Savaşın Öğrettikleri

  • GİRİŞ06.03.2026 09:15
  • GÜNCELLEME06.03.2026 09:15

Gücü elinde bulunduran ülkelere göre güç; her türlü evrensel hak ve hukukun üstündedir. Güçlü olmak, her zaman haklı olmak demektir. Sen ne kadar haklı olursan ol, eğer; güçlü değilsen, haklılığının hiçbir anlamı yoktur. Hak, hukuk, adalet güçlülerin güçsüzleri sömürmek ve yönetmek için dünya sistemi diye ortaya koydukları prangalardır.

Uluslararası ilişkilerde dost, müttefik, ittifak üyesi gibi suni birliktelikler kâğıt üzerinde kalan egemenlerin yalanlarından ibarettir. Çıkar ve menfaatler üzerine kurulan dostluklar ve bağlılıklar pazar yerinde biter. Zor zamanında müttefikin seni yolda satabilir.

İran’ nın en üst yöneticilerinin, Lübnan Hizbullah’ının, Hamas liderinin, İsrail ve ABD istihbaratı tarafından aynı anda, birer birer avlanmaları derin bir zafiyetin acı faturasıdır. İran devrimi olduğundan bu yana Cumhur başbakanı, başbakan, Genelkurmay başkanı vs. gibi en üst etkili ve yetkili şahısların ABD ve İsrail ajanlarınca öldürülmesi tesadüf değildir

Aylar öncesinden ABD ve İsrail liderinin isim vererek ‘’şunları şunları öldüreceğiz’’ diye bas bas bağırmalarına rağmen, bu yetkililerin her nedense bunları duymamış gibi davranmaları ve hareket etmeleri, her zaman aynı şekilde düşmanın oyununa gelip en gözde lider kadrolarını teröre kurban vermeleri bir zafiyet veya ihanetin işidir. İran- İsrail ABD savaşında en büyük darbeleri vuran, yıkımları yapan düşman istihbarat güçlerinin devletin damarlarına kadar sızan yerli münafıklardır.

Senin kılık ve kıyafetine bürünerek, senin ideolojinden ve tarafındanmış gibi görünerek akrabam, yakınım diye en önemli görevlere getirdiğin ve yetkilendirdiğin ehliyetsiz liyakatsiz torpilli insanlar seni sırtından hançerleyen hainler kadar tehlikelidir. Bunlar devletin en mahrem sırlarını düşmanlarınıza verebilir. Yabancı istihbarat ajanlarına yardım ve yataklık yaparak tüm mahremlerinizi düşmanlarınıza aktararak sizi içeriden vurabilir.

Bir hareketin veya ülkenin en tepesinden en önemli tesislerine kadar, en stratejik yerlerine varıncaya dek akıllara zarar verebilecek bir şekilde yok edilip çökertilmesinde, bunun defalarca tekrarlanmasında iyi niyet aranamaz. Kırk yıldır devam edegelen bu durum için ciddi önlemler alınmaması kadercilikle izah edilemez. Eylem ve söylemleriyle insan kendi kaderini kendi iradesiyle kendisi yazar. Kendi cehennemini kendisi hazırlar.

Halkta çürüme tabandan, devlette çürüme tavandan başlar.

Kendi halkının açlık ve susuzluktan kırılmasını görmeyen gözler, yokluk ve yoksulluktan isyan edip sokaklara dökülen vatandaşı için harcaması gereken paraları Yemen’ de, Bahreyn’de, Kuveyt’ te, Irak’ ta, Lübnan’da, Suriye’ de Şii vekâlet savaşçılarına harcaması kendi içinde devlet aklının rafa kaldırılması demektir.

Devletin, aşiret mantığı tutuculuğu ve at gözlüğüyle yönetilmesi, tüm organlarının devre dışı bırakılarak tek adama öykünülmesi gizli bir şirk ve putculuktur.

Savaş, her çağda ve zamanda en barbar ve acımasız bir öldürme sanatı olan oyundur. Savaşı başlatanlar da bitirenler de güçlülerdir.

Nükleer gücü olan için güçlü algısı yapılır. Kimse seninle didişemez, kimse sana kafa tutamaz, kimse sana saldıramaz. Bu güce ulaşan Pakistan, Kuzey Kore yıllardır bunun için ABD tarafından cezalandırılmaya çalışılıyor. Nükleer güce sahip öteki ülkelerin hepsi kendi aralarında körebe dışarıya karşı jandarma rolü oynuyorlar. BM, uluslararası yasalar ve teamüller, ahlak ve adalet kuralları egemen güçlerin sopası karşısında hiçbir varlık gösteremiyor. Ve üç maymunu oynuyorlar.

Nükleer gücün yoksa ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa gibi emperyalist sömürgeci nükleer güçler ile ya iyi geçinmek veya onlara boyun eğmek zorundasın anlayışı evrensel kural haline getirilmek isteniyor.

İsrail'e ve ABD’ye her lanet okuyanı senden sanma, bunlar bizim adamımız diye kendini kandırma, bizim mezhepten, direniş cephesinden diye kendi hayallerinle kendini kandırma! Ehliyetsiz ve liyakatsiz insanları önemli görevlere yerleştirirsen yıkılışın ve ölümün kendi elinle, kendi içine yerleştirdiğin ajanların cellatlığında olur.

İran’ın şahsında yaptığım bu öz eleştiri aslında yüzyıldır bizdeki Kemalist, laik, batı uşağı, İslam düşmanı darbeci, 28 Şubatçı dönme fırıldaklara bugünkü iktidarı elinde tutan AK Parti ve MHP kadrolarına bir hatırlatma ve dikkat çekmedir. Esas düşman dışarda değil içerdedir. Münafık kâfirden daha tehlikelidir. 

Ordumuzun, Emniyet güçlerimizin, devlet bürokrasisinin, Üniversite ve hatta Milli Eğitim kurumlarımızın, medyamızın içinde bir sürü İsrail uşağı, ABD dostu ve Batı yanaşması yerli münafıklar var. Bunlar devletten aldığı maaşla vatan ve millete düşmanlık ve ihanet içindedirler. Bunların ille de 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz Darbesi gibi ABD ve İsrail’e uşaklık yaparak bütün ülkede terör estirmesini, beklemeyin.

Bu savaşı aklı olan, vatan ve milletini seven herkese devletimizin içinde çöreklenen zehirli yılanlara asla fırsat verilmemesi gerektiğini öğretmiştir. Devlet, siyaset, bürokrasimizin bu savaştan çıkaracağı daha nice dersler var.

İsrail, ABD ve batılı emperyalistlere karşı savaşan Müslüman mazlum İran halkının Allah yar ve yardımcısı olsun. Bu savaş onlar için imtihan, bizim için de ders ve ibret sahnesidir.

Bu ders ve ibretleri hafife alır isek bu savaş bugün İran’ a, yarın da aynı güçler tarafından Türkiye’ karşı yapılacağını unutmayalım. Derslerden ibret almak fazilet, almamak ise acziyet ve felakettir.

Rabbim bizleri "...gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil "(Fatiha, 7/6-7)  doğru yola ilet!

 

Arif Altunbaş, Haber 7

Yorumlar1

  • Selim Akça 1 saat önce Şikayet Et
    Çok açık ve net bir şekilde yapılmış, ama iç acıtıcı bir yorum. Yanlışlar tekrarlanırsa tarihte elbet tekerrür eder. İçten ve samimice uyarılarınız için teşekkürler sayın yazar.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat