Düşmanına âşık olan mecnunlar gibi

  • GİRİŞ15.03.2013 08:23
  • GÜNCELLEME15.03.2013 08:23

Osmanlıya ait ne varsa tepeden tırnağa hepsine toptan karşı çıkıldı.  Osmanlının yani bizim değerlerimize ne pahasına olursa olsun kasteden, bizi can evimizden vuran batılıların değerlerini gözü yumuk olarak alıp bağrımıza basmışız.

Ne akıl, ne mantık, ne talihtir ki kan dondurucu bir şekilde düşmanımıza aşk derecesinde bağlı bir millet haline getirilmek istenmişiz.

Bu karşılıksız aşkın peşinde bir asrımız heba edilmiş gitmiş. Hala bu kıytırık sevdanın serabının peşinde ahmakça sürünüp gidiyoruz. Bu ne sevda, bu ne aşk, bu ne tutkudur böyle ki, ihanetten de öte bir ihanet, akla zarar bir basiretsizliktir.

Batılılarla yaptığımız anlaşmalara bağlı olduğumuz kadar, Allaha ve Peygambere olan ahdimizde, imanımızda sadık olamamışız.

Her gün, her ay, her yıl, on yıllarca Tih Çölünde ikiyüzlülüğün girdabında kırk yıl serserice dolaşıp duran İsrail oğullarının durumundan bir farkımız kalmamış. Batı batı diye diye ne batılı olabilmişiz, ne de doğulu (kendimiz) olarak kalabilmişiz. Cami ile Kilise arasında şaşırıp kalan beynamazdan daha şaşkın bir trajediyi yaşıyoruz.

Ne kadar ‘'İşittik ve İman ettik'' desek bile, ondan defalarca fazla ‘'Duyduk ve isyan ettik'' diyen o sefil kavimden bir farkımız kalmamış. Gittikçe dünyevileşiyor, vahyin aydınlığından uzaklaşıyor, Yahudileşiyoruz.

Bu ülkenin yöneticileri, hiçbir dönemde bizimle birlikte olmamış batılılara öykünerek onlarla birlik olmak için adeta çırpınıp yırtınıyorlar. Aklın tutulduğu, idrakin iflas ettiği, mantığın çıkmaz sokaklara saplandığı bir kara sevdanın, boş bir hülyanın arkasında bu ülkeyi süründürmek, insanımızın onurlu başını düşmanların karşısında eğdirmek ihanetlerin ihanetinden daha büyük bir rezalettir.

Batının karşısında süklüm püklüm olan kimliksiz ve kişiliksiz yöneticilerin elinde ülkemiz yıllarca nice hataların işlendiği, ihmallerin cirit attığı, ihanetlerin kol gezdiği zulüm ve baskıların yurdu haline geldi/getirildi.

Düşmanlarımıza karşı dostça, kibarca, yumuşakça davranan devlet büyükleri kendi halkının tepesinde Hacac-ı Zalime taş çıkartacak bir zulüm abidesi oldu.

Batının karşısında rükû ve secde etme yarışına giren devlet adamları, Kabemizi Mekke'den Paris'e, Londra'ya, Washington'a, Berlin'e, Moskova'ya çevirmeye çalıştılar. Ama başaramadılar ve başaramayacaklar da.

Olan oldu ve bu günlere kadar geldik. Kendimizle yeniden buluşma, tanışma, kucaklaşma, anlaşıp ortak değerlerimize sahip çıkma, ayağa kalkma, tarihi yeniden ayağa kaldırma gününe geldik dayandık.

Artık ülkemiz değişiyor, Ortadoğu değişiyor, biz istesek de istemesek de dünya değişiyor. Zamana ve mekâna dünden daha çok sahip olmanın sorumluluğu hepimizin sırtında ateşten bir gömlek gibi.

Ya bu değişim rüzgârına kapılıp batının uşağı, emperyalizmin ücretsiz köleleri, inkârın ve tuğyanın askerleri olmaya devam edeceğiz veya kendi kimliğimize, benliğimize dönerek, bağımsızlaşacak, özgürleşecek ve olmamız gerektiği gibi kendimiz olmak için bu değişim rüzgârının yönünü Hakkın ve hakikatin istikametine çevirerek kendi medeniyetimizi yeniden inşa edeceğiz.

Değişimin ayak seslerine kulak vermeyenler çağdışı olarak kendi köhnemiş, kokuşmuş inkârcı sistemleriyle birlikte kendi viranelerinde telef olup gideceklerdir.

Değişim ama nereye, nasıl, hangi değişim?

Yeniçağ vahyin pınarında sulanan atların taşıdığı, ezelden ebede koşan Akıncıların, Alperenlerin, ışık süvarilerinin kendilerini, toplumumuzu ve ülkemizi değiştirecek bir çağ olacaktır. Yani düşmanına âşık olanların çağı değil, inananların, Allaha ve peygambere âşıkların çağı olacaktır.

İçimizdeki ve dışımızdaki kâfirler, münafıklar bunu istemeseler bile…

Arif Altunbaş - Haber7

arfltnbs@hotmail.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat