Firavunların paradigması

  • GİRİŞ01.05.2026 09:08
  • GÜNCELLEME01.05.2026 09:08

Dünya tarihine baktığımızda, iktidarın cazibesi karşısında aklını yitiren, onu gücü bir uyuşturucu gibi tüketen azgınların izlerine sık sık rastlanır. Bu kişiler, çoğu zaman kendi hırslarının esiri olmuş, toplumların kaderini kendi ihtiraslarının gölgesinde şekillendirmeye çalışan insanlardır. Onların paradigması, yalnızca yönetim biçimlerini değil, aynı zamanda insanlığın ortak hafızasını da derinden yaralarlar.

Güç, doğası gereği düzen kurma ve yönlendirme potansiyeli taşır. Ancak bu potansiyel, denge ve adaletle birleşmediğinde bir sarhoşluğa dönüşür. Güç sarhoşu olan azgınlar, kendilerini mutlak hakikatin temsilcisi olarak görürler. Her şeyi kendilerinin en iyi bildiğini sanır ve eleştiriye kapalı, farklı seslere asla tahammülleri yoktur. Onların gözünde toplum, kendi ihtiraslarını tatmin edecek bir araçtan ibarettir.

Bu azgınların paradigması üç temel unsur üzerine kuruludur:

    1- Mülkiyetçilik: Gücü sınırsız ve sorgulanamaz bir hak olarak görürler. Her istediklerini yapma hakkına sahip olduğuna inanırlar ve yaparlar. Zulüm, eşkıyalık, katliamlar ve hatta soykırımlar yaparlar.

    2- Korku ve baskı: Toplumu kontrol altında tutmak için korku üretir, baskıyı meşrulaştırırlar. Sınırsız ve sorumsuz davranışlarıyla hem içinde bulunduğu topluma, hem de tüm insanlığa karşı saygısız ve kabadayıca davranırlar.

    3- Kendi çıkarını evrenselleştirme: Kendi menfaatlerini toplumun, hatta insanlığın çıkarıymış gibi sunarlar. Yaptıkları her türlü haksız ve hukuksuz eylem ve söylemlerini kendilerinde bir hak gibi görürler ve gösterirler.

Bu paradigma, bireysel özgürlüklerin yok edilmesine, kültürel çeşitliliğin bastırılmasına ve toplumsal gelişme ve ilerlemenin durmasına yol açar. Tarih boyunca imparatorlukların çöküşü, diktatörlüklerin yıkılışı ve halkların isyanı hep bu güç sarhoşluğunun kaçınılmaz sonuçları olmuştur.

Azgınların paradigmasına karşı en güçlü panzehir, eleştirel düşünce ve toplumsal bilinçtir. İnsanlık, gücün paylaşılması gerektiğini, adaletin ve özgürlüğün ancak çoğulculukla ( herkesi kendin gibi görmekle)  korunabileceğini tarih defalarca göstermiştir. Gerçek adalet, ilerleme, gücün sarhoşluğuna kapılmadan, onu sorumlulukla taşıyabilen liderlerle mümkündür.

Güç, insanı yüceltebilir de yozlaştırabilir de. Önemli olan, gücü bir amaç değil, barış, adalet ve insanlık için bir araç olarak görebilmek ve kullanabilmektir.

Güç sarhoşlarının paradigması, yalnızca teorik bir kavram değil; tarih boyunca defalarca dünyanın karşılaştığı bir gerçekliktir. İnsanlığın ortak hafızasında ve vahiy kaynaklı kutsal kitaplarda bu örnekler, hem bir uyarı hem de ders ve ibret niteliği taşır.

Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinde imparatorların çoğu, gücü kendilerine mutlak bir hak olarak görmüş ve ihtiraslarını topluma devletin çıkarıymış gibi sunmuşlardır. Örneğin Neron, sanatçı kimliğiyle öne çıkmak isterken Roma’yı ateşe vermekle suçlanmış, halkın acısını umursamadan kendi hırslarını ortaya koymuştur. Bu gün de ABD- İsrail ve İran savaşı güç sarhoşluğunun nasıl toplumsal felaketlere yol açtığı ve açabileceğini acı bir şekilde göstermiştir.

Orta Çağ’da Avrupa’da kilise otoritesi, farklı düşünceleri bastırmak için engizisyon mahkemelerini kurmuştu. Burada görülen paradigma, korku ve baskı yoluyla toplumu kontrol etmekti. Güç sarhoşluğu, Hıristiyan dini dogmayı, kilise otoritesini mutlak hakikat olarak dayatırken binlerce insanın da hayatına mal oldu.

Fransız Devrimi, özgürlük ve eşitlik idealleriyle başlamış olsa da kısa sürede Jakoben bir diktaya dönüştü. Robespierre, “erdem” adına binlerce kişiyi giyotine göndermişti. Burada görülen örnek, güç sarhoşluğunun ideallerin bile yozlaşmasına yol açabileceğini gösterdi.

Adolf Hitler, ulusal gururu ve ekonomik sıkıntıları kendi hırsları için kullanarak milyonların ölümüne sebep olmakla kalmadı. Dünyayı kana buladı.

Joseph Stalin, korku ve baskı üzerine kurduğu düzenle milyonlarca insanı sürgün etti, açlığa ve ölüme mahkûm etti. Komünist ideoloji Marksist faşizme teslim oldu.

Suriye diktatörü Esed’ in ülkesini bir kan gölü haline getirmesi kendinden önceki diktatörlerin yolunu izlemesiydi. O da, İran şahı Pehlevi gibi dünyada kendisi mezar bulamıyor. O da şah gibi ölünce Firavunların yanına gömülmeyi bekliyor.

Son olarak İsrail ABD ve İsrail ittifakının Gazze ve Lübnan’da binlerce insanın katletmesi, yüzbinlerce insanı yaralı ve milyonlarca insanı evsiz yurtsuz ve vatansız bırakması, haksız ve hukuksuz İran’a saldırması dünya çapında siyasi ve ekonomik bir krize sebep olmuştur. 

Tarih bize şunu öğretti; Güç, denetlenmediği ve paylaşılmadığında, insanı kontrol dışı bırakır ve azgınlaştırır. Bu azgınlık, bireysel ihtirasların toplumsal felaketlere dönüşmesine yol açar. İnsanlığın ilerlemesi, gücü sınırlayan kurumlar, özgür basın, çoğulculuk ve eleştirel düşünce ortamı meydana getirmekle mümkündür.

Bütün bunlara rağmen zalim otorite ve devletlere karşı adalet ve barışı, insanlığı ve dünyamızı savunup korumak için kontrol edilebilen güç önemli bir ihtiyaçtır. Kontrolsüz gücü ancak kontrollü bir güç durdurabilir. Her çağda, çağdaş Nemrut ve Firavunları durduracak çağdaş bir İbrahim ve Musa’ ya ihtiyaç vardır. Yurdumuz, coğrafyamız ve dünyadaki güç sarhoşu azgınları durduracak Muhammedi bir güç ve otoriteye ihtiyaç vardır.

Her çağ ve zamanda suyu su boğmuş, ateşi ateş söndürmüş ve gücü güç durdurmuştur. Az, öz ve organize olmuş güçler, ne kadar büyük olursa olsun kontrol edilemeyen azgınlara, taşkınlara, sınır ve ölçü tanımayanlara karşı galip gelmiştir.

 “Hiç şüphesiz ki Allah'ın askerleri (her zaman) galip gelecektir’’ (Maide, 56) Önemli olan her ne pahasına olursa olsun galip gelmek değil, Allah’ın askeri olabilmektir. Çünkü dünyada Hakkı, hukuku, adalet ve barışı tesis edecek olanlar sadece Allah’ın askerleridir. 

Arif Altunbaş, Haber 7

Yorumlar3

  • musa can 2 saat önce Şikayet Et
    Bu yazıyı avam olarak biz okuyoruz da firavunluk yapanlarda okuyor mu?
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Bülent DUMAN 2 saat önce Şikayet Et
    evet üç günlük dünya için ahireti terketmeyelim.allaha ve resüle tabi olalım
    Cevapla
  • Hasan Hüseyin 3 saat önce Şikayet Et
    Muhteşem analiziniz ve yorumunuz için teşekkürler hocam.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat