Başbakan hedef ise eğer kim zarar görür?
- GİRİŞ26.11.2013 09:45
- GÜNCELLEME26.11.2013 09:45
12 Eylülde darbeci Generallere, 28 Şubatta derin devletin despotlarına, meclisteki başörtüsü tartışmasında en rezil bir durum sergileyen Ecevit'e, İmam Hatip Okullarına, Kur'an Kurslarına yapılan baskılara, öğrenci yurtlarının kapatılmasına vs. vs. Müslümanların en hayati ve hassas konuları karşısında sessiz kalan kardeşlerimizin şimdi dershane meselesinde aslan kesilip hükümetinin Dershaneleri kapatma icraatına efelenmeleri, çılgın bir tavır almalarını hiç mi hiç anlayamıyorum.
Hizmet hareketinin yayın organlarının kışkırtıcılık yapanlara çanak tutmalarını, Hükümeti yıpratmak isteyenlerin ekmeklerine yağ sürmelerini, AK Partililerin de meseleyi yumuşak bir üslup ve usul ile halletmeleri gerekirken ortalığın gerilmesine fırsat vermelerini de hiç anlayamıyorum.
AK Parti yıpranırsa Cemaat bir şey mi kazanacaktır? En az AK Partinin kaybettiği kadar o da çeşitli alanlarda ve mevzilerde belki tarihinde hiç olmadığı kadar kan kaybedecek, bu işten çok büyük bir zarar görecektir.
Cemaat kaybederse eğer AK Parti ne kazanacak? O da birçok alanda yıpranacak ve birçok mevzilerde, tabanında mutlaka bir şeyler kaybedecektir.
Peki, kim mi kazanacak?
Bu ülkede evlerinde Takke, Tesbih, Risale-i Nur, dini kitapları… Bulundurdukları için yıllarca Müslümanlara zulmeden CHP zihniyeti kazanacaktır.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ı şiir okudu diye hapse atan, muhtar bile olamaz diye itibarsızlaştırmaya çalışan, hala onu yıpratmak ve iktidardan düşürmek isteyen ucu uluslararası derin güçlere kadar uzanan inkâr ve küfrün cephesi kazanacaktır.
Hoca efendi gibi samimi bir Müslüman olmaktan başka hiçbir suçu olmayan insanlara bu ülkeyi dar ve zindan eden, yurt dışına çıkmak zorunda bırakan, bu ülkenin sahibinin sadece kendileri olduğunu sanan bir avuç laik, Kemalist, Ateist Hak, hakikat ve halk düşmanı yerli münafıklar kazanacaktır.
Hem Ak Partiyi, hem Hizmet Hareketini yıpratıp, parçalayıp yok etmek isteyen Allah ve Peygamber, İslam ve Kur'an düşmanları kazanacaktır.
O zaman bu anlamsız kavga, bu kapışma, bu hır gür, bu çatışma, bu gerilim, bu bir kaşık suda fırtına koparmak neden? Neden bu kardeşler arasına fitne tohumları ekmek? Neden?
Her iki tarafta kendi kendilerine çeki düzen vermeli, kimse Türkiye sadece kendilerinden ibaret sanmamalı, sadece kendilerine aitmiş gibi davranmamalıdır.
Hepimiz selamet sahillerine doğru bir gemide yolculuk etmeye çalışan, her gün inkârın ve küfrün dev gibi dalgalarıyla boğuşan müminleriz.
‘'Benim ve cemaatimin olduğu yerde her şey benden sorulur, benden habersiz kuş uçmaz'' mantığı nasıl yanlışsa, ‘'Ben iktidarım her şeye rağmen, her istediğimi istediğim gibi yaparım'' anlayışı da o kadar yanlıştır.
Milyonlarca yanlış bir doğru yapmaz. O zaman kim kime karşı, kimin ve neyin mücadelesini veriyor?
Hani biz aynı dağın rüzgârı, aynı şiirin mısraları, aynı şarkının notaları, aynı ülkünün ve ülkenin çocukları idik?
İki yüzyıldır İslam topraklarını işgal edip sömüren, bizi bize kırdıran batılıların ve onların uşakları yerli münafıkların tekrar tekrar aynı oyunlarına gelmemek için çok dikkatli olmalıyız.
Lütfen! Derhal herkes kendine gelsin, öfke ve hislerini yensin! Hani tolerans, hoşgörü, herkesi kucaklamak, bir olmak, iri olmak, diri olmak için verdiğimiz sözler nerede kaldı?
Barthelemos'a, Papaya gösterdiğimiz hoş görü ve yumuşaklığı Müslüman kardeşlerimize göstermekten sizi men eden şey ne? Bu mu bizim kardeşlik ve İslam anlayışımız?
‘'Eşitteühüm alel küffar, ruhamau beynehum'' (Onlar-Mü'minler- aralarında birbirlerine karşı merhametli, küfre karşı şiddetlidir'' ayetini neden unutuyor, duymazlıktan geliyoruz.
Kin, öfke, hırs, cehalet ve azgın nefislerimizden dolayı kendimizi göremiyor isek, bari sizi görerek zevk ve neşelerinden dört köşe olan düşman ve rakiplerinizi görün!
Millete akıl veren, yol gösteren Müslümanlar aklınıza ve yolunuza sahip çıkın! İhanet içinde olanlardan olmayın! Kim kime zarar verirse, en az zarara uğrayan kadar zarar veren de zarar görür. Bu zarar hepimizin zararı ve kaybıdır.
Herkes kendi haddini, hududunu ve görevini bilsin! Hükümet bu ülkeyi yönetmeye, cemaat hizmet etmeye odaklanmalıdır. Başların ayak, ayakların baş olduğu bir ülkede hiçbir iş doğru dürüst yürümez. Horozları çok olan bir yerde sabah olmaz.
Neticede herkes kendi inanç, iman ve itikadı ile karakterine uygun olanları, Sezar Sezarlığını Brütüs da Brütusluğunu yapar.
Arif Altunbaş - Haber 7
Yorumlar5