Önce eline, sonra diline hakim ol!
- GİRİŞ24.05.2012 09:23
- GÜNCELLEME24.05.2012 09:23
Çok çabuk oldu belki unutalı ama kimse unutmak istemedi. Unutmayacak ve unutulmayacak da. Ne İstanbul, ne Adapazarı, ne Kocaeli ne de Van'daki o büyük depremleri. Ne de dünyadan evimize haberler giren diğer deprem görüntülerini...Ama en büyük depremlere yol açtığımız dilimizi ve yazmamıza vesile olan kaleme de dikkat etmek de fayda var. Her duyduğunu her gördüğünü yazmak marifet olsaydı. Önce elimize, sonra da dilimize sahip olunca biraz daha tedbirli olunuyor. Boşuna değil, eline ve diline hakim olacaksın sözleri...
Bugün kamu spotu bir nebze hatırlatıyor ya da yeniden kentsel dönüşüm meselesi bizi kendimize getiriyor. Sizce? Öyle ya oturduğumuz evler ne kadar sağlam? Nerede oturursak oturalım deprem gerçeğini hayatımıza bir şekilde almanın çok geç kalmadan zamanı. Zararın neresinden dönersek kâr. Acı kayıplar yaşadık ve gerçekten çok üzüldük öyle böyle değil. Bizim başımıza gelen, dünyanın birçok ülkesine de geldi. Yalnız aradaki fark onlar tedbirlerini bizden çok çok önce aldı belkide.
Bizde de artık rayına oturan bazı gerçekler yok değil. Alışıyoruz. Gör, Duy ve Bil !!! Kısaca GDB...
Herşey zamanla daha aydınlık ve daha da şeffaf. İnanırsanız o şeffaflığı göreceğiz yoksa kendi kendimize hayıflanmaya devam. Kendimiz kadar karşısındakine de zarar bazen ziyan. Yani kısaca umutlu yarınlar. İstiyor muyuz yoksa inanmıyor muyuz? Umutlu olmak zorundayız. Zirve ellerimizle günboyu çalıştığımız belki sekiz saat, belki aralıksız konuştuğumuz 24 saat. Uyku dışındaki zamandan biz sorumluyuz. Uykusunu yarı ölüm kabul etmeyenlere sözüm yok. Lakin hayatımızda büyük afetlerden biri olarak bilinen deprem gerçeğini hafızamızda diri tutarak yaşama sıkı sıkıya teşekkürle bağlı olmak tek çözüm. Şuan teslim yaşıyoruz ve tevekkül ediyoruz. En kısa süreçte de elimizden el birliği ile geleni yapmaya gayret edeceğiz diyen sesler var. Kulak verelim. Destek olup zorluk çıkarmayalım. Yaratılış gayesi içinde büyük bir güç aslında. Yeter ki farkına varalım.
Uzun zamandır hafızalardan çıkartmaya çalışsak da bazı gerçekler hayatımızda derin izler bırakıyor. İllah düşünmek ve hatırlamak için başınıza gelmiş olması gerekmiyor hadiselerin. Deprem sırasında elinde yavrusu o şiddetli sarsıntıdan kurtulanlar, saatlerce göçük altında kalıp sürekli dua edenler, saatlerce o enkazların altından burnu bile kanamadan çıkanlar, akaba, eş, dost vb başına gelenler. Ve yeniden sıfırdan başlamak belki. Bilindik ve anılarda kalan derin duygulu o ses " sesimi duyan var mı?".
İşte sözün özü yaşıyor ve hala nefes alıyorsak bir sebebi var. Herşeyin bir nedeni olduğu gibi. Didişmelerin, dünya afetlerini önlediği nerede görülmüş ki? Yeryüzü hareketleri ile bizimle konuşuyor. Bazen şiddetli yağan yağmurun bile dilinden anlamazken, vücudun güneş görmesini bile engelleyen hatta istemeyenler var. Oysa yağmur susuzluğa, güneş de kemiklere faydalı değil miydi? Ötesinde mevsimlerin bile bir sırası varken ne haddimize kalkıp suni gündemlerle ellerimizi kaldırıp, laf dayakları ile
birbirimizi kırıp dökmeye. Dallandırıp budaklandırmaya hatta ürkütmeye gerek yok ama düşünsenize hala banyo yaparken nefesi tıkanıp aklına deprem gelenler, uyurken telaştan uyuyamayanlar, heran yanından deprem çantasını eksik etmeyenlerimiz var. Yeraltı ulaşımlarını kullananlarımız bile kapalı yer fobisinden dolayı tam kullanamıyor. kaç kişi böyle el kaldırsın?
Toplum olarak sağduyuluyuz, çok şükür hala güçlüyüz ve nice depremlere rağmen inşallah bu yüzyıl daha gerçekçi ve daha bereketli bir yıl geçirip geride kalan olaylardan ders çıkartır, birazda önünü aydınlatan birer fener yakarız. Bu bir ihtiyaç. Bunu istesek de istemesek de kabul etmek zorundayız. Allah hepimizi tüm depremlerden korusun, kollasın. (Amin)
ayazaynur1@gmail.com
Yorumlar2