Turgutlu Müftüsü Ali Şükrü Sula

  • GİRİŞ23.07.2013 09:13
  • GÜNCELLEME23.07.2013 09:13

Ömrümün yarısından fazlasını yurt dışında geçirmiş birisi olarak gurbetin ne demek olduğunu, memleket hasretini iyi bilirim. İnsan dünya gurbetinin farkında olunca öteki uzaklıklar gurbet olmaktan çıkıyor .

İlk Okulumu Tatar Ocağı Köyünde bitirince Ahmetli Kur'an Kursuna gönderdi annem beni. Robusta marka külüstür bir bisikletimle her sabah köyden 4 Km mesafedeki Ahmetli Kur'an Kursuna gidip geliyordum.

Bir gün Faik Hoca ‘'Yarın Müftümüz Kursumuzu teftişe geliyor. Öğle ezanını sen okuyacaksın sakın yarına gemlemezlik falan edeyim deme'' diye beni sıkı sıkı uyardı.

Müftü ne demekti, kim oluyordu, neden bu kadar önemli idi bunu anlayacak yaşta değildim. Hocamın heyecanından önemli birisi olduğunu anlıyordum.

Ertesi günü öğle vakti yaklaştıkça hocamın telaşını artıyordu. Onun o halinei gördükçe beni de anlamsız bir heyecan sarmaya başlamıştı.

Ulu Camii de öğle ezanını okudum. Müezinliği yaptım, arkasından da bir aşır okudum.Üzerimden büyük bir yük inmişti. Rahatladım, heyecanım da dağılmıştı.

 Namaz bitince oturduğum müezzin mahalline ince, uzun, zayıf, bıyıklı birisi yaklaştı. Faik hocada onun bir adım arkasından geliyordu. Onun geldiğini görünce ayağa kalktım. Hayatımda ilk defa gördüğüm bu temiz giyinişli şahıs bana yaklaştı. ‘'Adın ne senin'' dedi. ‘'Arif'' diye karşılık verdim. Faik hocama dönerek ‘'Pazartesi bu çocuğu Turgutluya gönder orada okutalım'' dedi. Hocanın saygı ve hürmetle ‘'olur efendim''  dediğinde benim gurbete yolculuğumun il saniyeleri orada başladı.

Pazartesi annemle birlikte Turgutlu müftülüğüne gittik. Oradan Müftü Bey beni Turgutlu Kur'an Kursu Hocası Zekeriya Kul hocaya ile tanıştırdı ve ona teslim etti.

Kendi dinim ile yakından tanışmamın ilk basamağı, Faik Hoca (Ahmetli Kur'an Kursu) 2. Basamağı Turgutlu Müftüsü Ali Şükrü Sula, 3. Basamağı Zekeriya Kul (Turgutlu Yatılı Kur'an Kursu), 4. Uşak İmam- Hatip Lisesi Edebiyat öğretmeni Mehmet Akif İnan hocalar oldu.

Ahmetliden KK'dan, Turgutlu KK ‘na gitmek benim il gurbetimdir. Nice şehirler, ülkeler, insanlar, Kültür ve medeniyetler gördüm, uygarlıklara tanık oldum ondan sonra . O zaman başlayan gurbet hayatım hala devam ediyor. O günden bu güne hala gurbetteyim.

Yunus'un Tasavvufta ‘'Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet'' olmak üzere dört basamaktan bahseder. Bu dört basamağı çıktığımı söyleyemem ama ben bu dört basamağı bu dört mümin hocalarımın şahıslarında canlı canlı gördüm.

Dördü de hayatımın her basamağında bana manevi rehberlik eden kişilerdir. Hiç birinin dizinin dibinde Taptuğun eşiğine düzgün odun taşıyan bir Yunus olamasam da gurbetimin mayalayıcıları bunlardır.

Turgutluya İslam adına, insanlık adına, insanımız adına getirilen bütün hizmetlerin altında Turgutlu Müftüsü Ali Şükrü Sulanın parmak izi ve imzası vardır. Cennet gibi bir diyar olan Turgutluyu manevi alanda yeşerten görünmeyen mübarek bir el idi Müftümüz Ali Şükrü Sula. Ülkemize, uygarlığımıza ve insanımıza sayısız eserler kazandıran bu eller öpülesi ellerdir.

Beni sürgünlerden sürgünlere gönderen bir davanın, bir kavganın, bir mücadelenin, bir sevdanın ustaları onlardır. Gurbette ve sürgünlerde bile onlar benim içim de koşuya çıkmak için kişneyip duran doru atlar olarak hep benim birer gizli hazinem olarak kaldılar.

Dördü de Hakkın rahmetine kavuşmalarına rağmen onlar içimde benimle birlikte hala yaşıyorlar. O beyaz atlı o süvariler hala doludizgin içimde mahşere doğru koşuyorlar.

Ne güzel atlarımız, süvarilerimiz vardı. Daha çocuk yaşta bizleri atlarının terkilerine bindiren,  bulutların üzerine uçuran, oradan âlemi seyrettiren, sonra yine sessiz ve sakince toprağa ayaklarımızı sağlam basmamızı öğreten öncü ağabeylerimiz, hocalarımız, manevi babalarımız, önderlerimiz vardı.

Onların halleri Nesiminin, ‘'Gah çıkarım yer yüzüne seyrederim âlemi / Gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni'' ifadeleriyle anlatılabilir ancak.

Bakın etrafınıza! Bu güzel insanlardan kaç tane kaldı? Bunların yolunu izleyen kaç insan var cemiyetimizde. Gittikçe manevi olarak çoraklaşan, kuraklaşan, yozlaşan bir toplumu ve her gün maddi olarak zenginleşen zenginleştikçe mum gibi eriyen bir dünyayı miras bırakıyoruz gelecek nesillerimize.

Faik ve Zekeriya Hocalarımız gibi hocalarımızın, Ali Şükrü Sula gibi müftülerimizin ve Mehmet Akif İnan gibi Hocalarımızın miraslarını yiyiyoruz hala.Aile, toplum ve cemiyetimizin manevi dünyasında daha çok yükselmemiz gerektiği yerde acaba neden gittikçe irtifa kaybediyoruz?

Önümüzde bunca yüzlerce güzel örnekler varken, toplum olarak gelecek nesillerimize ne kötü miras bırakanlar, öncülerimize, önderlerimize karşı ne vefasız insanlarız.

Dünyevileşme duvarına çarptığımızdan bu yana kendi kendimizi tanınmaz hale geldik.

Arif Altunbaş - Haber 7
arfltnbs@hotmail.com

Yorumlar1

  • ekrem kehribar 12 yıl önce Şikayet Et
    hocamın bir sözünü. sizlere ileteyim kardeşler.şeriat bir ağaç,tarikat dalları,marifet yaprakları,hakikat meyveleridir.Bir ağanın kapısında bey olmaktansa bir mürşidin kapısında nefer olmak daha evladır.Bir müddet acı,ızdırap,yokluk,çekersiniz,ama onun adı aşkdır aşk.Hacı hafız Mustafa Özgür efendi Hz.Ks(Kars-i)
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat