Birgün ihtiyar da olacakmışız...
- GİRİŞ12.07.2012 09:25
- GÜNCELLEME12.07.2012 09:25
İlk sıktığınızda nasıl sendeler sinekler ve haşereler, bazılarımız geçmişin sarhoşu, geleceğinin de mayhoşu gibi diyen büyüklerimizin ellerinden öpüyoruz. Ve sadece şeltoksa ihtiyacımız olduğunda da kullanmadığımızı biliyoruz. Evde birkaç ufak haşerat varsa boy boy hemen tedbir alıyoruz. Haşerelere sıra gelince önlem tamam, ya peki hikayesi gerçek olanlara inanmamak ve es geçmek neyin nesidir?
Kime göre, neye göre ve ne şekilde? Geçenlerde koyu bir muhabbetin ortasında bu şeltoks muhabbeti dikkatimi çok çekti. Hatta konu başlığımda kullanabileceğimi söyleyince herkes "aman","sakın" gibi kelamlar etti. Ne kadar ağzımız olumsuz, negatif konuşmaya alışmış ya da şartlanmış. Kendinden korkar hale gelirsen yapacaklarını da ertelersin tabiki bu benim fikrim. Kimse katılmak zorunda değil, katılanlar da yok sayılamaz zaten. Yaptığımız davranışlar isteyerek ya da istemeyerek bize mâl oluyor. Bizim içimizden nasıl geldiği ve hayat okulunun bizi nasıl sürüklediği ile de ilgili birşey var aslında.
Unutmayalım ki hayat birgün gerçekten çok kısa olduğunu bize hatırlatıyor.
İkili ilişkilerde özellikle, kadın ve erkek, anne-çocuk ilişkilerinde ruhumuzu yaşlandırıyoruz. Ruhu genç olan anneler, ev hanımları, bekar kadınlarımız ve tüm bireyler bu nesil, şu nesil, o sizin zaman, bu bizim zaman diye kıyaslamıyorlar oysa. İnsanımızın haliyeti ruhiyesine bağlı yani. Biz o kadar geniş yayılıyoruz ki bunu ancak ya yetmişine gelmiş, kucağı torun dolu yaşlı insanlarımızdan anlayabiliyoruz ya da orta yaş üstü teyze ve dedelerimizi dinleyince... Ve ne kadar şükretsek az halimize, bugünümüze. O kadar yakından heyecan olup olmadığını da inceler hale geldik sırası ile.
Geçmiş 1980'li yıllar öncesi hatta daha da evveline gidelim olmaz mı? Her türlü dezenfekte ilacını keskin olarak yedikten sonra bile ölümle baş başa kalma güdüsü. Geçmiş yıllarda yaşanan, büyüklerimizin yaşadığı zorlukları unutmuş hatta bazen yok saymış gibi yaşıyoruz. O kadar hızlı okuyoruz ki hayatı. Bir başka hikayede de asıl olan gerçekçiliği koruyor ya da detaylıca öğrenmeye çalışıyoruz.
Sanıyoruz ki sonsuz bir hayat bizi bekliyor. Ancak ayna bize hafif kırışan bir yüz, rengi çekilmiş bir elin anlamını sunuyor. Ayna o sebeple de pek sevilmiyor.
Niye acaba telaşa kapılıyoruz, her yaşın ayrı bir güzelliği var ve her canlının ölümü tadacaktır...(tadacağından mı korkuyoruz?)
Tek başına bireyler gibi tepkisiz kalmak yerine hızlı ilerleyen kulvarların insanları olduk. Yani hak arayan, hak ve hukuk savaşını verip, önce kendi hakkına sonrada bir başkasının hakkına saygıyı gösterip gerisini tevekkel etmek. Yaptıklarımız, kadınlığımız ya da erkekliğimiz bir şekilde sorgulanıyor. Devir suale dayanıyor.
Eski zaman diyerek sığınıyoruz, şimdi herşey var da mutlu mu olamıyoruz ki? Analarımız ilk öğreticilerimize baktığımız zaman nasılmış? Hadi diyelim, buyrun. Burdan hikayeyi dinleyin neler neler çıkıyor altından. Kimisinin içi yakar dışı güler, kimisininse tam tersi.
''Buyrun, birgün ihtiyar da olacakmışız'', jenerasyon jenerasyon farklar mı var? Okuyup her seferinde araştırsak da, konu-komşu desek de insanlardan kalabalıktan kaçar olduk. Kalabalıklar içinde yapay yalnızlık sendromu. Şimdi imkanlar çoğaldı lakin tembellik ve üretkenlik azaldı diyebilir miyiz?
Kalabalık sofra başlarında aile sohbetleri, çocuğunuzu dinleme seansları, hafta sonu çocuklarla akraba ziyaretleri, kabir ziyaretleri, vb?
Soralım bu soruyuda kendimize, bizlere ve çıkartacaklarımız hatrına, ibret aldıklarımız var mı? Yaşlılarımızı bir dinlesek ah bir dinlesek. Ne kadar zamandır, en son ne zaman dinledin?
Hayal meyal değil geçmişte yaşadıklarımız, birgün bizlerde ihtiyar olacakmışız. Saçımıza düşen aklar, hayatımızın itirafları olacak.
O nedenle önemlidir, "gençken insan olmak."
ayazaynur1@gmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol