Barış, özür ve Ortadoğu baharı

  • GİRİŞ29.03.2013 08:48
  • GÜNCELLEME29.03.2013 08:48

ABD, AB, Rusya Federasyonu, İngiliz Milletler topluluğu, Fransız Milletler topluluğu, Çin Halk Cumhuriyeti gibi dünyanın en kalabalık ve güçlü devletleri ulus devletin dar kalıplarından sıyrılarak ortak çıkarlar ve birlikte insanca yaşama zemininde dünya liderliğine oynuyorlar.

Bu devletlerden her biri de dünyanın şekillenmesindeki yuvarlak masada oturan, aktif rol alan bir numaralı oyunculardır.

Türkiye A, B, C, D… planları doğrultusunda hareket ederek eninde sonunda bu yuvarlak masaya oturan bir dünya oyuncusu olmak zorundadır. Bunu sadece kendisi için değil, kardeş, akraba, komşu ve dost tüm ülkeler ve halklar için başarmak tarihin ona yüklediği en önemli bir sorumluluktur.

Bu sorumluluk bize Selçuklulardan, Osmanlılardan miras olarak kalan kardeşlerini, koruyan, gözeten, kanatları altına alan, onlara insanca huzur ve barış içinde yaşama imkanı veren tarihi bir misyondur.

Bu hareket emperyalist amaç ve davranışları içinde barındırmayan, özünü İslam'ın tertemiz kardeşlik anlayışı ve kadim hukukundan alan, Allahın kullarına yönelik bir hizmet hareketidir. Bir ırkın, zümrenin, halkın kendilerinin dışında kalanlara üstünlük taslama, gövde gösterisi yapma, kibir, gururu ve egolarını tatmin etme hareketi ise asla değildir ve olamaz da.

Türkiye'nin önündeki iki büyük engelden birisi olan Kürt sorunu PKK yurt dışına çekildiğinde masaya yatırılarak enine boyuna görüşüleceği ve ortak bir noktada buluşularak kalıcı bir barışa gidileceği bu milletin ortak arzusudur.

Türkiye Cumhuriyeti, PKK ve Kürtler kalıcı barışı ancak bu eksende oluşturabilir, bu eksende barışın sürekliliğini sağlayabilirler. Aksi takdirde ne Türk, ne de Kürt ulusçuluğu barışa hizmet etmez. Bilakis barışın önünde en büyük engel ve tehlikedir.

İslami değerlerde buluşamayanlar insanlığın şimdiye kadar kazanılmış birlikte yaşamanın ortak değerleri etrafında buluşabilirler. İnsanı öne çıkaran, insanlığa saygı duyan, ‘'Yaratılanı Yaratan için seven'' bir dünya ancak ulusalcılık dar görüşü ve hastalığından kurtularak kurulabilir.

 

Bundan sonra Türkiye ile PKK arasındaki barış ve Kürt meselesinin nihai çözüme gitme süreci devam ederken, kendi yönetimini seçen Suriye muhalefetini her yönüyle güçlendirmek, sıra Esed diktatörünü yıkmaya gelmelidir.

Bu arada İran'ın Lübnan ve Suriye üzerindeki etkisi, nüfuz ve her türlü desteği de bertaraf edilmiş, Türkiye'ye karşı oynadığı sinsi oyunlarda boşa çıkarılmış olacaktır.

Evet, bu İsrail ve ABD''nin çıkarına da uygun olabilir. Ama daha çok Türkiye'nin Ortadoğu'yu kucaklaması için gerekli tüm kapılarını da açacaktır.

İran Maliki hükümetiyle birlikte kendi stratejik hesaplarını oynarken Türkiye, Kuzey Irak Kürt yönetimi, Esed sonrası Suriye ve onun etkisinde kalma olasılığı güçlü olan Lübnan ile bölgesel bir ekonomik birlikteliğe gidebilir. Bu yol Türkiye'yi ve bölge ülkelerini tüm Ortadoğu'yla, Mısırla, Kuzey Afrika'yla buluşturacaktır.

Ekonomik birliktelik istenilen seviyede başarılı giderse zamanla siyasi, askeri, kültürel bir gücün ortaya çıkması da kendiliğinden gelecektir.

Ortadoğu'da diktatörler ve dikta rejimleri mutlaka bir gün son bulacak. Bu zulüm, bu haksızlık ve adaletsizlik ilelebet böyle gitmez. Bölge yeniden şekillenmeye başlayınca esas görev Türkiye'ye düşecek ve kardeşleriyle kucaklaşma, hasret giderme, birlikte ortak hedef ve geleceğe yürümeye sıra gelecektir.

Orta asyada treni kaçıran Türkiye Ortadoğu uluslarına mutlaka liderlik rolünü oynamak zorundadır. Kısır, kıytırık, laf ebesi, ufuksuz muhalefete rağmen Türkiye'yi şu anda yönetenler herkesten daha çok bu gerçeğin farkındadırlar.

Barış görüşmeleri, özür dileme bu yolda atılmış önemli bir adımdır.

Arif Altunbaş - Haber7

arfltnbs@hotmail.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat