Ortadoğu'nun işgalci orduları
- GİRİŞ28.07.2013 09:34
- GÜNCELLEME28.07.2013 09:34
Kendi halkının sesine değil egemen güçlerin sesine kulak veren, halkının özgür iradesi yönünde değil emperyalist güçlerin arzularına göre hareket eden bir ordu o halkın ordusu olamaz.
Milletin ordusu milleti -dini, mezhebi, ırkı, anlayışı ne olursa olsun- ikiye bölemez.
Kendisini destekleyenlerin silahlı gücü, en tabi haklarını ellerinden gasp edip aldığı halkın üzerine kurşun yağdıran bir ordu kendi halkına güven veremez.
İşgalci ordunun zulmüne, katliamına, baskı ve terörüne karşı sivil itaatsizlikle yapıp meydanlarda toplanan, namaz kılıp ibadet eden, slogan söyleyen 200 insanı katleden, 5000 kişiyi yaralayan bir orduya o ülkenin ordusu denilebilir mi?
On yıllardır İsrail tarafına bir kurşun bile atmayan şanlı (!) Mısır ordusu bu gün Kahire'de, İkenderiye'de, Süveyş gibi Mısır'ın her tarafında İsrailin ve batılı güçlerin kendi halkına yapamadığı zulmü yapıyor.
Ne hazindir ki şehrin öteki meydanında, öteki sokağında Mısırlı Arap milliyetçileri, laik, sosyalist, Hıristiyan, Selefi, Ateist Sisi yandaşları ordunun bu katliamına göz yumuyorlar.
Seyrettikleri bir deve güreşi değil. Gördükleri arenalarda matadorların vahşice katlettiği zavallı boğalar değil. Katleden de katledilen de o ülkenin vatandaşları, kendi komşuları, mahalle ve okul arkadaşları, kendi kardeşleri…
Osmanlı İslam topraklarından çekildikten sonra Ortadoğu eksenin de bu katliam, yapılan katliamların ne ilk'i, ne de sonu.
Kolonyalist batılıların Paris'te, Londra'da, Lozan'da, Berlin'de yuvarlak masalarda sınırlarını cetvelle çizdikleri suni hudutlarla ayırdıkları tüm İslam ülkelerinin tarihleri bu ve bunun gibi katliamlarla dolu.
Ortadoğu tarihinin yüzkarası olan bu katliamlar sadece Arap ülkelerinde yok. Baştan sona bizim tarihimizde, özellikle tek parti CHP iktidarlarında ve darbe dönemlerinde hayal edemediğiniz kadar mevcut.
Batı kuklası diktatör rejimlerin emrindeki orduların yaptığı katliamlar bu ülkeleri işgal eden yabancı işgal ordularını bile hayrete düşürebilecek dehşetlidir.
Osmanlıdan sonra tüm İslam ülkelerinde Müslüman halkların verdiği mücadele emperyalistlere, dış güçlere, modern sömürgecilere karşı sürdürdüğü özgürlük ve bağımsızlık mücadelesidir.
Son on yıldır Ortadoğu halklarının Türkiye'de, Irak'ta, Suriye'de, Tunus'ta, Libya'da, Mısır'da verdikleri kendi ülkelerini işgal eden egemen güçlerin kuklası ordulara, yabancılaştırılmış yönetimlere karşı verdiği savaştır.
Bu mücadeleye kimileri ‘'Bahar'', kimileri ‘'devrim'', kimileri ‘'özgürlük ve hak arama'' veya ‘'ekonomik'' kurtuluş savaşı diyebilir. Fark etmez. Hepsinin de karşısında onlara karşı direnen İslam düşmanlarının kendi ülkelerimizde yabancılaştırdığı, kendi Müslüman halkına karşı savaştırdığı batı yanlısı ordular, bürokratlar ve azınlık bir avuç batılılaştırılmış taban var.
Güç, silah, ordu, ekonomi, medya statükocuların elinde yıllarca halkın üzerinde şaklayıp duran zulmün bir kırbacıydı. Ortadoğu'da güç dengeleri değiştikçe yerli işgalcilerde tarif edilemez bir telaş başladı. Bunlar derin bir huzursuzluk içinde kendi halkını 1. tehlikeli iç düşman ve tehdit unsuru olarak görmeye başladılar.
Türkiye dahil tüm İslam ülkelerindeki gerginliklerin, savaşların, katliamların ana nedeni bu. Yani, uyanan ve kendi kimlik ve medeniyet değerlerine sahip çıkan, Müslüman halkların karşısında yerli batı uşaklarının var olma yok olma savaşı başladı. Yani kara ile akın, hak ile batılın savaşı.
Amerika, Avrupa, Rusya keyfinden mi Ortadoğu darbecilerinin, zalim yönetimlerin arkasında duruyor? Onların DNA‘ları, genleri, dinleri (yolları) ve çıkarları bir. Çünkü onlar bir millet.
Bu gün Mısır askeri darbesini destekleyen (ABD, AB, Suudi Arabistan ve benzeri Arap rejimleri) boşuna mı kendi halkını katleden zalim, işgalci ordu ve katil Generalleri destekliyor?
Türkiye bunun için mazlum Mısırlı kardeşlerinin yanında, bunun için bütün zorluklara ve yalnız kalmasına rağmen Esed ve zalim rejiminin karşısında duruyor.
Meşru devlet Başkanı Mursi taraftarları her ne pahasına olursa olsun, silaha ve zora başvurmadan sivil iteatsizliklerini ısrarla sürdürdükçe diktatör Sisi askeri rejiminin ömrü daha çabuk kısalacak. Şimdi diklenen Sisi yarın daha çabuk diz çökecektir.
Korku duvarını aşıp şehit olmaya can atan, şehadeti saadet bilen bir milleti kimse dize getiremez. Şehadet; zafere giden en emin, en temiz , en başarılı bir yoldur.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol