İstanbul Aristokratları

  • GİRİŞ12.08.2016 07:48
  • GÜNCELLEME14.08.2016 10:56

Taşra ile arasında elbette; kültürel, ekonomik, sosyal büyük farklılıklar vardır. İstanbuldaki her ses taşrada hemen yankı bulur ve bir taraftar oluşturur. Taşradaki bir fikrin, düşüncenin İstanbulda mayalanması uzun bir koşu ve gayretten sonra belki mümkün olabilir.

Taşradan İstanbula gelenler, uzun zaman taşralığı üzerinde atamazlar.Bir müddet sonra kendilerini İstanbullu zannetseler de yine de İstanbullu olamazlar.

Bu şehre gelenlerin kimisi; İstanbul denizinde boğulur gider. Kimisi; kişilik, kimlik ve kültürünü kaybetmeden klasik kalıplarını kırmadan yaşıyor gibi yaşamaya çalışır.

Yeni doğan çocukların aileleri taşradan gelen İstanbullulardır. Ama anne ve babalarından her halleriyle farklı bir yapı arz ederler. Bu sosyolojik olgu böylece, kuşaklar halinde devam eder gider.

Taşra kültüründen uzaklaşmış toplumlar, metropollerde daha çok yalnızlaşan, aile kültür ve geleneğinden kopan insanlar, kendi dünyasında sorunlarıyla boğuşan kitleler haline gelirler. Taşrada ne olup bittiği umurlarında bile değildir. Kendi sorunlarından dolayı başlarını kaşıyacak zamanları olmaz.

Geleneksel aile ortamından koptukları için, toplumsal dayanışma ve mahalle kültüründen de uzaktırlar. Kendileri için yaşamaya başlarlar. Kendileri merkezli bir hayatın içinde dünyaya bakarlar. Dünya sadece onlardan ibarettir sanki. Modern şehirlerimizde maalesef trajedik ama; gerçek durum bu.

Bu olguya direnen gece kondu semtleri bile zamanla bu fırtınanın karşısında fazla direnemez, bir kaç kuşak içinde şehrin varoşlarında şehirli olur gider. Tabiî ki; İstanbullu olmak ayrı, İstanbullu olabilmek ayrı ve İstanbullu kalabilmekte apayrı bir meseledir.

İstanbul’a gelip yerleşen herkes İstanbulda yaşayabilir. İstanbullu olabilmek ayrı özelliğe sahip olmayı gerektirir. İstanbullu kalabilmek ise; çaba, özveri ve uğraş gerektiren bir husustur. Taşradan her valizini kapıp gelenin İstanbullu olabilme ve İstanbullu kalabilme imkanına o kadar da kolay değil bu yüzden.

İstanbulun kadim kültürünü, geleneğini, ahlakını şahıslarında hareket ve davranışlarında yansıtabilmektir İstanbullu olabilmek. Bunun uzun yıllar İstanbulda kalmakla bir ilişkisi yok.

Yıllardır İstanbulda ikamet eden bir insan İstanbullu olamayabilir. Ama; bir taşra şehrinde yaşayan, İstanbul kültür ve ahlakını içine sindiren ve yaşantısında da onu yansıtan bir kişi İstanbullu olabilir.İstanbullu demek; medeniyetli ve kültürlü adam demektir.

İstanbullu olabilmek; İslam medeniyet ve kültürünün insanı olabilmektir. İstanbullu olmak; taşra ile ilgisini koparmak, dünyadan kendini soyutlamak ve kendi dünyası içinde kaybolup yaşamak değildir. İnsanlıkla birlikte yaşayabilmektir İstanbullu olmak. Dünyanın meseleleriyle yakından ilgilenmek, ben merkezli değil; biz merkezli bir kimlik ve kişiliğe bürünmektir.

Gerçek İstanbullu, fildişi kulesinden eşyaya, tabiata ve aleme bakmaz. Kibir ve gururunu çatır çatır ayağının altında kıran, ete kemiğe bürünmüş mütevazi bir derviştir gerçek İstanbullu. Şanın, şöhretin, makam ve mevkiinin yüzüne tüküren erdemli bir Allah eri, Fatihin askeridir.

İnsanları şehirlerin maddi manevi değerleri, şehirleri de insanların bilge ve alimleri olgunlaştırır. Her şeye Hak için, Hakkın gözüyle bakanın fildişi kulede işi ne?

İstanbullu olabilmek ve İstanbullu kalabilmek Aristokrat olmamayı gerektirir. Müslümanlar arasındaki en büyük ahlaki ve sosyal kırılmanın nedeni İstanbulluların Aristokratlaşması veya aristokratlaştırılmasıdır.

İstanbullunun aristokratlaşması, islamın da protestanlaşmasına yol açar. İstanbullular Aristokratlaştıkça şehrin üzerinden bir işgal ordusu geçmiş gibi olur. O zaman ortada ne hakiki İstanbul ve ne de gerçek İstanbullu kalır.

Arif Altunbaş / Haber 7

arifaltunbas@hotmail.com
Twitter @arfaltunbas

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat