15 Temmuz Direniş ve Dirilişin Destanı

  • GİRİŞ15.07.2026 09:29
  • GÜNCELLEME15.07.2026 09:29

O gece, gökyüzü tankların uğultusuyla değil, halkın kalbinde çarpan özgürlük ve bağımsızlık çarpıntısıyla yankılandı. 15 Temmuz 2016 darbesine karşı halkın direnişi, yalnızca bir darbe girişiminin tarihi değil; aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkışının, kendi özgür iradesini kanla ve canla mücadele gecesiydi.

Demokrasi, çoğu zaman sessiz sandıkların içinde saklı olan bir zaferdir diye düşünülür; fakat o gece sandıkların sessizliği sokakların gürültüsüne karışarak bir zafere ulaştı. Amerikan güdümlü darbecilere karşı insanlar abdestlerini alıp ev halkıyla helalleşerek evlerinden çıkıp meydanlara yürüdüler. Ellerinde silah yoktu, ama yüreklerinde bir inanç vardı: “Bu topraklar ve bu irade bizimdir.” inancıydı o.

Tankların çeliği, halkın imanına çarptığında eriyip gitti. Köprülerde, meydanlarda, sokaklarda yükselen tekbirler, bir milletin yeniden doğuşunun ilahisi oldu. Şehitler, bu toprakların en sessiz ama en güçlü şairleri gibi, kanlarıyla şanlı bir destan yazdılar.

Tek parti diktatörlüğünden bu yana millete tepeden bakan, onun dinine, kültürüne, tarih ve coğrafyasına, ezan ve Kur’ anına çemkiren batı uşağı köpeklerin dilini yuttuğu ve korku hummaları geçirdiği gündü.

Milletimiz, devletimiz, tarihimiz ve coğrafyamızın elleri ve ayaklarındaki kelepçe ve prangaların kırıldığı o an 15 Temmuz günüydü. Bu direniş, karabulutlar gibi ülkemizin üzerine çöken emperyalist tüm güçlere ve onların ülkemizdeki yerli uşakları ve ücretsiz kölelerine bir meydan okumaydı.

O gece yalnızca halk değil, devlet de sınandı. TBMM bombalanırken, milletvekilleri sığınaklarda değil, kürsülerdeydi. Cumhurbaşkanı’nın çağrısı, bir liderin sesinden öte, bir milletin vicdanının haykırmasıydı. Bu ses dalga dalga bütün yurtta yankılandı.

15 Temmuz, yalnızca Türkiye’nin değil, tüm dünyanın gördüğü bir hakikati ortaya koydu: o da, özgürlük ve bağımsızlık ancak halkın iradesiyle korunacağıydı. Ne ölüm kusan tanklar, ne ateş saçan uçaklar, ne de kan kusan silahlar; bir milletin insancı ve kararlılığı karşısında hiçbir işe yaramadığı idi.

Bugün, 15 Temmuz’un yıldönümünde, şehitlerimizin aziz hatırasını bir kez daha anarak şu gerçeği hatırlıyoruz: Direniş, yalnızca bir karşı koyuş değil; dirilişin de başlangıcıdır. Ve bu diriliş, bir milletin kendi ruhunu yeniden keşfederek, kendi geleceğine yürümesi, emperyalizmin paslı zincirleri ve prangalarını paramparça yapmasıydı.

O gece, ölüm kusan silahların gölgesi sokaklara hâkim olmak isterken, halkın yüreğinde parlayan iman ve inanç o geceyi ve ondan sonra gelecek karanlık geceleri aydınlattı.  İnançla ve cesaretle özgürlük ve bağımsızlığa yürüyen bir milletin, tarihin en büyük kahramanlık destanını yazabileceğini bütün insanlığa gösterdi.

Bir lider ve millet, şehit olma yarışına girdiğinde onun karşısında hiçbir ordu ve gücün tutunamayacağını tarihe altın harflerle yazdı.

Şehadeti onur, şeref ve mutluluk bilen bir millet ölmez.

Arif Altunbaş, Haber 7

Yorumlar1

  • Selimhan 2 saat önce Şikayet Et
    15 Temmuz ireniş destanının şanına yakışan bir yazı. Tebrikler ve teşekkürler. sayın yazar.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat