İsyan Yok Anne!...
- GİRİŞ23.02.2012 11:06
- GÜNCELLEME23.02.2012 11:06
Üç konuyu tercih etseniz ve size deseler ki “bu üç konuyu unuttuğun her bir gün için hanene şu kadar para cezası yazılacak”.
O zaman hanenize yazılacak paranın sizden çıkmaması için elinizden geleni yapardınız değil mi? Paranın kavurduğu önceliklerle, paranın bizden götürdüğü ve bize yabancılaştırdığı şeyler nerede? Hangisini öne koyduk şimdilerde sevgi, saygı veya çocuk?
Bindiğim bir taksicinin koca şehirden kopamama nedeni annesi olurken, bir başkasının karşısına çıkan kurt, çakal ve tilki gibi benzetmelerin daha çok yaşandığı bu şehrin manevi ulviyeti, hani nerede, nerelerde diyordu?
Bu soruyu sormak zorundayız.
Asıl zorunlulukları unutmadan belki. Hepimizin birbirinden sorumlu olmadığını kabul edenlerin yanıldıklarına tanıklık etmişinizdir. Geçen bir kalabalık hanım topluluğunun içine giren bir arkadaşımın anlattıkları hem dinlemeye, hem de duygulanmamıza yetti. Sanıyorum erkeklerde bazen benzer konular konuşuyorlar. Bilinir ya bazen erkek dedikodularının hanımlardan farkı yok diye esprileri bile vardır.
Eskiden yaşanan sohbet anlarına tekrardan kavuşma hali olsa ve bunu da keşke demeden yapsak.
Birbirimize bir bardak çay ısmarlarken belki cebimizdeki paranın yine eksilmesini bir başkasına gururla anlatmayız o zaman.
Çocukken sadece kitap sevgisinden dolayı annesinin kendisine "kızım kitap okuma", "o doğru yol değil" diyerek baskı kurması kendisini kitap okuma zevkinden soğutamadığı gibi yıllar sonra annesinin kendisinden helallik alması ile de son buluyor duydukları.
Anlatmaya başlıyor; "bizim ailede kitap saklanarak okunabilirdi ancak. Elime aldığım, beğendiğim bir kitabın bende kalması bile söz konusu değildi o vakitlerde. Annem çok kitap okuyorum diye beni 13 yaşımda dört kardeşten bir büyüğümle terk etti ve Almanya'ya gitti. Gidiş o gidiş yıllar sonra geldiğinde ne ben eski ben, ne o eski annemdi. Hala unutamıyorum. Dört çocuğu olarak nasıl ikisini bırakmıştı. Resmen bizleri bir başımıza bıraktı ve gitti.
Bir annenin çocuğunu bırakma sebebi bu kadar kolay olabilir miydi? Annem yıllar sonra dönüş yaptı. Ben çok büyümüştüm. Dönüş yaptı ve galiba bana muhtaç oldu. Burada bu muhtaçlık kelimesini yanlış kullanmamak gerekir ama hayırlı evladımız olsundan kasıt bu olmuyor mu? Annem başımda ve her gün bana dua ediyor şimdi. Tek bakıcısı ve tek ilgileneni ben. Nedenleri ve niçinleri ne olursa olsun gitti ve uzun bir aradan sonra geldi. Beni göremediği bir gün için yanıyor şimdilerde.
Anneme tek bakan benim bu büyük mutluluk ama geçmişin biraz izlerini silmeye yetmiyor işte. Dönüş yaptığı yıllardan beri ve o okuduğum kitaplar beni eğitimci yapmaya yetti. Şimdi bana kızım ne bileyim işte bize sus, konuşma, ayıbı öğrettiler sana o dönemler bu sebeple kızıp, okumanı istemedik diyerek işin içinden çıkmak istiyor".
Oysa bir çocuğun üzerindeki anne sevgisi, anne dinletisi, anne yüreği kaldıramaz mıydı herşeyi? Bilgi, ilim, irfan çağının yüzyıllardır içindeyiz. Etrafımızda onca arayış varken Allah tarafından yetisi verilen ve içinde okuma aşkı ile yanıp tutuşan, okuyup, gördüklerini etrafındaki değerli insanlarla paylaşmanın ne tür bir sakıncası olabilirdi ki?
Ya da okumanın gerçek zararı neydi? Bağnaz düşünceler geride kaldı artık. Okuma, okuduğu anlama, anladığını hayatına koyup yaşama çağında bunların dikkatlerden kaçması başımıza ciddi belalar almamız demek değil mi? Ne geliyorsa cehalet ya da cahillikten dolayı değil mi? Şu ana kız örneği ve yıllar sonrası. Büyük zaman kaybı olmamış mı? Kaçımızın başına geliyor. Benzer durumları yok mu?
Anne ve babasından okudukları için dayak yiyen, kötü söze maruz kalan, tahsilini yarıda bırakan, çalışmak için okul sıralarından ayrılan ve dahası.
"Yüzyıllık Mujde", bakmayın öyle küçücük bir kitap olduğuna içimizdeki kitap severlere iyi bir hediye aslında. Herkesin elinde sadece yarım saatte bitireceği ama bitirirken de sanki bütün alanlarda kitap okumuş gibi bir bilgiye sahip olacağı kanısını uyandırıyor. Kitapsever dostlara birer küçük tavsiye. Birin her zaman sıfırdan daha büyük olması gibi, insan hayatlarına dokunurken alınan bu örnekler gibi yaşıyoruz. İliklerimizdeki kanı göremediğimiz gibi, nefessiz bir yaşamın süremeyeceği çok belli. Her dokunduğumuz bir yaşam bize nefes!
Farkındalığımızın eserlerini yarına saklamak yerine tüketiyoruz. Ağzımızdan çıkan kelimeleri hesaplamadığımız gibi aslında o kelimelerin dönüp dolaşıp bizim yakamızda olacağına inanma vakti. Zor ve perişan eden zaman dilimleri yok, gayet müjdeli ve sabırla beklenilmesi gereken anlarımız var. Anneler isyan etmeyip, biraz daha toleranslı olsunlar. Babalar annelere özellikle bu konuda yardımcı olsun ve onların desteği tamamlasın.
Çoğu anne evin reisi baba son söz sahibi olmanın etkisi ile isyan edebiliyor. Vazifeler bize yük olmasın bence. Günümüz yüzyılının reel sorunu olan ruh sağlığı hepimizi yakından ilgilendiriyor. Hayatımızda sadece bir kere okumuş olduğumuz bir kitap, hayatımızda bizleri dünyaya getiren bir anne ve sözleri, bazen yaşadığımız somut gerçekler bizim aklımızı başımıza getirebiliyor. Kırılma anlarımız, kendimize gelme anlarımız olabiliyor. İstesek de bir önceki saatimizi geri getiremiyoruz.
Birbirimize göstereceğimiz tahammül sınırlarını geniş tutmak ve günümüzde bu ruh yorgunluğunu üzerimizden atmak için ancak eskisi gibi birbirine çay ısmarlamaktan korkmayan topluluklarla beraber zaman geçirip, muhabbet, sohbet ederek atlatabiliriz.
Aynur Ayaz - Haber 7
ayazaynur1@gmail.com
Yorumlar1