Hayata bir dokunuş da Temrin'den!
- GİRİŞ11.11.2010 15:10
- GÜNCELLEME11.11.2010 15:10
“Bir dokun bin ah işit derler”, ben o söylemi kullananlardan olmadım diyor yazar kardeşimizin biri. Lazım değil isimleri sadece söyleyenlere bakmak yeterli.
Kalibremizi dengelemek adına, hayatın içinde bulunan hepsi ayrı değer olup yazan ve çizenleri kutluyoruz. Farklı ses tonlarını yeryüzünde hatta en tepesinde kalıcı hale getirmek yürek ister. Bu kadar cesaretli bir toplum da yeryüzünde yoktur herhalde.
Bilinir ve tanınır olmaktan çok öte kendi ile başlı başına derdi olan ve bambaşka bir kuruluş öyküsü Temrin.
Temrin okurların bebeği. Gün gün büyüyen ve devleşen. Edebiyat dünyası içerisinde her alanda olduğu gibi doğurur, geliştirir ve büyütür. Öldürmek istemediği ama kendi kendini hançerleyen yazar dostlarımıza her zaman sabır dilemek gerek bu sebeple.
Yazmak, kutsal bir iş. Bir bütünsellik. Mesaj kaygısı olmayan yazıları ele alanların yorumlarına kulak kabartmalı. Temrin hayatı yaralamadan, hafif dokunuşlar sergileyen çizgide. Yani kendince.
Kurulduğu süreçleri ve kendinden söz ettiren yapısı oldukça sancılı geçti. Bilip bilmemezlikten gelmek. Görüpte görmedim demek. Eline geçtiği anda detaylı incelememek. Nedir yahu? Öfkeyi içimizde kalıp kalıp sıkıştırınca patlamaya hazır bir volkan olmuyor mu? Olmuyor muyuz? Canavarlaşan yazı terimleri. Kalp kıran öyküler. İnciten kirli sözler. Bir hayli yoğun kelime dağarcığımız. Nedense hep aynı fiillerde takılmışız.
Çocuklarımızın eline dahi çekinerek aldığı hikâye kitaplarının son durumu ne olacak? Nerde kaçı yüz temel eseri bitirdi kütüphanesinde.
Her "merhaba", hayata dair bir ümittir; ayağa kalkmak ve ayakta durmak istemektir derken, Temrin bende açıkçası bu yayının nasıl dağılacağı konusu ve toplum üzerinde, olması gereken yerlerde nasıl etki ile karşı karşıya kalacağını merak ediyordum. İyi ki de etmişim.
Zaten fazla soru soran ve merak eden ancak araştırdıklarına yanıt bulur. Bu benim felsefem ama başka felsefesi olanlara da saygı duymayı bir borç biliyorum. Mevlana: "Dün, dünle geçip gitti cancağızım! Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım." diyor. Bunu çok fazla kullanmışım. Birkez daha kullanıyorum. Fazla kullanmanın bir zararı yok ki.
Şimdilerde gündeme gelen yayıncılığın ve dergiciliğin ne kadar meşakkatli oluşu. Tartışma konuları bile köşe yazarlarından besleniyor. Tabi kimine göre sonu varan ticaret kapısı.Öyle değil mi? Sabahlara kadar tartışmalı geçen konu başlıkları ile bir yandan boğucu gündem içinde kaybolmadan yürüme telaşı. Zaman zaten çarçabuk geçiyor diyorlar nasılsa.
Dün doksanlı yılların başıyken şimdi 21.yy’ın bir andan bizi terkedebileceği zaman dilimlerini bile konuşuyor haldeyiz.
Bir Temrin okurunun şu yorumu sanırım söylenecekleri özetliyor.Çiğdem Güzelhan: “ Temrin, düşünce ve edebiyatı bizlerle buluşturan bir dost meclisi sanki. Bünyesinde barındırdığı birbirinden farklı kalemleri yumuşak bir denge ile birleştirip, sloganlarındaki gibi düşüncenin nasıl sanata dönüştüğünü gösteriyor. Özgün ebadı, renkli, sıcak kapak tasarımı ve zengin içeriği ile sarıp sarmalıyor okuyucuyu.” Ne güzel ifadeler.
Biz son günlerde nedense, ele avuca sığmayacak zaman kaybı çok olan polemiklerin içinde oluveriyoruz. Bir de yetmezmiş gibi gündemi farklı noktalara kaydırmaya çalışıyoruz. En yakınlarımızın bile kimi zaman maskeli dolaştığı şu yaşamda, elinize ne geçse tokat gibi patlatıyorlar adeta yüzlere. Oysa inancımızdan ötürü, susmak yakışmaz mı bize? Ya da susmak cesaret mi istiyor?
Özgüvenini yetirmemeye özen gösteren gençlerin üzerinde özellikle durduğumuza göre. Sanki bize mi kalacak meydan? Bizden sonrası sonraları…
Eser niteliğindeki şeyler ancak yazdıklarımız ve evrenin bilmediğimiz gizemli bir yerinde kalan konuşmalarımız olacak. Yalnız şahitlerimiz çok fazla. Elimiz yazmadım diyemeyecek, göz o yaptı şahidim diyecek ve yüzleştirecek bizi. Şimdi en büyük yüz yüze gelişlerimiz yazdıklarımızla olacak. Peki, içi bu kadar yazan bir toplumun dışı dile gelse ne olur?
Hayatımız aslında Temrin’den ibaret değil mi? İlkokul sıralarında şimdilerin nesilleri dikkat edin ne kadar düzgün, akıcı ve kendilerinden emin konuşuyorlar? Bugün Temrin gibi yeni doğuş içinde, hayatımıza ve edebiyat dünyasına merhaba diyen belki yüzlerce dergilerimiz var. Yüzlerce sektörde çalışanlarımız.
Önce yayın yapan, zor emektarlarımızın ellerine sağlık. Zoru başarmak mühim mesele ülkemizde. Çünkü dünyadaki eğitim sistemlerine göre inceden inceye eleyip, işi sıkı tutuyoruz her ne kadar uzaktan farklı da görünse.
Üç kişi, beş kişi yüzlerce insanın işini yapıyor. Şimdi kalıcı dergilerden yana elektronik dergiler konuşulur oldu. Aynı dijital kitapların hayatımıza girdiği gibi. Her şey çabucak ilerliyor derken bunu anlatmaya çalıştım. Geçtiğimiz gün çok geç saatlere kadar, uzman konukların katıldığı televizyon programında anlatılanlar hakikaten düşündürücüydü. İnternet ve medyanın getirilerinin toplum üzerine nasıl baskılar oluşturduğu dikkate alınırsa epey sorgulamamız gerekecek.
Sadece okullarımızda yazar yetiştirmek için edebiyat fakültelerinden ziyade belki internet mecrasının daha yoğun okutulacağı bölümlerin açılması ve ihtisas alanlarının fazlalaştırılması gerekecek. Bu yetmez, insan iletişimi. Oda yetmez sevgi dersi.
Şuan ki durum bu internet ve bilişim yenilikleri sizce yayın grupları üzerinde ne kadar etkili? Düşünmeye davet için biraz Temrin diyorum.
Aynur Ayaz - Haber 7
ayazaynur1@gmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol