Kılıçdaoğlu'ndan dersler
- GİRİŞ13.10.2013 09:15
- GÜNCELLEME13.10.2013 09:18
Özeleştiri yapmama konusunda inatla direnen bir CHP‘nin liderinden böyle laflar duymak gerçekten insanı heyecanlandırıyor. Yerel seçimlerin yaklaştığı bir zamanda Kılıçdaroğlu hangi duvara başını vurdu acaba?
‘'CHP'lilerin hiç gitmediği, sıfır oy çıkan köye gittim, 2 oy çıktı. Sonra 8 kişi CHP'ye üye oldu. Gidip elini sıkmamışız. ‘Merhaba' bile dememişiz. ‘Kusura bakmayın, gelmekte gecikmişiz' dedik. Bizim insanımız aslında her türlü kabule hazır. Fakat biz insanlara tepeden bakmaya alışmışız.
İşte CHP yi CHP yapan bu anlayış, yarım asırdır seçim meydanlarında kibirle, ikiyüzlülükle halktan oy isteyen ve halk tarafından sahadan atılan bu partinin traji komik hikayesi bu.
Dahası da var. Halkı hor görmek, adam yerine koymamak, onların inanç ve duygularına, mukaddeslerine karşı savaşmak, halka zulmetmek, küçük düşürmek, aç susuz, işsiz aşsız bırakmak… (daha sayayım mı) bu partinin işi?
Tepeden inme seçimler kazanıldı, kazandırıldı. Halka Halk Partisinden başka alternatif bir partiyi seçme imkanı ve şansı tanınmadı. Bütün bunlar 1950 ye kadar CHP ‘nin marifetleri...
En sonunda kendi partileri içinden çıkan Menderes diye bir lider İnönüye, orduya, devlet bürokrasisine, devlet ve statükonun tüm kurum ve kuruluşlarının direnişine rağmen CHP yi silip süpürdü ve defterini dürdü. Ona bunu hayatıyla ödettirildi.
Altmış yıl sonra hasbel kader CHP ‘nin başına geçmiş Kılıçdaroğlu; "Siyasete yeni girmiştim, Ankara'nın bir ilçesine gittik. Küçük bir ilçe. Parti otobüsü geçti, biraz uzakta indik kasabanın dışında yürüyerek toplantının yapılacağı yere gidiyoruz. Parti büyüklerimiz en önde, elleri cebinde, küçük dağları ben yarattım diye gidiyorlar. Ben biraz arkada durdum, esnafa merhaba desek diye. Sonra bir dükkanda "merhaba nasılsınız" diye el sıktım. "Siz kimsiniz" dedi. "CHP'liyiz". "E niye bize bir merhaba demiyorsunuz" dedi. Yani böyle gidiyorsunuz. Şimdi böyle kimseye ben olsam oy vermem. Orada panel düzenlemek yerine köyün kahvesine gitsek veya kasabanın kahvesine gitsek çay, kahve içsek, "nasılsınız" desek...
Eee Kılıçdaroğlu da diktatör olmayı gerçekten göze almış. Aynen Başbakan Tayyip Erdoğan'ı taklit ediyor. Çaycı, simitçi, Taksici, yoksulların evini ziyaret, çocuklara oyuncak, fakirlere kömür, gıda maddeleri dağıtmaya başlarsa şaşmayın.
Kılıçdaroğlu taklitçilikte baya mesafe almış. Diyor ki; ‘'Pursaklar'da 5 kadın militanımız olsa, Pursaklar sorunu kalmaz. 15 kadın militanımız olsa, her mahalleden bir tane, emin olun Sincan'ı hallaç pamuğu gibi atarlar.'' AK Partinin kazandığı yerler CHP ‘nin sorunu. Nedense çözümü taklit etme yerine sorunu taklit etmeleri de ilginç. Seçim yaklaştıkça o da Bahçeli gibi Matematik hesapların ütopik hülyasına dalmış görünüyor.
‘'Çankaya'ya giderken giydiğiniz kıyafetle gecekonduya giderken giydiğiniz kıyafet aynı olmamalı. Halktan birisi olduğunuzu göstermek zorundasınız.'' Kılıçdaroğlu esas bombayı burada patlatıyor.
Yani olduğunuz gibi değil, olmadığınız gibi görünün diyor. Daha açık ve net bir ifade ile, Çankayada kucağınızda taşıdığınız süs köpeği ile, parmaklarınızdaki uzun takma tırnaklar ile, topuklu ayakkabılarınız, rujlu, boyalı rengarenk halinizle, halka tepeden bakarak onların oylarını alamazsınız diye CHP Kadın Kollarına çifte standartlılık taktikleri veriyor.Bir Çarşaf takıp halka öyle oy istemeye gidin demediği kalıyor.
Kılıçdaroğlu Allahın şaşıran kulunu şaşkın ördek gibi kıçın kıçın yüzdürdüğünü unutuyor. Rol ve artistlik yaparak, kılık kıyafet değişikliği ile, iki yüzlülükle CHP bu günlere kadar geldi. Bidon kafalı halk, göbeğini kaşıyan adam, gecekonduda oturan o hakir gördüğünüz insanlar artık bu numaraları yemiyor.
Günaydın! Kılıçdaroğlu.
Arif Altunbaş - Haber 7
arfltnbs@hotmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol