Ogün Samast'ın çocukluğu
- GİRİŞ27.10.2010 09:02
- GÜNCELLEME27.10.2010 09:02
Tûba Çandar'ın Hrant kitabını Amerika'ya giderken okudum. Henüz raflarda yerini almamıştı. Gece yarısı bir tanıdığımdan ödünç alarak yola koyuldum.
Uçakta okyanusu geçerken, büyük bir hayatın içinden ilerliyordum. 700 sayfalık dev biyografi çalışmasıyla Tûba Çandar, bilmediklerimizi anlatıyordu. Hrant'ın kardeşlerine, annesine, Rakel'e dair yürek burkan sahneleri samimi bir duygusallıkla aktarıyordu. Gözyaşları içinde okunan bir kitabın uzun bir yolculuğa denk düşmesi şans mı şanssızlık mı bilemiyorum. Ama sayfalar ilerledikçe anladım ki; Hrant'ın hayat hikâyesi sadece Hrant'a ait değil. Etrafında ördüğü sevgi halesi, ölümüyle daha da büyümüştü. Acıdan ve sevgiden yoğrulmuş som bir kalp olan Hrant'ın bıraktığı hayat herkese yeterdi.
Hrant'ı anlatan iki şey vardı; biri yetimhanesini terk etmemiş olması. Diğeri ise, konfeksiyonda paltolara ilik açan annenin oğlu olması. İki yakası bir araya gelemeyen bir toplumda, düğmesiz iliksiz bir toplumda açılan ilikleri, kurulan bağı temsil ediyordu sanki.
Yazının devamını okumak için tıklayın
Yorumlar2