransız işgali sonrası otorite kavgası büyüdü. Üstelik Osmanlı güçleri ikiye bölünmüş, Vali Hüsrev Paşa ile Arnavut birliklerine kumanda eden Paşalar arasında amansız bir güç kavgası başlamıştı.
Kavalalı Mehmet Ali Beyi, Paşalığa yükseltecek gelişmeler bu dönemde oldu. Hırsı, kurnazlığı ve siyasi zekâsıyla karmaşayı fırsata çevirmek için her yolu denedi. Memluk beylerini birbirlerine düşürdü, valiyi Memluk beylerine saldırttı, paşalarla vali arasındaki ayrılıkları körükleyip halkı ayaklandırdı. Bu hercümerç içinde ulamanın, eşrafın ve ordunun desteğini arkasına alarak Mısır’ın en büyük gücü haline geldi.
Babıâli, gelişmeler karşısında çaresiz kaldı. Ege’nin küçük bir sahil kasabasından çıkıp gelişi beş yılı bulmayan ve okuma-yazması bile olmayan bu gözü kara askerine Paşalık unvanı vererek 3 Temmuz 1805 tarihinde Mısır’a Vali olarak atadı.
İtimatsızlığını hissettirmek için de oğlu İbrahim’i rehin olarak İstanbul’a getirdi.
Mehmet Ali Paşa, valilik makamındaki ilk yıllarını nüfuz ve hâkimiyetini tahkim etmekle geçirdi. Otoritesini tartışmaya açan Memluk beyleri üzerine art arda seferler düzenledi. Bu esnada İngilizler İskenderiye üzerinden Mısır topraklarına çıkartma yapmışlardı. Ani bir hareketle oraya yöneldi. İngilizleri bölgeden söküp attı. 1807 yılındaki bu zafer, bütün dünyada büyük yankı yaptı. Babıali, rehin olarak tuttuğu oğlunu serbest bırakıp defterdar olarak Mısır’a gönderdi.
Verilenle susacak, valilikle yetinecek bir adam değildi. Sonu gelmez hırslarının hedefinde kendi hanedanını oluşturmak ve Osmanlı idaresinden bağımsız bir devlet kurmak vardı. Güçlü bir ordu ve donanma için Avrupa’dan uzman subaylar getirdi. Otoritesini bir türlü kabul etmedikleri gibi bu teşebbüsüne de karşı çıkan Memluk beylerine davetiyeler gönderdi. Barış şöleni vaadiyle bir araya topladığı 74 Memluk beyini kılıçtan geçirdi. Bu kıyımdan kurtulmayı başaran birkaç kişi çareyi Sudan’a sığınmakta buldular.
1815 yılında büyük bir isyan çıktı. Padişah II. Mahmut, Hicaz’da patlayan bu isyanı bastırmak için onu görevlendirdi. Vahhabiler tarafından başlatılan isyan kısa zamanda büyümüş, Mekke ve Medine isyancılar tarafından ele geçirilmişti. Kavalalı, zorlu bir mücadelenin ardından isyanı bastırdı. Bu başarısıyla hem hac yollarının güvenliğini sağladı hem de Kızıldeniz’deki ticareti eline geçirdi. Aynı zamanda İslam dünyasında büyük bir itibar kazandı.
Şöhretinin ve itibarının Mısır sınırlarını aştığı bu hadiseden sonra bağımsız bir devlet başkanı gibi hareket etmeye, art arda reformlar yapmaya başladı. Avrupa’ya öğrenciler gönderdi, oradan uzmanlar getirdi. Batı tarzında askeri ve sivil okullar açtı. Arapça ilk Mısır gazetesini yayınladı. Ayrıca Nil Nehri boyunca kanallar açarak sulama alanlarını genişletti. Zirai ürün çeşitliliğini artırdı. İltizam arazilerine el koydu. Vakıf mülklerine vergi zorunluluğu getirdi. Mısır köylülerini askere aldı. 130 bin kişilik muazzam bir ordu kurdu.
Mısır’da bunlar yaşanırken, 1821 yılında Yunan isyanı çıktı. İsyanı bastırmakta zorlanan Osmanlı Hükümeti, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi. Kavalalı, Girit ve Mora Valiliklerinin de kendisine verilmesi kaydıyla yardım edeceğini söyledi. Hızlıca bölgeye intikal etti. İsyanı kısa zamanda bastırdı. Ne var ki, kalıcı olamadı. İngiltere-Rusya ve Fransa’nın müdahalesi üzerine İstanbul’a danışma gereği bile duymadan Mora’yı terk edip ordusunu Mısır’a geri çekti. Üstelik sefer maliyetinin karşılanmasını, bunun için de Suriye Valiliğinin oğlu İbrahim Paşaya verilmesini istedi. İsteği reddedilince de Suriye’yi işgal etti.
Mesele büyümüş, yüzleşme zamanı gelmişti.
Osmanlı Hükümeti cüretkâr valisiyle hesaplaşmak zorundaydı.
İlk olarak Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve oğulları hain ilan edilerek haklarında idam fetvaları yayınlandı. Ardından yeni Mısır Valisi olarak atanan Hüseyin Paşa büyük bir orduyla yola çıkarıldı.
Ne var ki 1832 yılında başlayan ve büyük umutlar bağlanan sefer, tam bir hüsranla sonuçlandı. İbrahim Paşa komutasındaki Kavalalı Ordusu karşılaştığı her yerde Osmanlı kuvvetlerini yenerek Kütahya’ya kadar geldi. İbrahim Paşa’nın Suriye ve Adana Valisi olarak tanındığını kabul eden bir senedin kabulüyle ancak durdurulabildi.
Aradan 7 yıl geçti.
Padişah II. Mahmut, Mısır halkının yönetimden duyduğu şikâyet ve çağrıları üzerine yeni bir sefer düzenledi. 1839 yılındaki bu sefer de bozgunla neticelendi. Üstelik Kaptan-ı Derya Ahmet Paşanın ihaneti sonucu Osmanlı donanması Mısır’a teslim edilmişti. İhanet ve mağlubiyet haberi saraya ulaşmadan Padişah vefat etti. Yerine Sultan Abdülmecit geçti.
Yeni Sultan, İngiltere ve Avusturya ile bir ittifak oluşturarak Lübnan’a asker çıkardı. Sayda, Hayfa ve Beyrut’u ele geçirdi. Osmanlı ordusunun gelişiyle birlikte bölgede büyük halk ayaklanmaları oldu. İbrahim Paşa, kontrolündeki tüm toprakları terk ederek Kahire’de bulunan babası Kavalalı Mehmet Ali Paşanın yanına döndü.
1841 yılında nihai antlaşma imzalandı.
Bu antlaşma ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa, donanmayı teslim edip, Suriye’yi boşalttığı gibi Mısır Valiliği ile yetineceğini kabul etti. Yalnız Mısır’ın iç bağımsızlığı devam edecek, idaresi ırsî olarak Kavalalı soyunda kalacak, ailenin en büyük erkek evladı “Hidiv” unvanıyla Mısır Valisi olacaktı.
Öyle oldu.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa, antlaşmanın ardından sekiz yıl daha yaşadı. Bu sürede Osmanlı Sultanı ile arasını düzeltti. Hatta 1846 yılında İstanbul’u ziyaret edip bizzat padişahın elinden “nişan-ı imtiyaz” madalyası aldı. Ömrünün son yıllarında akli melekelerini yitirdi. 2 Ağustos 1849 tarihinde İskenderiye’de öldü.
Hidivlik, son Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşaya kadar devam etti. Birinci Dünya Savaşının başlaması ve İngilizlerin Mısır’ı işgal etmesiyle birlikte fiilen son bularak İngiliz kontrolünde bir sultanlığa dönüştü.
Zekeriya Yıldız / Haber7
Yorumlar4