Macron Müslüman yöneticilere ne dedi?

  • GİRİŞ01.12.2020 09:40
  • GÜNCELLEME02.12.2020 09:12

Bildiğiniz gibi Fransa’da Müslümanları hedef alan yasalar tüm hızıyla devam ediyor. Şu anda sokakların karışması, binlerce insanın polisle çatışması sizi yanlış düşünmeye teşvik etmesin. Bunların hepsi geçici. Yıllardır bu çatışmalar oluyor, insanlar ölüyor sonuç olarak çok daha ırkçı İçişleri Bakanı göreve geliyor.

 

 

Şunu iyi görmek gerekiyor aslında; hükümet iki koldan saldırıya geçmiş durumda. Bir taraftan “Genel ya da Küresel Güvenlik” yasası diğer taraftan Müslümanları hedef alan “Cumhuriyet Değerlerini Pekiştirme” yasası.

Küresel yasada özellikle 24. Madde tepkileri çekiyor. Türkiye’de “polisi videoya çekmek yasak olacak” diye tanıtılan yasa aslında çekmeyi değil art niyetle yayınlamayı yasaklıyor. Bir polisin yüzünü belirtecek şekilde yayınlamak onu hedef göstermek manasına geliyor ki bu da 5 yıl hapis ve 75 000 euro cezaya neden oluyor.

 

 

İşte burada basın özgürlüğü tartışmaları başlıyor. Şiddet gösteren polisi videoya çekip yayınlamayı “art niyet olarak” gören devlete karşı özgürlükçüler de polisin sapmalarına karşı devletin aldığı bir sigorta olarak algılıyor.

2018 yılına göre %24 artış ile 2019 yılında Fransa’da polis müfettişlerine (IGPN) 1460 şikâyet yapılmış. Polis müfettişleri polisin işlediği suçları inceleyen kurum. En çok şikâyet konusu ise (870) gereksiz yere şiddet. Ancak bu kuruma yapılan tüm başvuruların hemen hemen hepsi takipsizlik kararı ile bitmiş.

İşte böyle bir ortamda Fransız halkı buna karşı yürüyüş yapıyor. Hükümet yetkilileri yasanın yeniden yazılacağını duyurdu. Aslında hükümet te çok akıllı. Özgürlükleri kısıtlayan bir yasa çıkarıyor içine de çok uçuk kaçık bir madde ekliyor. Halk onunla oyalanırken hükümet tamam bunu geri çektim diyor ve halk zafer sarhoşluğu ile yasanın diğer maddelerini unutuyor. İşte bu yasa içinde mesela halkın Drone’lar ile izleneceği ve istihbarat toplanacağı belirtiliyor. Her şartta kullanabilecek, mahremi bitirecek bu araçlar diğer maddenin gerisinde kalmış durumda. Halbuki onun kadar karşı çıkılması gereken bir yasa.

Müslüman karşıtı yasalar

Dediğim gibi devlet aklı bazen çok fena işler. Müslümanlara karşı çıkarılan yasayı şu anda hiç kimse konuşmuyor. Fransızlar kendilerine dokunan yasalar için sokaklara döküldü ama Müslümanlar yine 60-70 yıldır olduğu gibi sessiz. Gerçekten batı devletleri çok gaddar ve zalim. Şu iki yılda Sarı Yeleklilerin verdiği zararı hiçbir zaman Müslümanlar vermedi. En acımasız yasalar karşısında bile sus pus oldular. Protesto kültürü yok, karşı çıkmak yok. Kuzu kuzu yasaları kabul ettiler. Bir tane Fransız yetkili çıksın desin ki hayır Müslümanlar şu gösterileri yaptı! Filistin için bile yürüyüşleri düzenleyenler Yahudi dernekleri oldu.

Hiç olmadı mı peki? Zamanında Milli Görüş, COJEP ve bazı Arap dernekler bu görevi yaptılar. Zamanla hem vatandaşlar katılmayı bıraktı hem devlet bu tür kurumları radikal listesine alarak itibarsızlaştırmaya çalıştı. Gelinen noktada ben son 10 yıldır Müslümanlar tarafından organize edilen kayda değer bir yürüyüş görmedim.

İşte bunun farkında olan Fransa devleti bu yasaları çıkardı, Fransızların eline de başka oyuncaklar vererek Müslümanların sürekli baskı altında olan bir toplum haline gelmesi için alt yapıyı kurmaya başladı.

Macron ve Müslüman yöneticiler

Bildiğiniz gibi geçen ki yazımda CFCM’den ve onu oluşturan kurumlardan bahsetmiştim. Özellikle de Milli Görüşün tavrını eleştirmiş ve çıkmaz bir sokağa doğru gittiğimizi anlatmıştım.

Bu yazım, aldığım bilgilere göre Milli Görüş içinde çok ses getirmiş, kızanlar da olmuş haklı bulanlar da. Birtakım nedenlerden dolayı yeniden polemiğe girmek istemiyorum. Sadece kendisini daha iyi ifade etmesi için arkadaşlarımızın röportaj teklifini kabul eden başkan daha sonra misafirlerine küstahça davranmış ve Milli Görüş camiasına yakışmayan tavırlara girmiştir. Kendisinin bu tavrından dolayı kınıyor ve koskoca camiayı kıskaç altına aldıran kararlara imza attığı için istifaya davet ediyorum.

Neyse bu konudan daha önemlisi, hatırlayacağınız gibi Macron dernek başkanlarına “15 gün içinde imamlar sözleşmesini yazın ve getirin, sabrımın sonu var, ya bizdensiniz ya da Cumhuriyet’e karşısınız” diye açıklaması basına yansımıştı.

Asıl yansımayan konuyu ben size anlatacağım. Macron orada bulunan temsilcilere iki konuda kırmızı çizgi çekmiş.

Birinci çizgi olarak “camiler asla siyasete karışmasın bunu affetmem demiş”.  İlk bakışta çok makul gelen bir talep gibi duruyor. Diyorsun yahu zaten camilerin siyaset ile ilişkisi ne ola ki? Ancak iş öyle değil işte. Bunların siyaset dediği “şu partiye oy verin, buna vermeyin, oy kullanın, kullanmayın, şu partiyi destekleyin” tarzında bir siyaset değildir.

Çok dikkat edin siyaset dedikleri camilerin “toplumsal olaylarda fikir beyan” etmesi. Yani Macron Müslümanlar ile ilgili karar alacağı zaman camilere susun diyor. Kendileri sabah-akşam Müslümanlar ve İslam hakkında konuşurken en çok konuşması gereken camilere susun diyor. Görüş bildirmeyin, namazınızı kılın, orucunuzu tutun yeter diyor (ama çocuklar tutmasın ha!).

Bakın Hac organizasyonunu da camilerin elinden alacaklar, çünkü onlar için çok büyük bir gelir kaynağı, hatta en önemli gelir kaynağı. Öyle her hafta camide mendil açmak ile camiler yönetilemez. Macron sinsice camilerin içini böyle boşaltmayı hedefliyor. Hatta daha da ileri gidiyorum okul açmanın bile bir siyasi eylem olarak görüldüğü bir Fransa’ya doğru gidiyoruz.

Kızlarımız Cumhuriyet okullarından atıldığında yıl 2004 idi. Biz ancak 2014, 2015’i bekledik okullar açabilmek için. Hem kendileri okullardan attılar hem de şimdi neden kendi içinize kapanıyorsunuz diye bize karşı “ayrılıkçı yasaları” çıkarıyorlar.

İmamlar

Macron’un diğer çizgisi de imamlar konusunda oldu. “kesinlikle bu sözleşmeyi hazırlayın yoksa biz kendimiz hazırlarız” dedi. Yani camilere eğer bize uygun bir sözleşme getirmezseniz sizi devre dışı bırakacağız ve tamamen bizim denetimimizde olan bir kurum açacağız dedi. İmamları da o kurum “etiketleyecek” demiş. Ve asla “etiketi olmayan” imamların camilerde görev yapmasına müsaade edilmemesini emretmiş. Acaba cemaate geç kalınca kendi aramızda namaz kılmak istersek “etiketli” olmamız gerekecek mi merak ediyorum.

Bir düşünün ki sabah akşam laiklik satan Fransa din işlerine bu kadar karışıyor. Geçen ki yazımda “Cumhuriyet imamlarına” değinmiştim. Burada en büyük sorun “Cumhuriyet değerleri” kavramının muallak olmasıdır. Cennet – Cehennem yoktur tabii inananlar için hariç. Dolaysıyla bir imamın hutbede “cehennemde yanacaklar” demesi bir cumhuriyetçi için hiçbir şey ifade etmemesi lazımken, “soyut kavramlar üzerinden” bile Müslümanları suçlu ilan edecekler. Velhasıl artık sorun haline gelen aşırılık değil sadece ve sadece dini kavram ve yaşam olacaktır.  

Geçtiğimiz günlerde bir Pakistanlı mülteci Charlie Hebdo’nun eski binası önünde saldırı yaparak iki kişiyi yaralamıştı. Başka bir Pakistanlı mülteci Tik Tok hesabından “Peygamberimiz için ölürüz, bunu yapanı tebrik ediyorum” diye video yayınlamış. Bu mülteci camide kalıyor ve arada sırada namaz kıldırıyormuş.

Fransız basınında bu kişi oldu “imam” ve “Peygamberimiz için ölürüz” sözü de terör propagandası sayıldı.

Hadi şimdi siz hutbede “anam, babam, canım sana feda ya Rasullulah” deyin bakalım! Bu sözleşmede dini kurallar ne denli uygulanabilecek. Yine soruyorum Macron camilerde eşcinsel evlilik haramdır demeye izin verecek mi? Kadın imam olmaz dediğinizde sizi cinsiyet ayrımcılığından hapse atmayacak mı?

Şunu da hatırlatayım ki, Diyanete bağlı bir cami imamı, camiyi ziyarete gelen kadın valilinin elini sıkmadığı için dava açılmış, mahkeme imamı suçlu bulmuş ve sınır dışı edilmişti. İşte size Cumhuriyet değerleri!   

Devletin beklentisi

Tabii Macron’un inatla anlamak istemediği ya da anladığı halde işine gelmediği Müslümanların inançları vardır ancak yaşadıkları toplumların yasalarına her zaman uymuşlardır. Bir iki sapığın yaptıkları ile tüm toplumu baskı altına almak hem Fransa için iyi değildir hem de diğer dünya ülkeleri ile ilişkilerine zarar vermektedir.

Üstelik diğer dinlere nazaran yapılan ayrımcılık çok sağlıksız nesillere gebedir. Şimdi Müslüman dernekleri eli kolu bağlı gibi durmaktadır. Türk dernekleri dirense Araplar daha “uyumlu” davranacak bu sefer kötü adam yine Türkler olacaktır.

2000’li yıllarda benim de aktif faaliyette bulunduğum bir derneğin o dönemde savunduğu tezler o gün karşı çıkanlar tarafından bugün şiddetle savunuluyor. Ne kavgalar olmuştu dün gibi hatırlıyorum. Maalesef zaman herkesi farklı kararlar almaya zorladı. Fransa’da ne tam yabancı olabildik ne tam Fransız. Türk toplumu olarak 600 yıllık bir imparatorluk geçmişi olan bir ülkenin bireyleri olarak köklerimizi unutmadık, yaşadığımız ülkeye de saygılı olduk. Birlikte yaşamanın zorluklarını bilsek de bunun mümkün olduğuna inandık.

Ancak gelinen noktada aşırılar kazandı. “ya benimsim ya toprağın” tarzı bir bekleyiş içine girdiler Türkler konusunda ve bizden asimilasyon bekliyorlar.

Halbuki Türkiye gibi bir ülkenin evlatları olan bizelr, Fransa gibi önemli bir ülkenin yurttaşları olarak daha aklıselim, daha özgür bir Fransa için mücadele edebilecek, iki ülkenin gelişimine katkı sunabilecek güce sahiptik. Fransa ırkçıları bunu bile çok gördü.

Fatih Karakaya

MedyaTurk Info genel yayın yönetmeni
https://www.twitter.com/gundemfransa

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat