Satranç tahtasındaki ümmet
- GİRİŞ23.10.2026 08:53
- GÜNCELLEME23.10.2026 08:53
Ortadoğu, bir zamanlar insanlığa medeniyet armağan eden, ilahi mesajların yankılandığı kutlu bir coğrafyaydı. Bugün ise aynı coğrafya, küresel hesapların oynandığı dev bir satranç tahtasını andırıyor.
Bu tahtada taşlar sürekli değişiyor. Bir dönem kahraman ilan edilenler ertesi gün terörist, dost görünenler ertesi gün düşman olabiliyor. Yeni örgütler kuruluyor, yeni ittifaklar oluşturuluyor, yeni haritalar çiziliyor. Ancak değişmeyen bir gerçek var: Oyunun sonunda kazananlar değil, kaybedenler hep aynı kalıyor.
Kaybeden; bombaların altında büyüyen çocuklar...
Kaybeden; yıkılan şehirler...
Kaybeden; umutlarını enkazların arasında arayan milyonlar...
Etnik kimlikler, mezhep farklılıkları ve siyasi ayrılıklar, bu büyük oyunun en kullanışlı taşları hâline getiriliyor. Böylece ümmetin enerjisi kalkınmaya, ilme ve adalete değil; iç çatışmalara ve bölünmelere harcanıyor.
Oysa satranç tahtasının üzerindeki taşlar ne kadar farklı görünürse görünsün, kaderleri aynı oyunun içindedir. Bugün birbirine rakip gösterilen halklar, aslında aynı tarihin, aynı acıların ve aynı geleceğin parçalarıdır.
Asıl sorumuz ve sorunumuz şudur:
Ümmet daha ne kadar başkalarının kurduğu satranç tahtasında bir piyon olarak kalacaktır?
Tarihi tecrübelerimiz bize gösteriyor ki hiçbir oyun sonsuza kadar sürmez. Gün gelir piyonlar oyunun farkına varır, satranç tahtası devrilir ve milletler kendi kaderlerine sahip çıkarlar.
Ortadoğu'nun ihtiyacı yeni savaşlar değil; yeni bir bilinç, yeni bir diriliş ve yeni bir kardeşlik iklimidir.
Çünkü ümmet uyandığında yalnız taşların yeri değil, oyunun kendisi değişecektir. Ve işte o gün, satranç tahtasında sürülen piyonlar değil; kendi tarihini ve geleceğini yazan milletler konuşacaktır.
Bugün Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin ‘’Mekke Anlaşması ve Türk Devletleri Birliği ‘’ gibi kurdukları ittifaklar ve birlikteliklerle yapmak istediği: Oyun kurucu olmak, kuklacılara ve kuklalara fırsat vermemek, ülkemizi ve bölgemizi her türlü işgalci ve yayılmacı, sömürgeci ve emperyalistlerin insafına terk etmemek.
Böyle bir harekete karşı çıkmak, onu yıpratmaya ve yok etmeye çalışmak ne Müslümanlığa, ne de milliyetçiliğe ve vatanseverliğe sığmaz.
Vatanını, milletini, ülkesini ve ülküsünü düşünen bir insanın bölgemiz ve dünyada oynan oyunlar karşısında eli kolu bağlı: ABD, Rusya, AB ve Çin gibi süper fırıldakların oyununa gelmez.
Uyuyan ülke, bölge insanımızla mazlum milletleri uyandırmak ve buralarda emperyalizmin paslı zincirlerini kırmak gelecek kuşaklara özgür ve bağımsız bir vatan bırakmak her onurlu, şerefli insanın görev ve sorumluluğudur.
Kuklalar değişse de kuklacıların değişmediği ülkemiz ve coğrafyamızda oyunun kurallarını ve kendisini değiştirmek Müslüman bir millet olarak bizim görevimiz, tarihi mirasımız ve sorumluluğumuzdur.
Allah kendi yolunda, kendi rızası için yan yana gelenlerin, omuz omuza verenlerin emeklerini boşa çıkartmaz. Her çağda ve zamanda ancak: Hakkın, hakikatin askerleri ve orduları galip geldi ve gelecektir Allah’ın izniyle…
Arif Altunbaş / Haber 7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol