Kılıçdaroğlu şovları
- GİRİŞ10.09.2013 08:19
- GÜNCELLEME10.09.2013 08:19
Vatandaş Mehmet ağa ziyaret sonrası ağzına gelen her şeyi söyleyebilir. Kanun, tüzük bilemeyebilir. Hukukun üstünlüğünü, hukukun bağımsızlığının nasıl işlediğini, delil nedir, ispat nedir anlamayabilir. Savcının, Hâkimin Adalet Bakanına ve Başbakana bağlı olmadığını bilemeyebilir. Onun her şeyi bilmemesi normaldir. Çünkü o vatandaş Mehmet ağadır.
Ama bir parti lideri vatandaş Mehmet ağa gibi olamaz. Onun konuştuğu gibi alçak irtifadan konuşamaz. Desteksiz atamaz, aklına geleni söyleyemez, delil ve ispatsız iddialarda bulunamaz, her ağzına geleni gelişi güzel sallayamaz.
Söz konusu insan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu olursa o başka. O her şeyi, her yerde istediği gibi söyler ve iddia da edebilir. Sonra da Kayseri Belediye Başkanı gibi kolay yutulur lokma olmayan birisine çarpar. Ortalık karışır. Delil ve ispatsızlıktan, yalan ve iftiradan dolayı mahkemeler kendisini binlerce lira para cezasına çarptırır.
Bu zat kalkıp milletten özür dilemez ve aynı şekilde muhalef yapma adına şov yapmaya devam eder. Çünkü böylelerinin sermayesi tükenmez.
Nerede medya mensuplarını görse, kameraların karşısına geçse Başbakan Erdoğanı yıpratmak için ya Türkiyeyi yabancılara şikâyet eder, ya Gezicilere gaz verir, ya Ergenekonculara avukatlık yapmaya kalkar veya Nasreddin Hocanın eşeğe binip eşek aradığı gibi Ergenekona üye olmak için Türkiyede adres aramaya kalkar.
Kılıçdaroğlu İlker Başbuğu hapishane ziyaretinden sonra basın mensuplarına yaptığı açıklamada da bir seri şov yapmayı yine ihmal etmedi. Yine verdi veriştirdi. Ağzına geleni söyledi. Desteksiz attı. ‘'Böyle şeyler diktatörlük rejimlerinde olur'' dedi.
Erdoğan iktidarı tek parti CHP İnönü dönemindeki gibi bir diktatörlük rejimi olsa idi, ne Kılıçdaroğlu ve muhalefet böyle konuşabilir, ne de basın onun söylediklerini yayınlayabilirdi. Kendisi ise, diktatör ve darbeci Sisiyi ziyarete bile gidemezdi.
CHP tek parti diktatörlüğü Hitler ve Stalin despotizminden etkilenmiş, aynen onlar gibi Türkiye tarihinde en kanlı, en zalim, en berbat bir tarih yazdığını bu ülkede daha kimse unutmadı.
Kılıçdaroğlu gerçekten Türkiye tarihinde diktatörler ve diktatörlük rejimi arıyorsa CHP ‘nin defolu tarihine bakması yeterlidir.
Orada diktatörleri de, diktatörlükleri de, faşist baskıları da, zulmün her türlüsünü de, katliam, idam, takriri sükûn, istiklal mahkemeleri, devrimler adına yapılan sorgusuz infazları ve sürgünleri de görecektir.
Önce diktatör Esedi, sonra Malikiyi ve şimdide darbeci Sisiyi ziyarte edecek olan Kılıçdaroğlu ve CHP ekibi darbe seviciliği ve diktatörlerin yandaşları olduklarını hal diliyle anlatmaya çalışıyorlar
Anladık anlamasına da İlker Başbuğ'u ve Ergenekoncu dava arkadaşlarını yargılayan hâkimleri, sorgulayan savcıları iktidarın adamları gibi görmesi, göstermesi anlaşılır gibi değil. Bu mahkûmlara isnat edilen suçları iktidardakiler işlediler de tutukluların üzerine mi attılar? Binlerce suç ve delil dosyaları ne olacak? Hepsi hayal mahsulü hikâyelerde mi baret? Hepsi uydurma mı?
CHP Genel Başkanı bu haliyle açık ve net olarak kendilerini, kendi tarihlerini ve iktidarları döneminde bu halka yaptıklarını hatırlatıyor insana. Şov yapayım derken, sanki CHP'nin tek parti diktatörlüğündeki yaptıklarını, zulmü, haksızlıkları, baskı ve işkenceleri hatırlatıyor.
CHP ‘nin Esed, Maliki ve Sisi ziyaretleri diktatör sevicilerin partisi olan CHP ‘nin değişmediğini, değişmeyeceğini, değişmeye niyeti olmadığını gösteriyor.
Bu da CHP ‘nin kendi tarihiyle yüzleşmesini geciktiriyor. Kendi gerçekleriyle yüzleşemeyenlerin, yüzleşmek istemeyenlerin gittikçe yüzsüzleştikleri gibi, CHP de gittikçe yüzsüzleşmede sınır tanımıyor.
Yüzsüzleşen CHP yi ne Kılıçdaroğlu ve ekibinin şovları, ne Maliki, ne Esed ve ne de kendisini bile kurtaramayacak olan darbeci Sisi kurtaramayacaktır.
Arif Altunbaş - Haber 7
arfltnbs@hotmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol