Mekke Anlaşması
- GİRİŞ09.08.2026 09:08
- GÜNCELLEME09.08.2026 09:08
Haçlı Seferleriyle başlayan Doğu-Batı çatışması ve İslam karşıtlığı, asırlardır süregelen bir dalga gibi zamanımıza kadar ulaşmıştır. Bu saldırılar, yalnızca din düşmanlığının ötesine geçmemiş; aynı zamanda Batı’nın ekonomik dar boğazlara girdiği dönemlerde bir çıkış yolu, imparatorlukların güç ve ihtişam gösterisine sahne olmuştur.
Doğu’nun Binbir Gece masallarını andıran göz kamaştırıcı zenginliği, Ortaçağ’ın karanlığında yoksullukla boğuşan Batılı devletlerin hayallerini süslemiştir. Bu nedenle Haçlı Seferleri, dini motiflerle süslenmiş bir perde altında, aslında Doğu’nun zenginliklerini yağmalamak için bir araç olarak kullanılmıştır.
Papa, dini duyguları körükleyerek bir yandan bu seferlere katılanlara cennet vaat etmiş, diğer yandan da Doğu’nun bereketli topraklarını işgal ederek bolluk ve zenginlik hayalini yüzbinlerce insana aşılamıştır. Böylece Avrupa’dan Balkanlar üzerinden Anadolu’ya, oradan Suriye ve Lübnan yoluyla Kudüs’e doğru devasa bir akın başlamıştır.
Bugün Ortadoğu’daki çatışmaların kökünde, Haçlı Seferlerini harekete geçiren iki temel sebep hâlâ canlıdır: Ortadoğu’nun zengin enerji kaynakları ve üç ilahi dinin kutsal kabul ettiği şehir Kudüs. Nihayetinde ise hedef, dünyanın hegemonya liderliğidir.
Bir zamanlar İngiliz, Fransız ve Almanların askeri ve diplomatik sahada yürüttüğü bu mücadele, günümüzde Amerika ve onun bölgedeki müttefiki İsrail eliyle sürdürülmektedir. Yahudileri Osmanlı toprağı olan Filistin’e yerleştiren İngilizler, Birleşmiş Milletler’de onları devlet olarak ilk tanıyan ise Amerika olmuştur. İngiltere, Ortadoğu’yu cetvelle bölerek kendi çıkarlarına uygun emirler, krallar ve sultanlar atamış; İslam topraklarını aşiret ve çadır devletlerine dönüştürmüştür. Bu kukla krallar, Londra ve Paris’ten yönetilen birer gölge figür olarak Batı’nın çıkarlarına hizmet etmiştir.
Bugün de kuklacılar, ellerindeki bu ekmek teknelerini kaybetmek istememektedir. Batının işgalci ve sömürgeci düzeni, despot rejimleri ayakta tutmak için var gücüyle çalışmaktadır. Amaçları, kuklaların kendi çıkarlarına hizmet etmeye devam etmesidir.
Osmanlı’nın yıkılışından bu yana bir asrı aşkın süredir İslam toprakları işgal, sömürü ve Batı hegemonyası altında özgürlük ve bağımsızlığa hasret yaşamaktadır. Ancak genç kuşaklar bu baskının farkındadır; Batı emperyalizmine karşıdır ve kendi ülkelerinin kendi halkları tarafından yönetilmesi gerektiğine inanmaktadır.
İşte bu noktada Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın imzaladığı Mekke Anlaşması, İslam dünyasının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde samimi bir ilk adım olarak görülmektedir. Bu adımın güçlenmesiyle diğer Müslüman halklar da gönüllü olarak bu barış ve özgürlük kervanına katılacaktır.
İlk itiraz ve karşı çıkışın İran’dan gelmesi ise düşündürücü ve ibret vericidir.
Bu girişim, Selçuklu Sultanı Kılıçarslan’ın Haçlı işgallerine karşı Anadolu Beylerini birlik ve beraberliğe çağırmasına benzemektedir. Mekke Anlaşması, İslam coğrafyasını savunma ve koruma iradesinin ortak bir beyanıdır. Artık bir ülkeye saldırı olduğunda, coğrafyamızın Kılıçarslanları, Nureddin Zengileri, Selahaddin Eyyubileri yalnız kalmayacak; kardeşleriyle omuz omuza topraklarını savunacaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Bu anlaşma hiçbir ülkeyi hedef almamakta; bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlamakta, tüm kardeş ülkelerin katılımına açık bulunmaktadır.” sözleriyle dost ve düşman tüm dünyaya ilan edilmiştir.
Bu anlaşma, milletimize, İslam ümmetine ve tüm insanlığa hayırlı olsun.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol