Gördüklerimizdeki göremediklerimiz
- GİRİŞ30.04.2009 08:42
- GÜNCELLEME30.04.2009 08:42
Neler kaçırıyoruz, birbirimizi gerginlik içinde, kötü duygularla elektriklemiş iken? Ülke değişiyor, değişmeli derken, ne yönde değişmesi gerektiğini tartışırken, fark ettiğimizi sanıp da fark edemediklerimiz, gaflet içinde hiç fark edemediklerimiz ne? Gerilen bir ülkenin insanları, gerenlerin elinde gerilirken, kaçırdıklarımız ne? Yaşama telaşı, kafamızdakini gerçekleştirme kaygısı bizi çepeçevre sarmışken, gözümüzden kaçan ne?
Kendini medyada belirlenmiş gündeme bırakan; gazete başlıkları, köşe yazarları, televizyondaki tartışma programları ile belirlenmiş görüş alanının dışında olup bitenlerle ilgilenmeyen bir zihin, dünyada ve ülkede olup bitenlerin ne kadarını hangi derinlikte kavrayabilir?
Gündem belirleyici güçleri belirlemeye, dayatılan gündemin ardını, önünü, sağını solunu görmeye çabalama, gündemde olanı genişliğine ve derinliğine kavrayıp yorumlamak için kaçınılmaz görünüyor.
Bizi neden belli sorularla, olaylarla meşgul ediyorlar? Dünyanın her tarafında olup bitenlerin kaçını ıskalıyoruz? Başımıza gelen olayları anlamımıza yarayacak ne gibi temel bilgilere sahibiz? Olayları yorumlatmaya çabaladığımız uzmanların söylediklerinin ne kadarını anlıyoruz? O uzmanlardan kaçı bize şirin görünmek için beklediğimiz yorumları yapıyor acaba? Ülkemizde olup biten olayları haber olarak verenlerin, olayları yansıtmalarında ne gibi çarpıtmalar söz konusudur? Neden böyle yaparlar? Ülkemizde ve dünyada olup bitenlerin doğrudan tanığı olamayacağımıza göre, birilerinin bize bunları anlatması kaçınılmaz görünüyor. Hangi habercilere neden dolayı güveneceğiz? Habercileri seçmek zorundayız ister istemez. Bütün haber kaynaklarının tümüne ulaşıp, bunlar arasında doğru olanı bulabilmek ya da bize sunulanın doğruluğunu sınayabilme gücümüz çoğu zaman yok. O zaman ne yapıyoruz? Dünya görüşümüze uygun haber kaynaklarını seçiyoruz çoğu kez. Bizim gibi duyan, bizim gibi yaşayan, bizim gibi inanan, bizim gibi düşünenlerin gazetelerini okuyor, televizyonlarını izliyoruz. Bu durumda olup biteni görebilsek bile hep kendi açımızdan, kendi beklentilerimizin, kaygılarımızın, bilgi donanımımızın sağlayabildiği ışıkla görüyoruz. Kendi köşe yazarlarımızı okuyoruz. Dışındaki haber kaynaklarını okuyanların çoğunluğu, 'düşmanım sorunu nasıl görüyor?' diye okuyor. Televizyonlarını bu gözle seyrediyor. Farklı görüşlerden öğrenmek yerine, farklı görüşlere karşı kendi görüşünü koruma, haklı çıkarma kaygısı öne çıkıyor.
Birileri gündemi belirliyor. Belirlenmiş gündeme gözlerimize taktırılmış ya da taktığımız gözlüklerle bakıyoruz. Oysa bize sürekli olarak: 'Gerçekleri okudunuz', 'Gerçekleri izlediniz' diyorlar. Hangi gazeteyi okuyorsak onu yazdığı gerçek oluyor. Buna inanmak istiyoruz. İnanmak kolayımıza geliyor, hoşumuza gidiyor. Haber kaynakları ve onların yorumcuları kendilerini her zaman kolayca yanılabilen insan gibi değil de her nasılsa hep yanılmama özelliğine sahip insanüstü bir varlık gibi görüyorlar.
Kendimize yonttuğumuz bir gerçeğe bakışla, dışımızdaki güçlerin belirlediği gündem içinde kaybolup gidiyoruz. Gündemi belirleme yollarını arayıp, gerçek diye gördüğümüzü diğer insanlara dayatmaya çalışıyoruz.
Diğer gözlerden öğrenemiyor da kendi eksik ve özrünü düzeltemiyorsa gözlerimiz, o gözlerle görmeye değer midir? Kendisi gibi görmeyen diğer gözlerle paylaşamıyorsa gördüklerini, göz müdürler yoksa kör müdürler? Öteki gözün gördüğüne kör olan kendi gördüğüne ne kadar açık olabilir?
Bu noktada gördüklerimi, gördüğümü sandıklarımı sorgulayabilmem gerekiyor. Gerçek ne kadar benim gördüğümdür? Daha neleri bilmem, anlamam gerekir ki gözümün önündekini daha iyi anlayayım? Belki de sorgulama iki ana soru çevresinde dönüyor:
1. Neyin körüyüm? 2. Neyin budalasıyım?
1. Hepimiz neyi, nasıl görürsek görelim, kör noktaları olan varlıklarız. Gördüklerimizde hep göremediklerimiz olabilir. Bundan dolayı gördüklerimizden hemen bir sonuca varmak, gördüklerimizin mutlak doğrular olduğunu sanma yanlışlığına düşmemek için ihtiyatlı olmak gerekiyor. Belirlenmiş gündemlerin, dayatılmış gerçeklerin dünyasında ihtiyat kolayca elden kaçıyor
2. Alışkanlıkların kolaycılığı, rahatlığı, insanı düşünmenin, sorgulamanın önünü kesen bağımlılıklara sürükleyebiliyor. Birçok ilişkimiz, görüşümüz, düşünme biçimimiz, hayat tarzımız sorgulanmaya sorgulanmaya, eleştirilerle gözden geçirilip, yeni araştırmalarla tazelenmediği için bizi aptallaştırıyor, yozlaştırıyor.
Gördüğünde göremediğini, bildiğinde bilemediğini araştıran biri, kendi düşünme ve yaşama gündemini kendisi belirlemeye çalışır. Ülkemizin böyle bireylere, böyle kurumlara her zamankinden daha fazla gereksinimi var.
Ahmet İNAM - AKŞAM
ahmet.inam@aksam.com.tr
Yorumlar5