Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane

Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane

Vatana, millete, devlete, halka, şehirlere, kasabalara, köylere, mezralara hizmet aşkıyla yanıp tutuşan 59 siyasal partimizin yöneticileriyle, -artı- emekli militerlerimizin de, iğneli fıkralarla kalbini kırmamak gerek.

  • GİRİŞ10.05.2009 08:29
  • GÜNCELLEME10.05.2009 08:29

Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane

Vatana, millete, devlete, halka, şehirlere, kasabalara, köylere, mezralara hizmet aşkıyla yanıp tutuşan 59 siyasal partimizin yöneticileriyle, -artı- emekli militerlerimizin de, iğneli fıkralarla kalbini kırmamak gerek.
* * *
Her ne kadar dünyada, “iş bulamayan üniversite mezunları” konusunda yapılmış bir araştırmada, Türkiye en başta geliyorsa da; vatana, millete, devlete, halka hizmet alanı, her zaman her aklıevvel vatandaşa açık.
* * *
Henüz daha, ormanları yakıp yerine siteler yapma getirisinin akılları çelmediği dönemlerde; “köy korucuları”na hiç de benzemeyen “orman korucuları” vardı.
* * *
İşte kimseyi incitmeyecek bir fıkra:
Bir orman korucusu, ormanların içinden geçen bir derede yüzmeye kalkmış birini görünce, kendisine bağırmaya başlamış:
- Kıyıdaki “Burada yüzmek yasaktır” levhasını görmedin mi sen?
* * *
Deredeki adam da, boğuk bir sesle yanıt vermeye çalışmış:
- Ben... ben yüz... yüzmüyorum ki. Boğu... boğuluyorum.
* * *
Orman korucusu:
- O zaman sorun yok, demiş; devam edebilirsin.
* * *
IMF ile sürdürülen görüşmeleri, hiç de çağrıştırması gerekmeyen bir başka dere fıkrası:
Sırılsıklam olmuş küçük bir çocuk, ağlayarak babasının yanına gelmiş:
- Babacığım, demiş; dereye düştüm ben.
Baba, kaygılı bir şaşkınlıkla:
- Peki, demiş; kim çıkardı oradan seni?
- Adamın biri giysileriyle hemen suya atlayıp, tekrar çıkardı beni kıyıya.
* * *
Baba:
- Hay Allah, demiş; nerde şimdi o adam?
Çocuk:
- Şu karşıdaki kahve önünde güneşli bir masaya oturmuş, kurumaya çalışıyor, demiş.
* * *
Baba, hızla adama doğru koşmuş:
- Siz mi çıkardınız çocuğumu sudan, demiş.
Adam:
- Evet, demiş; önemli değil, kim olsa yapardı, gayet doğal...
* * *
Baba:
- Ya öyle mi, demiş; siz bunu doğal mı buluyorsunuz? Çocuğun kasketi nerede peki, ne yaptınız o kasketi?
* * *
TBMM’deki siyasal parti gruplarında lider diktası olduğundan yakınanların, kulislerde anlattıkları söylenen sevimli bir fıkra.
* * *
Gemiyle yolculuğa çıkmış genç ve güzel bir kadın, özel defterine her gün olup bitenleri yazıyormuş.
* * *
Birinci gün:
Yolculuk çok iyi başladı, sevinçten uçuyorum.
* * *
İkinci gün:
Kaptanla tanıştım, yakışıklı bir adam.
* * *
Üçüncü gün:
Kaptan bana kur yapıyor, neşeli saatler yaşıyoruz.
* * *
Dördüncü gün:
Kaptan, kendisinin olmazsam gemiyi batıracağını söyledi.
* * *
Beşinci gün:
Gemiyi kurtardım, içim rahat.
* * *
Kulislerde ağızdan ağıza dolaşan bu fıkradan sonra:
- Gemiyi kurtarmak için, deniyormuş; kaptanın her isteğine uymak gerekiyor.
* * *
Av. Taner Aktop’tan da değişik bir fıkra.
Son yerel seçimlerde, ailesiyle oturduğu yerden bir hayli uzaktaki bir belediyede aday olmuş genç bir siyasetçiye, annesinin yazdığı mektup.
* * *
Sevgili oğlum Düzvur;
Senin hızlı okuyamadığını bildiğim için, mektubu yavaş yavaş yazıyorum.
Sen ayrıldıktan sonra biz evi değiştirdik. Baban bir gazetede “İnsanların başına genellikle evlerinin 2 km çevresinde bir kaza geldiğini” okumuş. O yüzden taşındık.
Sana yeni adresimizi veremiyorum; çünkü bizden önce oturanlar, gittikleri yerde de adresleri değişmesin diye, kapı numarasını söküp götürmüşler.
Geçen hafta iki kez yağmur yağdı. İlki üç gün, ikincisi dört gün sürdü.
Benden istediğin yeleği postaya verdim. Ancak halan, “o koca düğmelerle paket çok ağır olur”, deyince; düğmeleri koparıp, yeleğin cebine koyduk. Orada bulabilirsin...
* * *
Birkaç da pırıltılı söz:
“Mutluluğun tılsımını mı elde etmek istiyorsun, kötü dostlardan uzak dur”
Hafız’ın bir gazelinden.
* * *
“Yayımladığım bütün eserler, büyük bir itirafın küçük parçalarından ibaretti”
Goethe
* * *
“Bir yığın insan, hiçbir zaman genç olmadı; nasıl ki bazı insanlar da, hiçbir zaman ihtiyarlayamadı.”
Bernard Shaw
* * *
“Karın pirinç isterken, baş çiçek isteyebilir mi?”
Hint atasözü
* * *
“İnsanlara doğduklarında ağlamak gerekir, öldüklerinde değil”
Montesquieu
* * *
Fazıl Hüsnü’den bir şiirle bitirelim yazıyı:

Söyle sevda içinde türkümüzü

Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken.
Neden herkes güzel olamaz,
Yaşamak bu kadar güzelken.

İnsan, dallarla bulutlarla bir,
Aynı mavilikten geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken

Yorumlar2

  • güzin karaman 7 yıl önce Şikayet Et
    anlatılacak konuyu bel altıyla anlatmak. tam çetin altana göre.
    Cevapla
  • Ramazan Erkut 7 yıl önce Şikayet Et
    Tohumlar.... Çetin Altan'ın bugünkü yazısı, çerçevelenip duvara asılacak kadar düşündürücü... Bâzen, yüzlerce sıradan kitabın anlatamadığını bir fıkra hemencecik anlatıverir... Bir fıkra ki hem müellifini, hem başka insanları kurtarsın, mümkün mü?.. Tohumun yeşermesi için verimli toprağa düşmesi gerekir; tohum gibi, içinde formüller taşıyan bir fıkranın hayat bulması için de kaynağına ulaşması zarûrîdir.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun