Truva’nın intikamı

  • GİRİŞ09.08.2026 09:01
  • GÜNCELLEME09.08.2026 09:01

Mihail Kritovulos, Fatih Sultan Mehmet döneminin göz tanığıydı. 1400’lü yılların başında o zamanki adı İmroz olan Gökçeada’da doğdu.  Hem ünlü bir hekim hem de adanın ileri gelenlerinden biriydi. Bizans’ın tarih sahnesinden silinişini yaşamış, Osmanlının önlenemez yükselişini görmüştü.  Bu yüzdendir ki Papalığın doğu kiliselerini kendine bağlama girişimi olan “Floransa Konsülü” kararlarına karşı çıktı.  Bölgenin huzuru için Katolik baskısına karşı Osmanlı egemenliğini tercih etti.

Fethin hemen ardından İstanbul’a giderek Sultan’ın hizmetine girdi. Kuzey Ege adalarının Osmanlı hâkimiyetine alınması için çalıştı. Bu adalar, Batıdan gelecek saldırılara karşı İstanbul’un güvenliği için önemliydi. Fatih, çabalarını takdir etti. Onu İmroz, Limni ve Taşoz adalarının valisi yaptı.

Kritovulos, aynı zamanda tarihçiydi. 1451-1467 yıllarını kapsayan beş ciltlik tarih kitabı yazdı. Yunanca kaleme aldığı kitabına aynen Heredot gibi “Historia” adını verdi ve bizzat Sultana ithaf etti. İthaf mektubuna, “bahtiyar, mazhar ve muzaffer, üstün ve yenilmez, Tanrı’nın yardımıyla karanın ve denizin egemeni, şahların şahı, yüce imparator Mehmet’e kullarının kulu adalı Kritovulos’tan” notunu düştü.

Türkçe tercümesi ilk kez 1910 yılında Tarih-i Osmanî Mecmuasında yayınlanan kitabında, berrak üslubu ve geriye gidişlerle zenginleştirdiği anlatımıyla hem döneme ait bilgiler verdi hem de büyük hükümdarın liderliği, bilgisi, zekâsı ve vizyonuyla ilgili gözlemlerini aktardı. “Cevval zekâsı dünyayı dolaşırdı. İhmal nedir bilmez, maksatlarına dosdoğru koşardı. Satvette, şecaatte, akıl ve zekâda Yunan ve Roma’nın büyük hükümdarları, cengâverleri onun yanında küçük kalırlar” sözleriyle hayranlığını dile getirmekten kendini alamadı.

Kritovulos’un hayranlığı boşuna değildi. Sadece Türk tarihinin değil dünya tarihinin de en büyük hükümdarlarından biri olan Fatih, aynı zamanda büyük bir âlimdi. Altı lisan bilir, sadece Doğulu kaynaklarla yetinmez, Batı medeniyetinin temelini oluşturan eserleri de orijinallerinden okurdu.

Bu eserler arasında Homeros’un “İlyada” destanına da vardı. Milattan önce 8. Yüzyılda yazıldığı sanılan bu destan, Anadolu topraklarında geçen efsanevi Truva Savaşını anlatıyordu. Anlatıya göre; Miken Kralı Agemennon liderliğindeki Yunan orduları binlerce yelkenliyle Ege Denizini aşıp Anadolu’ya çıkartma yapıyor, Çanakkale boğazının kilit noktasında bulunan Truva’ya saldırıyor, on yıllık kuşatmanın ardından akıl almaz bir hileyle şehri istila ediyordu.

Fatih, Doğu-Batı kavgasının bu ilk destanından çok etkilendi.

Truva’nın konumundan, deniz ve karayla olan stratejik ilişkisinden, savaş hileleri ve birbirinden ilginç saldırı ve savunma yöntemlerinden dersler çıkardı.  Kral Agamennon’dan kurnaz Odyssey’e, savaşçı Aşil’den cesur Hektor’a destanın iz bırakan karakterlerini inceledi.

Aradan binlerce yıl geçmiş olsa da işgale uğrayan topraklar şimdi kendi ülkesiydi. Üstelik Avrupa’da Truva’nın varisi olduğuna dair yayınlar yapılıyor, cesareti ve kahramanlığıyla Hektor’a benzetiliyor, Bizans’ı düşürerek intikam aldığı söyleniyordu.

Bilim adamlarına danıştı, tarihçilerle konuştu, Truva şehrinin yeriyle ilgili çalışmalar yaptırdı.

1462 yılının Eylül ayında Midilli seferine çıktı. Yaklaşık iki hafta süren kuşatmanın ardından adayı fethederek Ceneviz idaresine son verdi. Sefer dönüşü Çanakkale’ye uğradı. Truva harabelerinin bulunduğu bölgeye gitti. Kalıntılar üzerinde uzun uzun dolaştı. Hektor’un ve Aşil’in mezarlarını arattı. Kale duvarına benzeyen yükseltiler üzerinden denizi ve savaş alanını seyretti. Bu esnada bolluk, bereket ve medeniyet fışkıran Anadolu topraklarının dile gelişi olan meşhur sözünü söyledi:

“Truva’nın intikamını aldım.”

Bu ziyareti kayıt altına alan tarihçilerden biri de Mihalis Kritovulos idi. Padişahın bu esnada söylediklerini, kitabının dördüncü cildinde şu cümlelerle kaleme aldı:

“Geçen bunca yıldan sonra bu şehirle insanlarının intikamını almayı Allah bana nasip etti. Düşmanlarına boyun eğdirdim, şehirlerini fethettim. Şehri kuşatanlar Helen, Makedon, Teselyalı ve Peloponnesosluydu. Onların soyundan gelenleri o dönemde ve daha sonraki yıllarda biz Asyalılara küstahça davrandıkları için cezalandırdım.” (Kritovulos Tarihi, 1451-1467-İş Bankası Yayınları)

.......................

Büyük Hünkâr, İstanbul kuşatması esnasında Anadolu Hisarının karşısına Rumeli Hisarını yaptırarak Boğaz geçişinin kuzeyini kontrol altına almıştı. Truva’ya yaptığı ziyaret sonrasında da güneyini tahkim etti. Çanakkale Boğazının Anadolu yakasına Sultaniye (Çimenlik) Kalesini, Avrupa yakasına Kilitbahir Kalesini inşa etti. Truva’ya olduğu gibi İstanbul’a yapılacak benzer bir saldırıya karşı şehrin çok uzağında savunma hattı kurdu.

Ziyaretin üzerinden 453 yıl geçti.

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşının en zorlu mücadelesini Truva önlerinde verdi. Batılı devletler, İstanbul’u işgal etmek için tüm güçleriyle Çanakkale Boğazına saldırdılar. Ardı arkası kesilmeyen savaş gemilerinin en büyüğü İngiliz Kraliyet Donanmasına aitti. Adını da; tarihi hesaplaşmanın simgesi olarak Agamennon koymuşlardı.

Fatih Sultan Mehmet’in her iki yakaya yaptırdığı kaleler bu savaşın en önemli mukavemet noktaları oldu. Torunları, tarihin en büyük savunma savaşlarından birini onun öngörüsüyle kazandılar. Agamennon zırhlısı Çanakkale’yi geçemeden geri dönmek zorunda kaldı.

Çanakkale Savaşı zaferle bitmiş olsa da, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşını kaybetti. 30 Ekim 1918’de mütareke yapıldı. Yenilgiyi tescil eden mütareke metni, Limni Adasının Mondros Limanına demirlemiş Agamennon Gemisinde imzalandı.

.........................

Batı dünyasının Truva’ya olan ilgisi hiçbir zaman azalmadı. Oyunlar, romanlar ve filmlerle popüler kültürün bir parçası olarak canlı tutuldu. İngiliz Yönetmen Christopher Nolan’ın ülkemizde de gösterime giren son filmi “The Odyssey”de olduğu gibi...

Yorumlar2

  • Süleyman 1 saat önce Şikayet Et
    Harika bir süreç analizi... Yüreğinize, emeğinize sağlık hocam.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Bülent Turan 1 saat önce Şikayet Et
    Kıymetli Hocam , yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Tarihimizde ki önemli ayrıntıları anlaşılır bir dille anlatıyorsunuz. Bu yazıyı okuyup ecdadımızın vatanımızı nasıl kazandığını ve düşmamızın niyetinden bin yıl geçse de vazgeçmediğini bilmemiz gerekiyor. Saygılarımla.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat