Konuşmak bir sanat, sanat da konuşmaya muhtaç!
- GİRİŞ26.04.2012 09:16
- GÜNCELLEME26.04.2012 09:16
"Ölüden haber gelmiş, diri okur anlamaz.
Sorsan herkes müslüman, ne şükür var ne namaz."
Bu satırları Üstad Necip Fazıl Kısakürek söylemiş.
Fuzulî'den ve Gazalî'den olanları zaman zamanda kullanmaya çalışıyoruz. Artık birbirini laf falakasına yatıranların ben sayını hatırlamıyorum. Hatırlayanınız var mı?
Bazen deli taklidi işe yarar diyenler, bazen kaç git işin yok diyenler, bazen de saçmalama otur oturduğun yerde bak çok iş var azıcık da sen ucundan tut diyenler hatrına aramızda olan şahsiyetlere sonsuz teşekkürler.
Biriz ve emin olun hep beraberiz. Sitemsiz ve sevgiyle.
Daha binlerce sözler söyleyen, cümleler kuran ve ayakta durmaya gayret edenlerimiz var. Dünya toprakları üzerinde binlerce yıl yaşanmışlıklar ve kalbini bu dünyanın insanlarına açan yüzlerce örneğimiz. Gelinde hâlâ mutlu olamıyorum diye yakının. Eee ben ne diyeyim sizlere. Alınan alınacak, küsen küsecek. Kimiside elindekinin kıymetini bilip, kaymetmeden şükredecek. Eleştiren de kendinde üstün vasıflar arayacak, bir de neden ben değilim de o diyecek öyle mi? Biz alışıyoruz bunlara. Alışıyorken konuşuyoruz. Allah'tan uyumuyoruz. Birde hipnoz edilerek uyusak vay halimize! Acaba edilmiş miyizdir?
Dişini tırnağına takanları ayrıca alkışlıyorum. Ne mutlu. Ne yazılı mürekkepler tükendi ne de adını koydukları tükenmez kalemlerimiz bitti. Açız hepimiz doğru bilgiye ve öğrenmeye. Niye bu kabul etmeme...
Dün en bilinen üniversitelerimizin birinde öğrencilik yıllarına dönüp sahada göreyim dedim. Arada tavsiye ederim gidip, misafir olarak derse girmek de büyük keyif veriyor. Tarih ikinci sınıf talebelerinin misafir olarak derslerine girdim.
İşinin ustası ve sevilen bir sima tahtada, öğrencilerin arasında... Eskiden profesörlerimiz ile öğrencilerimiz arasında malumunuz uçurumlar, duvarlar olabiliyordu.
Her makam ve mevkideki insanlar yukarıdan aşağıdakileri görmek istemedikleri gibi, görme çabalarını da kaybetmişlerdi. Durum epeyce değişmiş, yıllar iyi gelmiş. Artık odasına rahatça girip çıkılan, dost sohbetleri yapan ve gönlü zengin kıymetli büyüklerimiz hocalarımız, akademisyenlerimiz var. Onlardan biri de kıymetli tarihçimiz Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil.
Öğrencilerle bol örneklerle anlattığı derste sadece ders anlatmıyor bir de hayat derslerinden kısa notlar çıkartırıyor. Yani tarih uykunuz gelmeden de dinleniyor diyorsunuz. Ben çoğunluğu erkek olan bir tarih sınıfının içinde elinde notlar halinde erkek talebelerinde not aldığını görünce şaşırdım. Erkekler pek not almaz ama en iyi notları alırlar ya. Birkez daha işini hakkı ile yapan hocalarımız sayesinde yetişen örnekleri görünce onların isimlerinin giderek artacağı nesillerin geldiğini gördüm. Onlar geleceğin doçenti, bilim insanları, ilim insanları hatta profesörleri ve akademisyenleri olacaklar.
Kural, hep sahada ol. Önce araştır, sonra oku ve tüm bunların gözlemini kayıt et. Hafızan başta olarak. Yorum yok.
Öyle mübarek bir araçtı ki kalem. Mapushanedekine bile ilaçtı bazen. Bazen candan bir yoldaş. Bir kağıt bir kalem. Belki toplamı iki lira etmez. Ucuzuna pahalısına bakılmadan. Bazılarımız içindi önemli dizeleri belki bir beyaz yaprak ve ne karalarsa karalasın bir kalemcağızın meşhur ettikleri.
Ne mutlu ülkeye yön veren danışmanlarımız ile birlikte hareket eden idareciler, yöneticilerimiz, şairlerimiz mevcut. Ya yeterince sanatçımız, bilim insanımız, sayısını hatırlayamadan ülkenin dışında yaşayan bu gruptaki insanlarımız... Cevap da bizde.
En azından bir çoğunun eli kalem tutar, kulağı doğru işitir ve ağzından çıkan iki kelam alabilir de üstüne geliştirebileceğiniz projeleriniz çıkar. Yani doğru bilgi ile kimse başa çıkamaz. Lakin işin en önemli özü nedir bilir misiniz? Konuşurken susmak. En edeplice. En ahlâhlı şekli ile. Dinlemek haysiyetlice. İçimizde varolan ve bizi biz yapan mevcudiyet meselesi üstüne koyun biraz da işleyen beyin. Karşımıza çıkansa ruhu kaybetmeden gelen samimiyet. Yapmacık olmadan da hareket edebilmek.
Peki biz birbirimize karşı gerçekten samimi miyiz?
"Bazen doğru yerde, doğru şekillerde inandığınızı ve aradığınızı bulmak istersiniz". "Bilmeyiz aslında kişi kendini bilirse karşısındakini de az buçuk bilir ve tanır".
"Kendini tanımayan bir başkasını nasıl tanısın ki?" bu cümlelerin ait olduğu bir araştırmacı bilim insanı ile sohbet etmekde mutluluk sebebi olabiliyor. Özü samimiyet dolu ve kendini kurduğu işi ile tamamen insan hizmetine adamış biri. Kendisini tanımaktan gurur duyduğum, bu ülkeye hizmet için çalışan ve canla başla bir otuz yılı dolu dolu devirmiş, hala kendi öz sermayesi ile ilklerin peşinden inandığı için giden hoş sohbet bir hanımefendi. Üstelik onbeş yıllık profesör olarak üretmeye, karşısındakini önce insan olduğu için sevmeye ve hayatın içinde aslında bulunduğu makamın kendisine emanet olarak verildiği ve görevini en iyi şekilde yapmak için ifa edeceğinin aslen bilincinde biri. Ben diyor, "bir ilkokul mezununu baş tacı bile ederim".
Prof. Dr. Meral Şaşoğlu, Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı kurucu öğretim üyelerinden 30 yılı aşkın doktorluk ve akademisyenlik yaşamı boyunca yaklaşık 70 binden fazla hastayı tedavi etmiş. Etmeyede devam ediyor.
Çok önemli klinik ve bilimsel çalışmalara imza atmış. Emekliliği kabul etmeyen ve çalışmaya kendini adayan kaç kişiyiz?
Gazi Üniversitesi'ndeki görevine devam ederken Almanya Münih'te bulunan Ludwig Maximilian Üniversitesi Dermatoloji Bölümü'ne misafir öğretim üyesi olarak davet ediyor ardından özel davetli olarak Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Boston Medical School Research Center'da bilimsel çalışmalarına devam ediyor.
Türkiye'ye dönüşü ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden emekli oluyor. Prof. Dr. Şaşoğlu, 2011 yılı Türkiye'nin Kadın Girişimcisi Yarışması'nda 5600 kadın girişimciden en iyi ilk beşte yer almış. Sağlıklı yaşam, antiaging ve cilt sağlığı idealisti olarak hizmet ettiği ülkemizde herşeyin başının samimiyet ve istemek olduğunu anlattığı sohbetleri ile adından sıkça söz ettiriyor. Saç, cilt ve genel sağlık problemlerinin önlenmesi ve tedavi edilmesine yönelik yaptığı klinik çalışmalarına ve bilimsel araştırmalarına İstanbul'da devam ederken en önemli şeyler arasında Ar-Ge'nin olduğunu söylüyor. Haksız da sayılmaz. Herşeyin başı Ar-Ge neredeyse. Maddi imkanlar ve tanınan haklar bazende insiyatifler. Hayata pozitif bakabildiğin sürece yaşlanmazsın, ruhun bedenine hizmet eden elçidir derken yüzündeki doğallık ve hoşgörü bu ülkenin bilim insanlarına saygımı perçinliyor, kuvvetlendiriyor.
Gerek aile yaşantıları gerekse yaptıkları projeler ve uğraştıkları işlerle takdir edilen bu güzel insanların içimizde varolduklarını bile bilmek bile büyük huzur. Aramızda daha niceleri var ve tanıdıkça birkez daha mutluluğumuz artıyor. Başkalarının mutluluklarına şahitlik edelim. Ben şahsen tanışırken hergün bir başkası ile kitap hikayelerle. Sizde en çok benim kadar şanslısınız. Siz de tanışıyorsunuz onlarla bu satırlarda...
Konuşmak bir sanatsa, ben o sanatın içinde varım. Dinlemek kadar konuşmakta da yarışırım.
Bugünlerde nedense sanatta konuşmaya muhtaç ! Konuşanlarda dinlenmeye!
Yorumlar3