Nedim’in gözyaşları
- GİRİŞ19.04.2011 06:33
- GÜNCELLEME19.04.2011 06:33
Veliefendi sapağından, E5 karayolundan çıkıp yeni açılan stadyum büyüklüğünde devasa alışveriş merkezini geçtiğinizde, karşınıza ufak bir ok çıkıyor: “Adalet Sarayı.”
Son dönemde fark ettiniz mi, mantar gibi adalet sarayı ve alışveriş merkezi bitiyor memleketin her köşesinde? Yeni yapılan AVM’ler çoğunlukla “Bilmem ne dergisine göre Avrupa’nın en iyisi” yeni adliyeler de “Avrupa’nın en büyüğü” olma iddiasında. Ama ben nedense ilk kez bu kadar dip dibe olduklarını fark ediyorum.
Bakırköy Adliye Sarayı gerçekten büyük olmasına büyük. Girerken başınızı yukarı kaldırdığınızda adeta gökyüzüne uzanıyor. İçerisi tertemiz. Eski adliyelerin birikmiş günahları yok duvarlarında. Hatta hâkim, savcı makamları ve mahkeme salonları arasında, ufak çay ocakları, menüsünde “pizza” bile olan kafeler ve kapısında “Psikolojik Destek”, “Psikolog” yazan odalar var.
Ama gel gör ki, iş modern bina yapmakla bitmiyor. Bunun en iyi kanıtı da, orada olmamıza neden olan 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dava. İleri demokrasiden bir fotoğraf karesi. Sanık: Nedim Şener. Suçu: Araştırmacı gazetecilik. Mevcut ikameti: Silivri Cezaevi.
Aslında bu dava, Nedim’in Ergenekon kapsamında Silivri’ye yollanmasına neden olan ana dava değil. Ancak yakınları ve meslektaşları için Nedim’i görebilmek, Ahmet’e bir selam yollamak için tek fırsat. Bu yüzden birçok tanıdık yüz, sağanak yağmur ve İstanbul trafiğine rağmen sabahın köründe Bakırköy Adliyesi’nde buluşuyoruz.
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
(Aslı Aydıntaşbaş - Milliyet)
Yorumlar3