İçimizdeki şike dışımızdaki şifre...

  • GİRİŞ16.02.2012 09:19
  • GÜNCELLEME16.02.2012 09:19

Birileri için önyargı nasıl amaç olmuşsa, birileri de o denli olayları kolaylaştırıp topa tutuyor.

İşte günlerdir türbanlı kızların bir fotoğraf karesi sanal ortamı adeta yıktı geçti.

Ama cahilce sergilenmiş bu tavırla sadece sözüm ona bilinçsizce yapılmış ve sonunda kızları gördüğü yerde linç edecek kadar şiddet içinde toplumun hacmini daraltmayı planlanan sanal ortamın gündemleri de var.

Şimdi içki içmeyip aynı masada oturmanızı kabul etmeyenlerin olduğu gibi. Öncelikli sorular alkol kullanıyor musun? Eğlence hayatın var mı?

Onlar gibi düşünmediğinizde sanki siz evrensel bir insan olamazmışsınız gibi geliyor.

Nedir kuzum bu yapay zihniyet meselesi? Ne temizlik bitmez bir çöp sepeti ve bitmeyen naralar. İnsan eğlenmesini biliyorsa, şekil şemal aranmamalı ya.

İçimizde ne çok biriktirmişiz ve kusmak için yer arıyoruz öyle mi? Muhafazarlık artık nerelerde? Nasıl algılıyorsanız? Bir de dalga konusu olanlarınız. Ya kitaplar, yaşanmışlıklara da saygı beklemek suç değil ya... Herkese her düşünceye biraz saygı derken önce kendimize saygı. Günümüz saygılıyı kaldırmıyor, saygısıza prim veriyor.

Acaba kim istiyor bunu? Bir yandan oradaki, buradaki bulup buluşturulan ya da kasıtlı yapılan olaylardan ders almak yerine  haydi hep beraber linç kampanyanları.

Birinin bir fotoğraf ya da bir belgeyi sunması yeterli. İllahlah! Bu demek şimdi? Yani elinde cep telefonu ile herkes muhabirliğe soyunmuşken bir geçerli belge bulmaya gör. Mahkemeler bu tür olaylarla dolup taşacak gibi. Böylelikle de asıl dava sahipleri meselesinin çözüme kavuşmasını beklesin dursun. Demek ki böyle gündeme gelip meşhur olacağız? O zaman niye kızıyoruz o yaşlı teyze ve amcalara? Neden kalkıp gelmişler ve sözüm ona ki o evlilik programlarına katılıyorlar diye? Yurtdışındaki bir meslektaşım diyor ki; "sizin oralara yetişmek zor iş, biz burada konu bulamazken takibe sizde maşallah, nerede bizde hep rutin hep rutine bağlandık". Ya Türkiye, gündemi kabarık gerçekten ama içinde iddiaları bol bir ülke.

Bu ülkemi her koşulda ve her şartta sevmek de apayrı. Gelin görün ki artık mahkeme koridorları kahkahalara boğuluyor. Son malum takımın başına gelenler. Hiç takım tutmayanlar bile konuşur halde değil mi? İzlemek ya da okumak zorunda kalmıyorlar mı? Ya da etraflarından duyup haberleri olmuyor mu?

Defterlere kayıtlı, zimmetli tutulan tutanaklar bile gülme konusu malzemesi yapılıyorsa, ufacık bir çocuğun takım aşkını, takıma bakışını gelin siz anlatın.

Amma şifrelerimiz varmış da biz bilmiyoruz. Aslında kısa ve net konuşmadığımız için her konuda başımıza geliyor ya onca olay.

Dallandırıp budaklandırıyoruz. Bu da daha fazla efor sarf etmemize neden oluyor. Şimdi bizde "ters yapmak","kafalamak","bizden değil" gibi kelimeler de alttan aşılanıyor. Zihniyet çökmesi, yeniden toparlanmalar vs vs.

Nerede toplumsal bilinç, hani nerede inançlar, inançlarımız ve inandıklarımız? Şimdi ilk kez tanıştığınız ya da tanışacağınız birine merhaba derken ikinci kelimesi ve sonrası dikkatle inceleniyor.

"Seni Allah'a emanet ediyorum", dendiğinde tutucu, yobaz veya bağnaz olabiliyormuşsunuz. Allah Allah. "Hayırlı olsun", "hayırlı günler", "hayırlar getirsin" gibi kelimelerde ise biraz muhafazakarlığın belirtisi oluyormuş. Ya başka iş güç kalmadı kesin durum vahim. Nelerle bakın uğraşılıyor. Eskiden kalma bir alışkanlık ilkokul sıralarında çocukların boyu uzunsa  direk arkaya geçirirler, özel otokontrol sistemi haliyse kız çocuklarının etek boylarını belden kıvırıp kıvırmadıklarını erkek öğretmenler bile kontrol ederdi. Tırnakları normal öğrenci sırasında eller öne diye söyleyip uzunsa tırnak makası ile kesmek olurdu bazılarının işleri. İşte zamanla değişim ve gelişim kısmında önce önlüklerin rengi, formaların değişimi yaşandı. Her şey girif olunca. İnançlar, inanmalar içte ya da dışta şifrelemeye dönüştü.

Yine bir örnek salaş mekanların süslü mekanlara dönüşüp, içinde alkol satışlarının bile olduğu mekanlara önceden tesettürlü, kapalı hanımefendilerin girmesi ayıp sayılırken, bakışlarla hor görülürken şimdilerde oralara eşleri ya da aileleri ile bile rezervasyon yapılarak sırf mekan adına gidilip yenen yemekler, en iyi aşçıların elinden pişmiş leziz yemeklere alkış tutuluyor. Ne var bunda? Ne densin şimdi hayır efendim onların içkili mekânlara girmeleri yasaklansın mı? Dolaşamasınlar mı? Ne kadar ayıp ve asıl yobaz düşünce bu olmuyor mu? Yurtdışından misafirler gelirken iş adamlarımızın ağırlıklı kullandığı güzel mekanlar herkese açık. Ya herkes her yere girsin de çıksın da. Otursun rahat rahat konuşsun da. Bırakın üstlerde böcek aramayı. Düşünceye zarar ve ambargo koyarsak ne başarı, ne de bir gram ilerleme kaydederiz. Şimdi belediyelere gittiğinizde size gülümseyerek art niyet gütmeden günlerce süren işlemlerinizi kısa sürede yapan tesettürlü hanımlarımıza kimse laf etmesin. Her yerde her kurumda inancı ile giyinen, kendini rahat ve güvende hissettiği şekilde giyim kuşam sergileyen, kültürlü, eğitimli, birden fazla dil bilen, gün görmüş ve güzel konuşan herkes başımızın tacı.

Yıllarca bu gibi davranışlara bürünerek çok zaman kaybettik artık kaybettiğimiz zamanları kazanalım. Benim bu konudaki sağduyum şu; dünya özüne dönüyor.

Dünya onca eylemleri ve araştırmaları yaptı, halen de yapmaya devam ederken, insan mutluluğu için anlayışı elden bırakmıyor. Bizde de maşallah bu kadar insan gücü, heyecan varken neden doğru ve verimli kullanmıyoruzu sorguluyoruz. Alın bir zaman kaybını da burada yaşıyoruz. Her şey birbirine bağlı değil mi?

Başımıza gelen her türlü fitne, fesat, bela ve musibetlerin nedenlerini önce kendimizde arayalım, bu benim başıma geldiyse elbet bir sebebi vardır diyerek yola çıkalım.

Kendine bakmayan, kendinde kusur görmeyen kibri ile bütünleşirse maazallah. Kendine bakmayan zaten karşısında kusur aramak için dünden hazır.

Zamanla içimizdeki şikelerimiz dışa şifre olarak dökülüyor, o zamanda adı rezillikten başka bir şey değil. Deşifresi bu dünyada neyse ama ya diğer tarafta...

Bu dünya bir ön hazırlıksa, diğer tarafa şikesiz ve şifresi çözülmüş olarak gitmeyi yeğlerim.

Ya siz?

Aynur Ayaz - Haber 7
ayazaynur1@gmail.com

Yorumlar2

  • noter tasdikli yorumcu 13 yıl önce Şikayet Et
    her yazınız ayrı bir hayat dersi gibi. polemiğe kapalı. ahali böyle yazılarla ilgilenmiyor. köşenizin altını başka amaçlarla kullananlar adına -başta kendim- özür diliyorum. fazla yorum almak marifet değil. birileri yazarı yok yere zirvelere çıkarırken diğerleri boş yere yerin dibine sokabiliyor. insan burada yazar olsa sinir sistemi bozulur. bazıları öyle ileri gidebiliyor ki. geçmişte ben de yapmışımdır hatırlamıyorum bile. insan eleştirirken klavye başında muhatap olan yazarın ne kadar incinebileceğini düşünemiyor işte. yazılarınız ışıl ışıl yüzünüz gibi. Allaha emanet olun siz de.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • İbrahim Dursun 13 yıl önce Şikayet Et
    ŞİKE/KALLEŞLİK ZİHNİYETİ..-1. Şikeyi sıradan bir tarifle (zihinlere yerleşmesi bakımından)KALLEŞLİK olarak tanımlayabiliriz..Öyleyse,samimi,dürüst insanların yapmaması dahası elit diyebileceğimiz önder insanların hiç yapmaması gereken bir şey.Bu bağlamda kalleş insan görüntüsü veren yamukların, saf dışı edilmesi hatta topluma lanse edilerek/duyurularak temizlenmeside ahlaki bir görev olsa gerektir.Hele hele yönetimden süratle ihraçlarıda elzemdir.Velhasılı asrımız için gerekli şeffaflığa aykırı..Müslümannın ise kalleşlikle ayartmayı hiç düşünmemesi lazım.Niye mi?-Aldatan bizden değildir!tehdidine karşı.Peygamber (as)dan değilsen yerini kendin seç!Kendine acı!Çok yazık!VesSelam
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat