Ruhum ve ruhumuz intihar etti
- GİRİŞ19.04.2012 09:27
- GÜNCELLEME19.04.2012 09:27
Zaman zaman olabilirdi belki ama bu kadar değil. Ne kadar çok şey biriktiriyoruz içimizde ve ne kadar farkında olanlarımız da biriktiriveriyorlar. Bir yandan eli maşalı dünyanın ve pahalı zevklerin peşinden sürüklenirken kiminin de maskarası oluyoruz. Nedeni de çok açık oysa. Üç maymunu oynada gör bak!
Şimdiki satırlarda bazı genç beyin deyip de güvendiğimiz kişilerin ya da en yakınlarımızın bize nasıl tehlike olabileceğini iyi düşünün. Lütfen asıl bu kısım çok önemli. Yaralama, kınama ve büyük konuşma...
Onlar sizden aldıklarını bir başkasına söylerken asla bunu yani birşeyler öğrendiklerini itiraf etmezler. Onlar yapılan iyilikleri yüze kakarken acımazlar, onlar merhamet duygularından yoksun ve asla yüzünüze haykıramazlar. İşte bir dolu insanımız var böyle ve kendini düzeltmek içinse sıfır çaba.
Sözüm ona bu yapılanlar da onlara göre kıskançlıktan değilmiş. Peki ya neden?Cesaretli olamayacak kadar mı aciziz yoksa? Benim ne yazık ki pek inanasım da gelmiyor.
Teknolojinin bizi birbirine bağladığını, bağladığı gibi de anında ayirabildiğini söyleyecek kadar tecrübem var desem. Şimdiki bazı gençlerimiz kendinin herşeyi bildiğini iddea edecek kadar cesaretli ve küstah. Hatta ileri gidip yüz yüze acaba bir yerlerde karşı karşıya nasıl gelirim sorusunu bile soramıyorlar kendilerine ki daha ne olsun. Ötesi kendilerinin yirmi yaş taze beyin olduğunu söyleyip otuzuna gelmiş ve biraz daha tecrübe sahiplerine de ciddi ciddi kafa tutuyorlar.
"Ne oldum değil asıl ne olacağım" kısmı önemli. Velhasıl herşeyde ilerlediğimizi düşündüğüm ülkemde bu gibi manzaraların da azalacağı ümidini taşıyorum. Büyüklerimizden gördüğümüz ve bizde birazcık kalan değerleri saklıyoruz ve saklayacağız inşallah.
Neler oluyor, kötü olaylar neden hep beni buluyor, yoksa ben mıknatıs mıyım diyenleriniz içindir şu cümlelerim. İki elini şakaklarının arasına alıp düşüneceksin, ha düşünemiyor musun sakin bir yer bulacaksın. Ama bulacaksın.
Zaman "mazlumun ahının aheste aheste çıktığı gün, bugün o zaman " daha ne istiyoruz. İçimiz intikam maksatlı değil. Olamazda. Dinimiz bile intikam için neler söylüyor biraz araştırmak gerekiyor.
Yalnız gözümüzden şu kaçmamalı. Bana neler oluyor diyerek sorgulanıyorsak, ruhumuza yani içe bakmak lazım. Şu günlerde siz de ruhunuzun giderek intihar ettiğini mi düşünüyorsunuz? Lütfen iki önemli karanlığı düşünün. Biri anne karnındaki, ikincisi mezarlık içindeki...
Ben benim ruhum intihar ediyor, etmiş diyenleri fazlaca görüyorum.
Gülümsemeden bir haber, hep sorunlu insanlara bakın göreceğiz cevabı. Cevapları okumak içinse arif olmaya gerek yok.
Yetişmeye çalıştığımız işlerimizden kaldırıp kafamızı çevremize ve en yakınlarımıza bile bakamıyoruz.Doğru mu?
Birbirimize hava atmak için, bize ait olmayan şeyleri bile bir şekilde kullanabiliyor muyuz?(ev,araba,telefon,vs)
Birbirimize yaranmak için, hayatımıza derinden ya da yüzeysel yalanı sokuyor muyuz?
En olumsuz olaylardan bile kendimize nefes alacak kadar bir kapı aralığı açamıyoruz değil mi?
Herşeyim olsun, kimseye muhtaç olmayayım ama ruhum olmasa da olur diyebiliyoruz değil mi?
Ne ruhu, benim için dış görüntü ve görüntüler diyerek var olan merhameti de köreltiyor muyuz?
Biz tüm bunlara yanıt arayacak vakit bulamıyorsak, bırakın nakiti ve yaşam mücadelesini ölmüşüz ve gerçekten ağlayanımız yok!
Arkamızdan musallada "nasıl bilirdiniz?", " hakkınızı helal ediyor musunuz?" dediklerinde ya da el açıp bir Fatih'ayı okuduğumuzda durum ne olacak? Onu da ancak Mevlâ bilir.
Tüm bunlarla boğuşurken bari en yakınlarımız dahil şu ruhu kaybetmeyelim...Sabır şerbeti içmek için ateşten gömlek giyerek, imtihanlardan geçmeyelim. Denizdeki dalga köpüklerinin içinde sevgi sözcükleri ile boğulalım ama kimseyi boğmayalım.
Sözlerimizi kullanırken ok gibi fırlatabiliriz, acımadan yakıp yıkabiliriz, nefretimizi kusacak yerde, yerlerde arayabiliriz, o da neden ben değil diyebiliriz, paranın gölgesinde de yürüyebiliriz, cesaretsizken fedailerlede hareket edebiliriz,farkında olmadan kırgınlıklarda yaşayabiliriz. Unutulmaması gereken şey "biz kimiz?"...
Gerçekten birşey miyiz? Yoksa birşey olmaya çalışan hiç miyiz?
Sonuç gün içinde yüzlerce defa haksızlığa uğramış olsak bile, ruhumu kaybetmeden ve arada çamaşır suyuna batırılan vicdanımla bende insanım. Suizan etmeden, vicdanım rahat diyebiliyorsak buyrun en kötüler ilham kaynaklarımız olsun, atış madem serbest. Madem size göre olumlu giden şeyleri yakalamak için bir oltanız hatta bir ağınız bile yok. Bu kadar mı ümitsizsiniz? Sizede kızmaya hakkımız yok galiba. Şerler hayrımıza dönsün ve yol yakınken Allah ruhunu kaybedenleri de ıslah etsin...
Bugünlerde karşılaştığım, arenalara taşan konu başlığıydı ve sanki anket yaparcasına sorgu sualle meşkuldüm. İnsan ruhunu kaybetmeye görsün. Bence siz içindeki sen, ruhunu kaybetmişsen herşeyini de kaybetmiş sayılırsın. Yanılıyorsam yanılıyorsunuz diyebilenlerden olalım. Bir annenin ana Rahmi'ne düştüğümüz o karanlıkları hiç hatırlamadığımız gibi yaşam boyunca büyük bencillikle vadesini dolduracağımız ömrümüzün de sonlandığı günün kaydını bizler tutamıyoruz. İkinci karanlığımız mezarlıktaki hayat gerçeğini ruhumuza işlediğimiz an galiba umutsuzluk ortadan kalabilecek. Tercihte bizim ya. Hoş ebedi bir hayat kazanmak için mücadeleye devam mı, yoksa ne saçmalıyorsun hayat benim hayatım sananelerle geçirerek tamam mı?
Ülkemiz tarihini her dönem hiç çekinmeden mücadele ile geçirirken, yaklaşan 23 Nisan şuuru bizi birkez daha aydınlatır ümidi taşıyoruz. Hemen ardından tartışmaya açık tarih 1 Mayıs gününün sadece bir anneler, babalar günü gibi ele alınarak "dinleme özürü" oluşturması da istemiyoruz.
Bizlerin her günü çok kıymetli. Birilerinin dünya üzerindeki oyunları,plan ve programları değişecek diye kalkıp tarihe nakşetmiş günlerimizin de ruhunu kaybetmesini hatta ruhumuzun bu anlamda birileri tarafından intihara sebebiyet vermesini de istemeyiz diye düşünüyorum. O sebeple ruhumuzla bütünleşecek bir anayasa için önce hane, evlerimizdeki anayasaları bır belirlesek de önce aile içinde birbirimizi, gözlerimizi kaçırmadan dinleyebilsek!
Aynur Ayaz / Haber 7
ayazaynur1@gmail.com
Yorumlar9
-
ebruzer
13 yıl önce
Şikayet Et
sanki fazlaca abartılmışmı ne. mübalağa sanatı güzeldir de bana karşı kullanılmadığı sürece!mâlûm içimizde bir canavar besliyoruz ve havaya girmeye pek müsait )).Yüzüne karşı övüldüğünde hoşnutluk duyana ''ahmak''denilmiş.İlk satırları okurken ''acep bir istihza durumu mu var''diye içimden geçerken devamında, daha önce düşündüğüm-o kapılar-dan birini teyit ettik.dua inş.selam bizden
Beğen
Cevapla
-
faran
13 yıl önce
Şikayet Et
.... bir vakit ,elindeki son kibrit ile kış gecesi sokakta kalan kız edası üzere olan bir nisa kişi vardı,hatırlıyorum,şimdi ise okuyanı çoktan secmeliye zorlayan,anlamı tavana vurduran,koca koca manalar serdeden,satırlardan sadırlaraı ahğza,keşfe çıkan ve dönüşünde sihirli anlamlarla inkişaf eden ,baş veren ...bir bilge hanım .! maşallah,istifade etmekteyiz,baki selam ve dua
Beğen
Cevapla
-
ebruzer
13 yıl önce
Şikayet Et
diğer konu. estğ.'ne alakası var'demem.çünkü kocaman saygım var.farklı fikirler,yorumlar,algılar tabiki olacaktır.renklilik güzel.zenginlik katar.ufuk açar.geniş bakışı sağlar.bunun yanında onaylanır yada onaylanmaz,kabul veya red olur.'ayarlarla oynama'konusunda;aslında zaten niyette öyle olmadığını bildiğinizi ve katılımınızda farklı kapılar olduğunu düşünürüm.
Beğen
Cevapla
-
ebruzer
13 yıl önce
Şikayet Et
mânâya takla attırmak,mânâyı takla attırmak. yazıda; cümle düşüklüğü,yazım hatası var ama sorular ve genel içerik güzel.karmakarışıklık içinde yaşamak donanımlı olmayanlara zor gelir sanırım.ama o zorluk anında doğruyu net görebilmenin neticesi de çok lezzetli bir tat.Üstad-ı Âzamın biri yetersiz olduğu bir ortamla-durumla karşılaşınca,bulunduğu yerden ayrılıp yedi yıl kendini eğitime tâbi tutmuş.ruhumuz incinmişse yaralanmışsa bence zorlamayalım.yarası kanayan nasıl yol alsın.biraz duralım sâkin olalım.huzur alalım-verelim:) öyle değilmi ?
Beğen
Cevapla
-
faran
13 yıl önce
Şikayet Et
ebruzer. hoş geliyor doğrusu ve fakat bu nevi misallerde bben biraz da eşyaynın hakikatine kodlanan emrin ayarlarıyla oynama görüyorum..ne alakası var diyeceksiniz belki;mesela vahiy direkt her insana gelebilirdi,bizzat melekler getirir,deklere,tebliğ edebilirdi..vb ama öyle olmadı,melek bizim türdeşimiz,aynımız olan bir insana getirdi ve ona açıklandı,süreç içinde o da ihtar edildi,algı yanlışlığında ona hiza verildi..vb bu şudur; eşya insana örnek,model olamaz!melek bile olmaz,olamaz,oldurulmazken!
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle