100100 İyi İnsan Hareketi…
- GİRİŞ01.03.2012 09:30
- GÜNCELLEME01.03.2012 09:30
Belki haberiniz vardır ama haberi olmayanlar yakında bu fotoğraf karelerine yabancı olmasınlar. Olamayacaklar da…
Kazanmadığınızı düşündüğünüzde kazanıyorsunuz, çok istemediğinizde sizi buluyor ya. Geride bırakıp kalan birkaç kare fotoğrafınız ya var ya da yok olup anılarınızı siliyorsunuz hafızalarınızdan. Kimi zaman sil baştan yapmıyor muyuz ki? Çocukluğunuza dair kaç kare fotoğrafa geriye dönüp bakabiliyor ve o denli saf olabiliyoruz acaba?
Peki 100100 nedir, bilmeyenlere ve bilmek isteyenlere, Tüm dünya ülkelerinde gerçekleştirilecek, 20 yıl sürecek olan, 21. Yüzyıl İnsanlarının Arşivi’ni oluşturduğu, Yüz Bin Yüz (100100) projesidir. Türkiye’nin 7 bölgesinde, önceden belirlenmiş şehirlerde yapılacak çekimlerle oluşturulacak, Türkiye’de Yaşayan İnsanlar Arşiv Çalışması ve daha sonra hem ülke içinde hem de 27 Avrupa başkentinde kamuya açık meydanlarda gerçekleştirilecek sergilerle, Türkiye’de yaşayan insanları birbirleriyle ve AB’ye üye ülkelerin insanları ile tanıştırmak, Türkiye ve Türkiye’de yaşayan insanlar ile ilgili önyargıları yıkarak, insanlar arasında bir güven ve diyalog ortamı oluşturmayı amaçlıyor. Dünyayı saran proje olarak adlandırılabilir. Kısacası iyi niyet hareketi diyorum ben buna.
Kazanmaksa, bir insan, bir dost kazanmaktan bahsediyoruz burda. Dünya insanlarının farklı özellikleri bir arada, aynı beyaz fonda son derece de şeffaf bir zeminde. Konu “İnsan” temalı olduğu için kimsenin üstünlüğü yok kimseden ve o fotoğraf karelerinde, üstelik adları ve ne işle uğraştıkları vs de yazılmamış altlarına. Reklam yok yani. Dört kişiyle başlayan ve 100100’de tamamlanacak proje tam bir iyilik hareketi. Birileri var ve biz onların, onlar bizlerin işlerini yapıyor...
Kaçımız bir marangoz, kaçımız bir çaycıyı, kaçımızsa bir şoförün hikayesi ile ilgileniyor?
O kadar içindeyiz hayatın, o kadar yabancıyız aslında yarınlarımıza, kendimize.
Ne yakınlaşıyoruz birbirimize ne de çok uzağız aslında…
Çoğu zaman konuşup, iletişim kurmaktan bile aciziz. İletişim fakirliği çektiğimiz zamanlarda ise birbirimizi hep yanlış anlamalarla zaman kaybediyoruz. Yazık!
Gelin görün madalyanın iki yüzü gibi. Çoğu zaman ikiyüzlüyüz aslında.
Kabul etmesek, itiraz bile etsek de. Nafile!
Fotoğraf karelerine o ikiyüzlülük hiç yansımıyor bile. Zoraki gülme değil, kendinizi ele veriyorsunuz istemesenizde.
Fethetmekse, bir insanın gönlünü fethetmek diyorlar, başarıysa, birarada hayatı paylaşabilmekten daha güzel ne olabilir ki diyerek de ilave ediyorlar 100100 proje ekibi. Doğru herkesin rızkı bile ayrı. Herkes birbirinden farklı özellik ve ruh yapısı ile yaratılmamış mı?
Onların anlatması şöyle; Yüz Bin Yüz'ün bir bakış açısı olduğunu ve bu düşüncelerin
'' ama çok derinlerimizde ama en yüzeyde olsun '' sen de ve herkesde olduğunu bir kez daha görmek bizim için çok değerli derlerken çok hassaslar. Aceleleri yok projede. Bir de yavaş yavaş çekiyorlar fotoğraf karelerinde insanları. Arkada sadece beyaz bir fon ve doğallık yetiyor onlara.
100100’e tanıklık etmek için buluşuyoruz onların çekime devam ettikleri yerde bu sefer farklı ve güzel bir söyleşiye dalıyoruz elime verdikleri aksesuarlar zamanla üretime geçmeyi bekliyor orijinal çekilmiş fotoğraf karelerinden müzik kutusu mu ararsınız yoksa sıra sıra bir meslek grubu taşıyan insan takvimi mi? Hepsi birbirinden güzel ve özel. Yüzümde bu güzel tablo karşısında tebessüm oluşuyor. Herkesin dikkatini çeken bir hareket ve eylem aslında. Çok sessiz gibi görünse de projenin devamını dinlediğimde ki heyecan beni yerimde oturtmamaya yetti bile. Aslında sorulardan oluşan bir söyleşi de bakın neler var.
Bir gün sizin yolunuz onlarla buluşabilir. Bir gün yolunuza karşınıza çıkıp sizi de çekebilirler. Heran herşey olabilir yani. Hazırlıklı olun.
“Bir itfaiyeci bizim yerimize, hiçbir sosyal sınıf ayrımı yapmadan, hayatı pahasına yangınlara koşuyor, bir çöpçü arkadaş bizim yerimize sokakları temizliyor, bir doktor bizim yerimize bizim sağlığımızla ilgileniyor, bir müzisyen bizim yerimize ruhumuzu okşayan müzikler üretiyor”.
İNSANIZ ve BİRBİRİMİZE İHTİYACIMIZ VAR ...(sloganları)
Ben bu hareketin çok sesliliğini sevdim. Ben bu projede olan herkesin aynı amaçta toplandığını görünce duygulandım ve birkez daha umutlandım. Duyulmuş,bilinmiş olsa da birkez daha, bende bu iletişime destek vermek istedim. Onlar kadar içten ve samimi.
100100’e bir de ben sordum . İşte sorularımız ve yanıtları…
Bu 100100 projesinde asıl amaç neydi?
Biz istedik ki şehrin çeşitliliğini gösterelim yani insanlar çektik İstanbul’da, İstanbullular dediğinizde kim var misafirler var, yabancı turist, yerli tursitler var. Bir Türkiye profili çektik aynı zamanda. Bürokrasi var, medya mensupları, sivil toplum örgütleri var, çalışan ve çocukları var. Yani her kesime ulaşmaktı amaç. Fotoğraflarla her yanı sarmak vardı.
Çünkü o tarafsızlığı göstermek için bunu yapmamız gerekiyordu. Önyargıları teker teker kırıyoruz. Kırmaktı amaç. Ve çektiklerimizi kurum binalarına CNN TURK’e Yenişafak binasına ya da AGOS’a da koyabiliyoruz. Birlik olabilmekti. Her çektiğimiz fotoğrafı götürüp oralarda da paylaşıma açıyoruz. O zaman küçük sergiler de yapıyoruz ki çok keyifli oluyor. Geniş bir amaç diyebiliriz.
Bu projede yer almak istemeyen kurum ya da birey oldu mu ve tepki verdiler mi?
Olabiliyor tabiki ama sebepleri var. Geçerli nedenler. Yoksa istiyorlar. Fotoğraf çekilmeyen de oluyor. Bürokrasi de de olabiliyor. Bir milletvekilinin şoförünü çekeceğiz, öncesinde tereddüt edebiliyor mesela vekilim çekildi mi diye. Ben kimim ki diyebiliyor. Şoförüm. Ama kendisi ile iletişime geçiyoruz önce. Sen değerlisin ve sen önemlisin kısmını anlatıyoruz. Onlarla beraber yollardasın ve her türlü sıkıntıya yollarda sen göğüs geriyorsun diyoruz. Anlattıkça ve vekilinin fotoğraflandığını görünce o da daha farklı olabiliyor. Her birinin yöntemi ve dili ayrı aslında. Aynı amaç için farklı roller olabiliyor. Çekilmek istiyor ama sebeplerinden dolayı zorlanmalar yaşanabiliyor. Biz onu rahatlatmanın ve olaya dahil etmenin yollarına bakıp onu düşünüyoruz. Mutluluk da önemli, mutlu olunması da.
Çektiğiniz fotoğraflara bakınca, neler hissediliyor? (şimdiye kadar 10.000 insan fotoğrafı)
Hep beraber öğreniyoruz ve aslında öğrendiğimizin yeni farkına varıyoruz gibi. Yaparken de öğreniyoruz, çekerken de. Bilmiyoruz. Yani bilmediğimizi bilmenin yolundayız. İşler de öyle ilerliyor. Bir işi yaparken kendi alanlarımızda bir sürü insanla tanışıyoruz ve tanışmak aslında bir nevi iletişim kurmak denilebilir. Kendimizi beslemeyi öğrenirsek bütün işler güzel aslında. Biz her yeni birgün besleniyoruz. İnsan ve fotoğraf birleşiminde taze bir kan var. Heyecan var. Yeni insanlar, yeni yüzler. Herkes için sabit ve gündüz olmaktansa biraz da gece olabilmek.
Çocukken fotoğrafa ilginiz nasıldı, sonrasında çocukluk hayallerinize ulaşmanız, siz ulaşabildiniz mi?
Çocukken önce başka bir şey sonra değişen hayallerin peşine göre değişim evresi oluyor. Bizde de öyleydi. Önce uçak mühendisi olmak istiyor bir bakıyorsunuz hemen sonra paraşütçü, öğretmen olmak isteyebiliyor. Farklı değiliz, değildik çocuklukta. Tüm çocukların hikâyesi var burada. Çocuklar çok şey düşünür. Çocukları çekmek de çok zevkli. Yormuyorlar. Çocuğa o döneminde kim güzel yaklaşırsa o döneminde o da öyle gitmek ister, büyümek. Bizlerde olduğu gibi. Bizde ailede sanatla ilgilenen yoktu. Bizler çıktık sanatla uğraşanlar. Proje bizden çıktı ama sizlerin oldu. Projenin bizle ilgili olmadığı herkes de varolan olduğunu göstermeye çalışıyoruz şimdi. Kimi zamanda bunu çocuk gözüyle yapıyoruz. Zor bir şey.
Düşünce gücü ve bu yüzyılda bunun var olması. Biz proje de isimleri kullanmıyoruz.
Aslında insana dair çalışmalara ve kendimize çok yabancılaşmışız. İnsan için yapılanlar sanki başka algılanıyor ve kendimizi tanımaya mesai bile harcamıyoruz. Harcayamıyoruz. Spora gitmeye, konsere gitmeye vakit var ve oralara ayıracak zaman var ama kendimize yok.
Projenin kaynağı nedir? Proje kendini nasıl döndürüyor?
Biz tüm varımızı yoğumuzu bu projeye verdik diyebiliriz. Öz sermayemizi kattık. Zaten ayrı ayrı yaptığımız işler ve dünyada yapmış olduğumuz birçok proje vardı. Aktiflik devam ediyordu. Ama bu projeye gerçekten herşeyimizi kattık. Alanlarımızdaki işlerimizi bırakıp beş senedir bu alana kaydık ve tamamen projemiz 100100 ile uğraşıyoruz. Şuana kadar 10.000 insan olduk, fotoğraflanan 10.000 insan datası ve durmadan devam ediyoruz.
Biz daha başlamadık gibi söylüyoruz sanki bir alt bir yapıydı tüm bunlar.
Tarihi ve süresi ile sınırlanmayan bir proje 100100. Projeyi insani yaklaşımla yaptık. Herkese birebir ulaştık bu projede. Portekiz cumhurbaşkanına da öyle ulaştık, AB baş müzakereci Egemen Bağış ve sokaktaki insana da birebir iletişim kurarak. Yani insani yaklaşımla bu olabiliyormuş biz bunu gördük. Aracı yok. Aracıya gerek yok. Amaçları anlattık. İşin en önemlisi işçiliğiydi. İnsanlar bize güvendi. Biz de onlara.
Sırada şehirleri ve insanları buluşturmak var. Bunu da fotoğraf kareleri ile yakalamak hedefi var. Bunun etkilerini görebilmek ve geriye dönüşümleri izlemek var. Sevginin dili ile İstanbul’da çekilmiş fotoğraflanmış kişileri yurtdışında boy boy göstermek ve duvarlarda asılı olan fotoğraflarla iletişim kurmak.
Görüntülü kaydediyoruz herşeyi. Ve alanlarımızın dışına çıkmadan ki birbirimize saygı duyuyoruz, yaptığımız işler dışında başka şeylerle ilgilenmekle geçirmiyoruz vakitleri.
21. yüzyılın fotoğrafları dünyayı belli ki saracak. Ne mutlu. İçimizden başarı öyküleri, bu iyi niyet hareketi ile ne kadar yol alırsa biz kendimizi bir adım daha tanıyacak ve seveceğiz belki. Bu harekete ve projeye emek verenlere birkez daha teşekkürler.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol