Kürt sorununu doğuranlar ve barışa karşı çıkanlar
- GİRİŞ07.04.2013 09:15
- GÜNCELLEME07.04.2013 09:15
Barış, nerede kiminle kim arasında olursa olsun tarih boyu insanlar arasındaki problemlerin çözümünün köprüsü olmuştur.
Barış için bir araya gelebilenler, barışta buluşabilenler silahlara veda etmeyi, kan dökmeyi cesaretle göze alabilenler, yeni bir hayata başlama niyetinde olanlardır. Kandan, kinden, ölümden ve nefretten uzak yepyeni bir hayata başlamak ancak barışla mümkündür. Toplumsa huzura da barışla ulaşılır.
Kürt sorununun tarihi Osmanlı'nın son dönemlerinde Osmanlı içinde başlayan Türkçülük hareketinden sonra filizlendi. Devlet politikası olarak benimsenen Türkçülük düşüncesi Kürtçülük hareketini de kendi anti tezini doğurdu.
Osmanlı çok uluslu bir toplumun devletiydi. Bu anlayış Cumhuriyetle birlikte Türk ulusuna indirgenmeye zorlandı. Cumhuriyet nesilleri diye tek tip bir insan üretilmeye çalışıldı. Bu günkü birçok sorunun kaynağı bu ideolojinin zamanımıza kadar uzanan kör, sağır ve duyarsız, şovenist tutumunun bu milletin başına bela ettiği musibetlerden sadece birisidir.
Türk milliyetçiliğini devlet politikası olarak dayatan, tek tip bir ulus meydana getirme arzusu ülkede yaşayan her ırkı inkâr ve ret etti, herkesi Türkleştirmeye çalıştı. Aksini savunanlar ise, devlet eliyle cezalandırıldı, baskı ve korku ile susturuldu
"Türkiye'de yaşayan herkes Türk'tür'', "Türk öğün çalış güven'', "Ne mutlu Türküm diyene'' "Kürt diye bir millet, Kürtçe diye bir dil yoktur'' gibi benzeri saçmalıklar, şovenist söylemler devlet politikası olarak köylere, şehirlere, dağlara, taşlara, eğitim müesseselerine yazıldı, çizildi ve kafalara kazınarak bu günlere gelindi.
Din, ahlak, kültür, gelenek, görenek, tarih anlayışlarında olduğu gibi millet anlayışında da devlet ile vatandaşların kahir ekseriyetinin arası açıldı. Bu durum yıllarca devletin dayatması ve baskıcı tutumu karşısında sürdü, bu güne kadar uzadı.
Bu gün gelinen nokta ise, Kemalist devlet anlayışının yanlış politikalarının bir sonucudur. Kürt meselesi, dökülen kanlar, kaybedilen canlar, boşa harcanan milyarlar, yakılan, yıkılan ülke değerleri, dağılan haneler ideolojik devletin bu milletin sırtına yüklediği faturalardır.
Bu gün taraflar barış için bir araya gelerek savaşın bir netice getirmediğini, 30 yıllık yıkım ve tecrübeden sonra anlamışlar ve barış için bir araya gelmişlerse bu Türkiye ve bu ülkede yaşayan herkes için bir şanstır.
Bu barışı istemeyenler, buna karşı çıkanlar bu sorunu doğuran düşünce, fikir ve ideolojinin ürettiği ulusalcılar ve şovenistlerdir. Bir de, Türkiye'nin kan kaybetmesini, ayağına pranga takılmasını isteyen bazı Marksist- Leninist, solcu kökü dışarıda olan guruplarla, ezeli düşmanlarımız olan dış güçlerdir.
Çağlar boyu barışın taraftarları savaşın düşmanları, savaşın taraftarları da barışın düşmanları olmuştur. Barış yapmak isteyen tarafları tebrik ve teşvik etmek mi, ihanetle suçlamak mı veya barışa karşı çıkmak mı haklıcılık ve milliyetçiliktir?
Bu gün gerek PKK içinde ve gerekse siyasi partilerden bazılarının barışa karşı çıkması savaş çığırtkanlarının, uyuşturucu baronlarının, silah tacirlerinin ve kaçakçı çetelerin ekmeğine yağ sürdüğü gibi, Türk ve Kürt halkının kardeşliğini de derinden tehdit etmektedir.
Barış gerçekten samimi olarak yapılırsa Türkiye'nin önünü açılır, kardeş iki millet düşman kardeşler olmaktan kurtulur. Millet ve devlet daha güçlü bir hale gelir.
Bunu kimler istemezse, buna kimler evet demezse, buna kimler kucak açmazsa gerçek ikiyüzlüler, bölücüler, hainler de onlardır.
Allah ve Peygamber barışı emrederler. Akıl ve mantık, tarihi ve insanlığın kadim tecrübeleri savaşı değil barışı, bölünmeyi değil birliği, öldürmeyi değil yaşatmayı huzur ve refahın yolu olarak gösterir. Şeytan ise savaşı, ölümü, ayrılığı, bölmeyi ve bölünmeyi, fitneyi fesat çıkarmayı ister ve teşvik edip körükler.
Savaşta kötülük, barışta hayır vardı. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz.
arfltnbs@hotmail.com
Yorumlar2