Yüzümüz kızarmaz bizim…
- GİRİŞ08.12.2011 09:14
- GÜNCELLEME08.12.2011 09:14
Takım oyunu mu oynamak yoksa mahalledeki esnaf dostlardan daha fazla mı kazanmak? Yoksa biraz daha öteye gidersek var olanı bir başkasıyla değiştirip, bugün kırk yıllık dostlarımızı hiçe saymak mı? Vefa o nerede? Kaç kahve ya da çay parasının ihalesi size kaldı bugünde?
Birbirimizin yüzüne bakarken yalansız olamadık ve her seferinde bahaneler uydurduk. Ya üstümüze gelindiğinde çok güvendik, kaçtık ya da hayata karşı hep yalnızdık ve birilerini arkamıza almaktan güçlü olmaktan yanaydık. Lütfen! Bu kelime artık neredeyse hiç kullanılmaz olmuş. İyi de nereye kadar? Güç gelip topraktan gelip diriltmiyor, göstermelik sevgiler ve üç kuruşluk sözler çok çabuk harcanıyor.
Kurulan saltanatların gelip geçici olduğunu neden öğretmezler ve sürekli gaz verirler?
Alın şimdilerde muhteşemden öğrendiğimiz kadın profili eli öpülesi hale geldi, adeta yanlışlar doğrularla yer değiştirdi. Yüzleşmek iyice sıradanlaştı ve bana mısın demedi…
Birileri birilerinin desteğini alarak yürürken bir gönül rızalığı ya da vefa örneği göstermez mi? Hoş gelip sizi bulan için zaman kavramı yok ya. Ne iş dolandırmak ki, basit yaşamak varken. Her şey basit ve aslında tahminlerden de çok da kolayken. Onu biz zorlaştırıyoruz gün be gün…
Kavgalarımızda ondan, aynanın karşısına geçip sevmediğimiz bizde ondan. Açık konuşuyoruz çünkü bencil olmayı öğrettiler bize. Ve seversen bir başkasını senin elinden çabucak alıp bir başkası götürünce kıymetli oldu. Yani eskiden kaçarken kovalanmaktı mesele şimdiyse ne kaçmak ne de kovalamak…
Bizim yüzümüz kızarmaz. Çok geç anlayanlar için diyorum. Kadın hala şiddet görür, çocuklar halen dövülür, sokakta dilencimiz verdiğin paranın ölçüsüne yorum getirir, sevdiğim dediğin nasıl olsa bir şekilde seni garantileyip maceradan da fayda sağlamayı seçmiştir. Sosyal medyanın pek bir samimileştirdikleri ve takipçileri artık çok paranın kazanç kapısı. Artık oğlunuz topçu, kızınızda popçu olmasın. Ne kısa etek giyerek eli mikrofon tutsun ailesini kızdırsın ne de çevresine ahlâk dersi vermeye kalksın. Ne yaparsa yapsın, hatta parayı nasıl kazanırsa kazansın benim çocuğum naraları atmaya devam edilsin. Başımıza taş düşmüyor ya! Düşünen, vatanına hayırlı evlat olmayı tercih eden kaç kişi çıkar umudu kalmamışsa son söz, son dipnotlar nerede? Sormazlar mı? Sorgulamazlar mı? Korkmayın. Artık herkes ekmek yiyecek bunun için yaş, konum, sıfat ve statü aramıyorlar internetin varsa olayı çözdünüz. Artık sosyal görücüleriniz var. Sosyal aileniz size sanal ortamda kahveye de gelir çaya da hem masrafsız. Geçen sohbet ediyorum bir taksici ile ve dedi ki “bu ülkede garip şeyler oluyor, ama sanmasınlar ki biz anlamıyoruz”… çok manidardı. Sosyal taksi konu dikkat çekiciydi. O da nasıl oluyor dedim. Abla dedi çocuklar site kurup İzmir’de ufacık bir ilçede iki motorla kapıcılık yapıyorsa internetten taksicilik neden olamıyormuş dedi. Valla çok haklı. Aklınıza bile getiremediğiniz bazen arayıp da bulamadığınız, arşivlerde yer alan bir şeyi bu deryayı internette bulabiliyorsak bunu kötülemenin kime ne faydası görülmüş ki? Sabahtan akşama kadar aldığı müşteri profillerinden her biri ile sohbet etme ve hatta bazıları ile tesadüfen birkaç kere aynı şekilde karşılaştığını düşünecek olursak sokakların nabzı ve bilgisini tutan taksicilerimizi yok saymıyoruz. Durum bayağı önemli yani.
Her gün dertlenerek arabaya binenler diyor. Göremiyorum ki yüzü gülen ya da selam verip hoş sohbet giden. Ya millet arabada paralanır, isyanlardadır, kimi beddua eder, kimisi de sevgilisine küfürler yağdırır. Aman Allahım nasıl bir haliyeti ruhiye. Ya bu canlısı. Bir de sosyal medyada bağırıp çağırıp kimse beni görmüyor ve rumuzum var diyerek yüzü kızarmayanlara ne demeli? Onların adı nedir? Ne olmalıdır?
Mesele incitmekse karşınızdakini bunu çok kolay yapıyoruz. Küçümsemekse onu da başarıyoruz. Adam olmaya çalışıyoruz ama kestiğimiz raconlarla ortalık yıkılıyor. Saygıyı nerelerde arıyoruz. Eskiden bacak bacağa uzatılamayan ayaklara ne olmuş? Şimdilerde anne babalar demiyor mu benim oğlum, kızım uzatabilir de, erkek arkadaşı ile rahat rahat gezebilirde diye. Kimine göre nasıl muhafazakârlık.
Muhafazakârım diyerek kendini kandırmak mı? Muhafazakarım diyerek bir insandan fazla konuşup her çiçekten bal alırım mantığı ile yaklaşmak mı? Muhafazakarım diyerek ben herkesten güçlüyüm, paramla her şeyi satın alırımı mı anlamak?
Açıklayan onca kitap nasıl bir uygulamaya girmiş, hangi krallık kadın unsurunu göz ardı etmiş. Bir dostum güzel söyledi, hatta tokat gibi çarptı söylediği” kimse değiştirememiş de biz mi değiştireceğiz? Kimsenin yüzü kızarmıyor da bizim mi yüzümüz kızaracak yapılanlar veya konuşulanlarla?” haksızsın diyemedim. Ne diyorsun diyemedim. Önyargıları kırmak atomu parçalamaya mı benziyordu yoksa?
Ben inanıyorum halen yüzü kızaranlar var. Göz göre göre yalan söyleyip evet yalandı diyerek medeni cesaretin en ufak parçası kalıp saygıyı unutmamışlar var. Diğer bir taraftan fazla takılmamak gerek yüzü kızarmayanlara. Yüzü kızarmayanın inancını sorgulamak da bize düşmez. Lakin insan olarak alır karşına konuşur, anlatırsın. O da anlamak isterse seni.
Şimdilerde fazla kapılmışız benliğimize. Şimdilerde çalıştığımız kurum ve kuruluşların, makamların havasına fazla kaptırmışız kendimizi. Her şey bizim ya, biz istediğimizi yaptırabiliyormuşuz edası ile garip garip davranabiliyoruz. Açıkçası anlam vermekte güçlük çektiğimiz şeyler yaşanmaya devam ediyor bu koca ama hala çok sevilen şehirlerde. Yakın çok yakınlarınızdan başlamazsanız ayıklamaya bir müddet sonra sizde o atmosfere kapılıveriyorsunuz.
Bence kimse atmosfer dışı kalmasın.
Aynur Ayaz - Haber 7
ayazaynur1@gmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol