Çözüm süreci ABD'yi ürkütüyor mu?

Eklenme: 07 Mayıs 2013 09:06
Güncelleme: 07 Mayıs 2013 09:06 / 3,130 Okunma / 4 Yorum
Mehmet Acet

Dış istihbarat birimlerinin ve politika üreticilerinin başka ülkelerle ilgili yaklaşımlarını belirleme de temel bir ölçüleri vardır.

Mercek altına alınan ülkelerin ilgili konulardaki reflekslerini tartarak, ne kadar Predictable (öngörülebilir) ne kadar Unpredictable (öngörülemez) olduğunu hesap ederler ve ona göre politika üretirler.

Washington'un Türkiye'nin Kürt politikasına dönük predictable/öngörülebilir yaklaşımı,

Türklerin, geleneksel Kürt fobisini kolay kolay yıkamayacağı gibi, buna dönük politikalar geliştirdiği takdirde sık sık içerideki katı Ulus Devlet uygulamalarına toslayacağı, ya da bu mücadele içerisinde sürekli patinaj yaparak enerji tüketmeye devam edeceği biçimindeydi.

Hele hele bölgesel gelişmeleri de derinden etkileyecek şekilde bu meseleyi nihai bir çözüme kavuşturma fikri, Türklerin kolay kolay cesaret edebileceği bir şey değildi. 

Ankara'daki hükümet daha kötüsünü yaptı.

Bu meseleyi bütün Ortadoğu'da derin etkiler bırakarak çözme iradesini ortaya koymakla kalmadı, tamamen yerli yapım bir projeyle sahneye çıkarak ABD içinde Türkiye politikalarını belirlemede etkin olmuş kimi çevrelerin bütün ezberlerini bozdu. 

Zaman Gazetesi'nin Wasahington Temsilcisi Ali H.Aslan, gazetesine gönderdiği yazılarla oradaki ‘Türkiye havalarını' en yetkin şekilde yansıtan bir isim.

Aslan, dün yayınlanan ve ‘Dimyat'ın pirinci, evin bulguru' başlığını taşıyan yazısında Washington'un çözüm sürecinin neresinde olduğunu ve bu süreci nasıl izlediğini çok çarpıcı cümlelerle anlatıyor.

Şöyle diyor: 

“Görüldüğü gibi, çözüm süreci her ne kadar ‘yerli' tutulmaya çalışılsa da, hiç de küçümsenemeyecek ‘uluslararası' yansımalara gebe. Bana göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en ezber bozucu, en bağımsız, en sivil, en özgüvenli ama bir o kadar da riskli stratejik hamlesi. Sadece Suriye, Irak ve İran'daki mevcut rejimleri rahatsız etmiyor; ileride ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin ve çok uluslu şirketlerin de ayaklarına basma potansiyeli taşıyor. İşin sonunda Dimyat'tan pirinç getirmek de var, evdeki bulgurdan olmak da.” 

Burada Ak Parti hükümetinin ve başbakanın ABD güdümünde hareket ettiğini ve çözüm sürecinin de ‘made in ABD-İsrail' olduğunu söyleyenlere laf yetiştirme niyetim yok.

Onları çıkardıkları ‘kuru gürültülerle' baş başa bırakmalı.

Bu aralar asıl üzerinde durulması gereken husus, yerli yapım olduğu iyice gün yüzüne çıkmış olan çözüm sürecinin ‘kimlerin ayaklarına basma potansiyeli taşıdığı' hususu. 

En başından itibaren bu sürecin, ABD'de Türkiye politikalarını belirleyen çevrelerin bir kısmını ciddi anlamda rahatsız ettiği fikrini savunuyorum.

Ekim ayında Türkiye kamuoyundan daha önce sürecin başlayacağından haberdar olan ABD'nin Ankara Büyükelçisi Riccardone, “bize güvenilmiyor olmasına sinir oluyorum” cümlesinde karşılığını bulan açıklamasıyla bu rahatsızlığı faş etmişti.

Normalde bu coğrafyadaki önemli bir müttefikinin, cumhuriyet tarihinin en önemli projesini hayata geçirmesi karşısında ilk gün safını belli etmesi beklenen Washington yönetimi de, uzun süre sessiz kalmıştı.

Obama yönetimi, sonradan ağırlığını koyup net cümlelerle çözüm sürecine desteğini açıklasa da, yönetime telkinde bulunabilme gücünü koruyan kimi çevrelerin (özellikle İsrail lobisini ve neoconları kast ediyorum) gidişattan rahatsız olduğunu Ali H.Aslan'ın yazısının satır aralarından okuyabiliyoruz.

Örneğin Henri Barkey, Washington'un çözüm sürecinde ‘uyuduğunu' iddia etmiş.

‘Uyuyan devin' uyandığı takdirde ne olacağının belirsiz olduğunu ima ediyor.

Yazının devamında ABD'nin hangi durumda uyanabileceğini de anlıyoruz.

Türkiye Kuzey Irak'la ilişkilerini iyice derinleştirir ve bu durum, Irak'ın toprak bütünlüğüne zarar verir hale gelirse.

Tabi bunlar, ‘açık alanda' olup bitenleri izleyenlere karşı söylenmiş süslü cümleler.

Asıl kavganın Irak'ın toprak bütünlüğü olmadığını hepimiz biliyoruz.

ASIL KAVGA ‘TAMAMEN DUYGUSAL' 

Bir süre önce Türkiye'nin Enerji politikalarına yön veren önemli bir isme, ABD'nin Türkiye'nin Kuzey Irak yönetimiyle enerji anlaşmaları yapmasına neden karşı çıktığını sormuştum.

Konuştuğum isim aynen şunu söyledi.

“Neden buralarda güzel şeyler oluyor! diye düşünüyorlar.”

Sonraki cümlelerden öğrendim ki, stratejist ayaklarıyla Obama yönetimine akıl vermeye devam eden ‘çok uluslu şirketlerin' yöneticileri ve onların Türkiye'de de yakından tanınan bazı uzmanları, Türkiye'nin buralarda güzel şeyler yapmasını istemiyor. 

Bu durumda Kuzey Iraklı Kürtlerin Türkiye'yle entegre olma çabaları, buralardaki enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden sevkini sağlayacak anlaşmalar yapılması, Türkiye'nin enerji açığını azaltacak başka hamleler peşinde olması, uyumakta olan devi uyandırabilir.

Bütün bunların çözüm süreciyle doğrudan ilgisinin ne olduğunu takdirlerinize bırakıyorum.

Ama görünen bir şey var.

Düne kadar Kuzey Irak yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirme konusunda Türkiye'ye telkinlerde bulunanlar, şimdi tam tersi şeyler söylemeye başlamış durumdalar.

Dünya tersine dönmüş de uyuyoruz, haberimiz yok. 

Mehmet Acet - Haber7

mehmet.acet@kanal7.com

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri